17 Kasım 2018 Cumartesi

UHULETLE VE SUHULETLE…









İsrael ile Gazze’de yaşayan Araplar, 30 Mart 2018den beri  “büyük dönüş yürüyüşü” adını koydukları gösteriler yüzünden çatışma halindeler. Geçen hafta çatışmalar nispeten sakinleşmiş iken birden alevlendi ve Gazze ile İsrael büyük bir savaşın eşiğine geldi… Ne oldu da gerilim birdenbire böyle tırmandı?

11 Kasım 2018 Pazar gecesi saat 21.00 suları.
Gazze – İsrael sınırının Güneydoğu bölgesi.
Sınırdan 3 km. Gazze tarafında Han Yunes yakınları.

İçi sebze ve meyvelerle dolu sivil bir kamyonet, Gazze’nin derinliklerine doğru ilerlemekte. Arabanın ön tarafında bir erkek sürücü ve yanında başı kapalı bir kadın oturuyor. Arkada ise beş erkek var. Hepsi yerel Arap kıyafetleri giymiş yapılı gençler. Esasında kıyafet değiştirmiş seçkin İsrael komandoları. Kadın kıyafeti giyen de dâhil yedi özel İsrael komandosu, özel birlik.

Önlerine sürpriz bir barikat çıkıyor. Silahlı Araplar aracı durdurup sorgulamaya başlıyorlar. Arapların başında, evi bulundukları bölgenin yakınında bulunan Hamas’ın askeri El Kassam Tugaylarının komutanlarından Nur Baraka var.

Nur Baraka kamyonetin sürücüsüne nereye gittiklerini soruyor. Sürücü, köylere meyve ve sebze dağıtmaya gittiklerini söylüyor. Esasında kamyonette bulunan yedi komandonun tümü mükemmel Arapça konuşmasını biliyor. Nur Baraka şüpheleniyor. Komandolara kamyonetten inmelerini söylüyor. Niyeti biraz ilerideki karakola götürüp onları sorgulamak. Arkadan bir komando iniyor, peşinden ikincisi iniyor, üçüncü komando iner inmez silahını birden meydana çıkartıp Arapları taramaya başlıyor. Bir anda müthiş bir çatışma çıkıyor.

Nur Baraka vurulup düşüyor. Koruması ateşle karşılık veriyor. Komandoların komutanı İsraelli yarbay ve yanındaki komando yaralanıyor. Bütün komandolar ateşe başlayınca ortalık cehenneme dönüyor. Araplar ve İsraelli komandolar yakın mesafeden birbirilerine ateş açıyorlar. Nur Baraka, koruması ve diğer yedi Arap vurulup ölüyorlar. Beş Arap da yaralanıyor.

Kamyonete geri binen ve yaralılarını da alan komandolar gerisin geriye İsrael’e doğru hızla geri çekilmeye başlıyorlar. Anında hava desteği istiyorlar. Hazır bekleyen helikopterler hemen bölgeye ulaşıp kamyonetin etrafını cehenneme çeviriyorlar. Hiç bir Arap kamyonete yaklaşamıyor. Helikopterler hareket eden her şeyi vuruyorlar. Yere inen bir helikopter yaralıları ve diğer komandoları alıp geri dönüyor. Helikopter yaralıları hemen hastaneye yetiştiriyor. Çok kan kaybeden İsraelli yarbay ne yazık ki, kurtarılamıyor. Öteki komandonun durumu iyi. Dün akşam taburcu edildi.   

İsrael ordusu operasyonun, istihbarat ile ilgili bir hedefi oluğunu açıklamakla yetindi.

Araplar hemen misillemede bulundular. Gazze tarafından omuzdan ateşlenebilen bir anti tank füzesi İsrael askerlerini taşıyan bir otobüsü vurdu. Otobüs sadece bir-iki dakika evvel içindeki elli askeri indirmişti. Boştu. Şoförden başka sadece 19 yaşında bir asker vardı. Asker başından ve göğsünden çok ağır yaralandı. Şu anda yoğun bakımda ve durumu stabil. İsrael’de yaşayan ve yara almadan kurtulan Arap şoför sonradan şunları söyledi:

-Tanrı İsrael askerlerini seviyor. Dakikalar evvel otobüste elli asker vardı. Hepsi ölebilirlerdi. Bu bir mucize…




Bu arada şunu belirtmekte fayda var, bu anti tank füzesi pahalı bir İran silahı, bunu yazdım ki kiminle savaştığımız anlaşılsın…

İsrael hava kuvvetleri hemen misillemeye başladı. Gazze’de Hamas’a ait 100 kadar hedef vuruldu. Ancak bu iş öyle kolay olmuyor. Çünkü Hamas deyyusları askeri faaliyetleri için sivilleri kalkan olarak kullanıyorlar. Bütün askeri hedefler sivillerin arasına saklanıyor. Sivillerin ölmesini istiyorlar ki,  dünyaya “İsrael sivilleri öldürüyor” diye propaganda yapabilsinler. Bu oyuna gelmemeye çalışan İsrael, operasyonları kuyumcu titizliği ile yapmaya ve elinden geldiği kadar sivilleri korumaya çalışıyor. İddia ediyorum ve biliyorum:

 İSRAEL ORDUSU DÜNYANIN EN AHLAKLI ORDUSUDUR.

Peşinden Gazze tarafından İsrael’e 400’ün üzerinde roket atılıyor. Sivil, çocuk, hastane gözetmeksizin gönderiyorlar roketleri katiller…

İsrael “Demir Kubbe savunma sistemi” ile kendini korumaya çalışıyor. Demir Kubbe savunma sistemi düşman füzesi ateşlenir ateşlenmez radar ile bunu görüp, hızını ve açısını belirleyerek muhtemel düşeceği yeri tespit ediyor. Eğer füze meskûn bir yere düşecekse karşı füzeyi ateşleyip düşman roketini havada avlıyor. Yoksa bırakıyor denize ya da boş alana düşsün. Son saldırıda yerleşim yerlerine düşeceği anlaşılan 100 kadar füze havada yakalandı ve Demir Kubbe tarafından imha edildi. Demir Kubbe savunma sisteminin başarı oranı % 90 civarında. Dünyadaki en mükemmel sistem. Ama % 100 yok. Dünyada yok. Sonuçta Demir Kubbe bir-iki roketi ıskaladı. İsrael’de bazı kaynaklara göre 60, bazı kaynaklara göre 20 kişi yaralandı. Ancak yaralananların çoğu şok, heyecan, ayaklarını burkma, ellerini kapıya sıkıştırma gibi nedenlerden yaralandılar. Durumu kötü olan yok çok şükür. Ne yazık ki bir kişi ise roketin evine düşmesi sonucunda öldü. Ölen, kadere bakın ki, İsrael’de çalışmakta olan 40 yaşlarında bir Arap.  

Roketlerden sonra İsrael misillemesi geldi. İsrael savaş uçakları Gazze’de stratejik hedefleri vurmaya başladı. El-aksa televizyon binası vuruldu, yerle bir edildi. Hamas istihbarat binası vuruldu. Benzeri stratejik hedefler yok edildi. Ancak bu hedefler vurulmadan önce binalara çatapat misali zararsız ses bombaları atılıyor ki, binaların içindeki insanlar kaçabilsinler. İkinci bir uyarıdan sonra ise esas yok edici bombalar geliyor. Onun için bu bombalamalarda sivil kaybı yok denecek kadar az. Tekrar iddia ediyorum:

İSRAEL ORDUSU DÜNYANIN EN AHLAKLI ORDUSUDUR.

Hayatınızda, tarihte gelmişte geçmişte böyle savaşan bir ordu gördünüz mü, duydunuz mu? Sen bana, evime, okuluma, hastaneme, çoluğa, çocuğa 400 roket atacaksın, ben sana çatapatla “hadi kaçın” diye uyarıda bulunacağım…

İSRAEL ORDUSU DÜNYANIN EN AHLAKLI ORDUSUDUR.

Olayların tırmanması üzerine büyük bir savaşın, yani kara harekâtı dâhil, çıkması an meselesi idi. Mısır ve Birleşmiş Milletlerin çabaları ile durduruldu. Ancak kolay olmadı. Zoru yaşayan taraf İsrael oldu.

Okullar güneyde riskli bölgelerde tatil edildi. Merkez hemen harekete geçip çocukları Tel Aviv’de geziye getirmek için harekete geçti. Merkezde ve kuzeyde İsrael halkı evlerini güneyde alarmlar yüzünden hayatlarını sığınaklarda geçiren İsrael halkına evlerini açtılar. Kol hakavod İsrael, kol hakavod…

İsrael’in sağcı, şahin Savunma Bakanı, Liberman savaş, intikam çığlıkları atmaya başladı. Kendisi, özellikle güneyde zor durumda yaşamlarını sürdüren ve İsrael Ordusundan Gazze’ye girip bütün şer odaklarını temizlemesini isteyen İsraellilerin sesi durumunda. Ancak Netanyahu savaş istemiyor. Kabine de istemiyor. “Azınlıkta kaldım” diyerek istifa etti Liberman.

Şahsi görüşüm Liberman, savaş halinde olan İsrael’in hükümetini bu zor anında istifa ederek zora sokmamalıydı. Netanyahu şu anda başbakanlığının yanında dış işleri ve savunma bakanlığını da yürütmek mecburiyetinde kaldı. Araplar hükümeti bölmeyi başardılar. İsrael halkının büyük bir çoğunluğu, Netanyahu’ya söz geçiremeyen Liberman’ın gelecek seçimler için türbinlere oynadığını düşünüyor.

Sonunda İsrael ateşkesi kabul etti. İsrael halkı şimdi soruyor:

-Onlar bize 400 roket atarken ve biz dünyanın en güçlü ordularından birine sahipken bu ateşkesi neden kabul ediyoruz? Neden vurmuyoruz?

Netanyahu cevap veremiyor. Ancak son basın açıklamasında şöyle dedi:

-Keşke halkıma neden böyle davranmamız gerektiğini anlatabilseydim. Devlet sırlarını paylaşabilseydim.

Aaron Baruch’un  yorumu:

Güneyde alarmlarla roketlerle yaşayan İsrael halkını çok iyi anlıyorum. Hiç kolay değil. Benim de içim hırsla, şiddetle dolu. İndirin ulan şu deyyusları diye bağırasım geliyor. Ama bunun sonuçlarını da düşünmek lazım.

Dünyada İsrael kadar nefret edilen bir ülke yok. Bu nefreti daha da mı körükleyelim? 2014 Gazze savaşında Gazze’de 1200 sivil öldü. Arap, Gazze’li, şu, bu… 1200 insan. Bizden de 70 kişi. Yıkarak yapılmıyor. 1948den beri savaşıyoruz. Nereye varabildik ki? Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek aptallıktır. Kabahat onlarda demekle çözüm bulunmuyor. Savaşın bitmesi, ölümlerin durması lazım. Bu da savaşarak değil, siyasetle olmalı. İsrael’in varlığını sürdürmek ve kendini korumak elbette en temel hakkı. Ama akılla, mantıkla çözümler bulmalıyız.

Ayrıca bilgimiz olmadan fikrimiz olamaz. Kim bilir kapalı kapılar arkasında neler oluyor, neler konuşuluyor? Biz fikir yürütmek için ne kadar bilgiye sahibiz? Savaşın sonuçlarına katlanmak kolay mı? Onlarca ölü, eşi, oğlu, torunu askerde olan ailelere de sorun bakalım, onlar savaş istiyorlar mı?

Buna da çözüm bulacağız inşallah. Biz denizi bile yarıp geçmedik mi? Bunu da yapacağız, barışı da becereceğiz.

Uhuletle ve suhuletle…

Esen kalın…

Aaron Baruch  (Ankaralı)

3 Kasım 2018 Cumartesi

İSRAEL – TÜRKİYE – ALİYA 2018












2017 yılında yaklaşık 400 Türkiyeli Yahudi İsrael’e göç etti ve İsrael’de yaşamaya başladı. Bu yıl, (2018)  Türkiye’den İsrael’e göç edenlerin sayısı anlaşılıyor ki 200 civarında gerçekleşecek. Neredeyse yarı yarıya azaldı.

Acaba neden? Neden geliyorlardı, bu yıl aliya yapanların (göç edenlerin) sayısı neden azaldı? Kimler geliyor, kimler neden gel(e)miyor?

Öğrenciler geliyor, çünkü Türkiye’deki üniversitelerin verdiği eğitim hiçbir işe yaramıyor. Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında İsrael’in sekiz üniversitesinin altısı ilk beş yüz üniversite arasında. Bunlardan iki tanesi ise ilk yüz arasına girmeyi başardı. Bu üniversitelerden mezun olan çocuklar İsrael’de kolaylıkla iş bulabiliyorlar. İyi maaş alabiliyorlar. Kendileri gibi üniversite mezunu birisiyle evlendiklerinde karı koca ev geçindirebiliyorlar, hatta bütçelerine göre küçük ya da büyük, uzak ya da yakın bir ev alabilmeleri mümkün. İsrael’de çalışan kesimin % 8 i, start-up şirketlerinde çalışıyor ve onların ürettikleri, İsrael ihracatının % 48’ini oluşturuyor.  İşte bu % 8 tahmin edersiniz ki çok çok iyi kazanıyor. Bu da iyi eğitim ile oluyor.  

Yeni evliler geliyor. Hayatlarını Türkiye gibi geriye giden değil, her gün daha ileriye giden İsrael’de kurmak istiyorlar. Demokrasi (hatta fazlasıyla) , özgürlük, düşük suç oranı, hür basın, adalet ve diğer sebepler yüzünden hayatlarını modern İsrael’de kurmak istiyorlar.

Eğitim çağında çocukları olanlar geliyor. Jewish Mom’lar (Yahudi anneler) kocalarına çocukları için iyi, hatta en iyi eğitimi sağlamaları için bastırıyorlar. Türkiye’de iyi eğitim birkaç özel kolejde var. Bunların servisiyle, yemeğiyle yıllık ücretleri en az 50 ya da 60 bin lira. Belki de daha fazla… İyi de, Türk ekonomisi zaten dip yapmış.  (Bence daha dip yapmadı, Türkiye daha kötü ekonomik krizlere gebe) Birkaç zenginin dışında kim ödeyebilir bu paraları?  İki çocuk okutan bir aileyi düşünün. Çaresiz kalan aileler bedava eğitim için İsrael’e geliyorlar.

İsrael’de liseye kadar eğitim bedava. Üç yaşa kadar kreşler paralı, üç yaştan sonrası parasız. Servis filan yok. Her kes mahalledeki okula gider. Gençler liseden sonra askere giderler. Yükseköğretim askerlikten sonra başlar. Üniversiteler paralıdır. Yıllığı 10, bilemedin 15 bin şekel civarındadır. Pek çok üniversite öğrencisi hem çalışır hem okur. Mezun olduklarında askerliklerini yapmış, iş tecrübesine sahip, elinde diploması olan taş gibi çocuklar olurlar. Hayata hazırdırlar…

Eğitim artık eskisinden çok çok daha önemli. Hatta hayati derecede önemli. 2017 yılında doğan çocukların % 68’inin yapacakları meslekler bugün daha icat edilmedi. 2050 yılında dünya ekonomisinin % 50’sini meydana getirecek sanayilerin daha ismini bile bilmiyoruz. Sağlam üniversitelerden sıkı eğitim almamış çocukların, anne babalarının hayatlarını taklit ederek hayatlarında başarıya ulaşmaları mümkün değil.

İşte bu sebeplerden Jewish Mom’lar çocukları için kocalarına bastırıyorlar, fedakârlıklara katlanıyorlar ve ailelerine öncülük ediyorlar. Jewih kadın aliya yapmak isterse onu kimse durduramaz, gitmek istemezse de kimse götüremez…

Bir de çocukları İsrael’de yaşamayı seçmiş anne babalar yaşamak İsrael’e geliyorlar. Ne yapsınlar, emeklilik çağına gelmiş anne babalar çocuklarıyla torunlarıyla bir arada olmak istiyorlar. Varsa işlerini kapatıyorlar, ya da yapabilirlerse devrediyorlar, evlerini mülklerini satıp geliyorlar. Varlıklı olanların bazıları hem orda hem burada yaşıyorlar.

Ekonomik sebepler yüzünden de gelenler de var. Türkiye’de sıfırı tüketmiş, hayata yeniden en baştan başlamak zorunda kalanlardan bazıları, Türkiye yerine İsrael’de yeni bir başlangıç yapmayı tercih ediyorlar.

Bunun dışında sebepler yüzünden gelenler de vardır. Ama aliya yapanların çoğu bu sebeplerden gelmekte.

Gelenlerin yok denecek kadar azı birinci sebep olarak milliyetçi ye da dini sebepler yüzünden geliyor. Belki bu nedenler de etken olmuştur ama muhakkak ki sebeplerden birincisi değildir. Özellikle milliyetçi hisler daha sonradan yavaş yavaş oluşuyor ve gelişiyor.

Gelenler azaldı çünkü, İsrael’e gelebilecek, ya da gelmek isteyen Yahudiler ’in çoğu zamanında geldi.  Şimdi ise aliya planları yapanların bazıları, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sebepler dolayısıyla tahmini geliş bütçelerini gerçekleştiremiyorlar. Evlerini satamıyor, işlerini devredemiyor, alacağını tahsil edemiyorlar.  Neyle gelecekler, gelecek halleri kalmadı…

İsrael’de yaşayan Turkanos’ların (Türk asıllı İsraelli Yahudiler)  bazıları, Türkiye’deki soydaşlarına her vesileyle “gelin, aliya yapın” diyorlar. Hatta bazen birileri arada bir çıkıp “oradaki lüks hayatı bırakıp ta gelemezsiniz tabii”  diye bir de gönderme yapıyor. Gerçekten Türkiye’de bir zamanlar Yahudilerin çoğunun oldukça güzel müreffeh bir hayatı vardı. Giderek azaldı. Pek çok Yahudi parasını kaybetti, ya da yedi bitirdi. Bu gün artık o “adada yazlık, boğazda balık” hayatını yaşayan çok az Yahudi kaldı… Onlarında çoğu neredeyse emekli olmuş insanlar. Bu saatten sonra lisan bilmeyen, bugünün bilgisayar dünyasına ayak uyduramayan, kendilerine yabancı, alışkanlıkları yaşamı tamamen farklı olan İsrael’e göç etmeleri beklenemez. Adam telefonunu bile doğru dürüst kullanamıyor. Hayatını bu teknoloji ülkesinde nasıl sürdürecek?

Unutmamak gerekir ki, bir de herkesin kendi özeli var. Gelmek ya da kalmak için kendine göre çoğunun bir sürü sebebi var. İsrael halkı çok mutlu bir halk olmasına rağmen (dünyada en mutlu onuncu ülke) kolay bir ülke değil. Bu günkü devirde herkes nerede yaşıyorsa yaşasın durumunu, yaşadığı yeri, her ülkenin olanaklarını bilebilecek kadar bilgili ve bunu değerlendirecek kadar akıllı. Kimse kimseye, sorulmadıkça akıl vermemeli. Sonuçta herkes aldığı kararların sonuçlarını yaşayacak…

Aliya her zaman geçerli ve İsrael için çok kıymetlidir. Yıllar evvel aliya yapmış olanlar, daha önce geldikleri için yeni aliya yapanları kendilerinden küçük görmemeli, üstünlük taslamamalı. Eski aliya yapanların yeni göç edenlere “kıdem koşması” kadar bir saçmalık olamaz.

“Ben buraya 60 sene evvel geldim, sen daha dün gelmişsin,  bana….”  Böyle saçma cahil ve aptalca konuşmalar çok yanlış, olmamalı…

Nereden, hangi ülkeden gelirse gelsin, İsrael için her aliya tamamen eşittir ve çok kıymetlidir.

Göç edenler paralı ya da parasız gelsin, önemli değil, her aliya İsrael için eşittir ve çok kıymetlidir.

Kim ne zaman gelirse gelsin, dün gelen de, 60 sene evvel gelende eşittir ve İsrael için çok kıymetlidir.

İsrael   EŞİT   ve hür insanların demokratik olarak yaşadığı bir ülke… Biz birbirimize göz seviyesinden bakmalıyız. (Avi Beto’nun çok sevdiğim lafı) Kimse kimseden üstün değil. Böyle, benden daha evvel aliya yaptığı için, bana ya da yeni gelen göçmenlere üstünlük taslamayı düşünen zavallılar varsa, ancak onlara cahillikleri yüzünden acırım…60 senede hiçbir şey öğrenememişler, boşuna yaşamışlar hayatlarını.

2018 yılında İsrael’e 33.518 kişi aliya yaptı. (Rusya’dan 8.757 - Ukrayna’dan 6.688 - Amerikadan 5.290 - Fransa’dan 2814 - Etopya’dan 905 kişi ve pek çok başka ülkelerden)

2018 yılında Türkiye’den gelen yaklaşık 200 kişi ki bunların yaş ortalaması çok genç, hatta çoğu çocuk, diğer aliya yapanlar kadar çok kıymetli, eşit ve vazgeçilemezdir. Sayının azlığı önemli değil, gelmeleri önemli, cesaretleri önemli.

İsrael sizlerle, bizlerle, hep beraber ilerleyecek.  Bruhim abaim…

Hoş geldiniz…
Mazal tov…
Şansınız açık olsun…

Yenisi eskisi, zengini fakiri, siyahı beyazı, kuzeylisi güneylisi, çocuk yaşlı biz İSRAEL’iz. Hepimiz biriz, eşitiz ve İSAEL’i meydana getiriyoruz.

Gelmelerine sebep olanlara, gelmeleri için yardım edenlere, geldiklerinde onlara yardımcı olanlara yürekten alkış ve teşekkür… Ve en çok teşekkür sizlere yeni oleler, geldiğiniz için…

Yardım deyince, müthiş bir organizasyon ile KULA müzikalini İsrael’e getirmeyi başaran ve bunun sayesinde hatırı sayılır bir gelir elde edip bunu öğrencilere burs olarak dağıtacak olan, hiçbir menfaati olmadığı halde Türkiyeliler Birliği çatısı altında gecelerini gündüzlerine katan çok değerli kardeşlerime, başkanları Ovi Gülerşen ve yürütme kurulu başkanı Av. Yakup Barokas’ın şahsında teker teker teşekkür ederim. Hizmetleriniz büyüktür. Helal osun sizlere…

Esen kalın…

Aaron Baruch  (Ankaralı)





26 Ekim 2018 Cuma

LİNET’İN KONSERİNE GİDENLER, BU YAZIM SİZLERE…












İkinci dünya savaşı sona erdiğinde Fransa’da işgal sırasında, Alman subayları ile düşüp kalkan kadınlar yakalandıkları yerde saçları kazınarak cezalandırıldılar…

Bu gün yaşadıkları vatanın aleyhinde davranışlarda bulunanlara, ülkesinin sırlarını satanlara, vatanı hakkında düşmanca beyanatta bulunanlara böyle bir ceza verilmiyor. Ancak “vatan haini” deniyor.

Şarkıcı Linet geçen hafta İsrael’de bir konser verdi. Bir sürü İsrael’li, çoğunlukla Türk asıllı olanlar o konsere gitti. “Eller havaya” yaptılar, coştular, eğlendiler, onunla beraber söylediler, yetmedi canlı yayın yaptılar…

ŞARKICI LİNET, SANATIN  VE DÜŞÜNCELERİN BENİ İLGİLENDİRMİYOR… AMA İSRAEL KARŞITI BİR MİTİNGDE, FİLİSTİN BAYRAKLARI İLE DOLU BİR ALANDA, KÜRSÜDEN “ULUSLARARASI SULARDA YAPILAN BU SALDIRIYI (MAVİ MARMARA)    ŞİDDETLE KINIYORUM” DERSEN SEN BİZDEN DEĞİLSİN.

Linet’in düşüncelerine karışamayız. Her kes istediği gibi düşünebilir. Demokrasi böyle bir şey…

Sözüm Linet’e değil… O konsere giden, kendini İsrael’li olarak tanımlayan kendini bilmezlere…

Yuh size be! Yazıklar olsun sizin İsrael vatandaşlığınıza… Yırtın cebinizdeki İsrael kimliklerini… Yıldız Tilbe’yi de çağırın, onun da konserine gidin, onunla da hoplayıp zıplayıp eğlenin…

Mavi Marmara olayına hiç girmeyeceğim. Sadece şu kadarını söyleyeyim ki, uluslararası pek çok kuruluşa taşınan bu olayda İsrael aleyhine hiçbir karar çıkmamıştır. İsrael mavi Marmara olayında haklıdır. Kendini korumaya hakkı vardır. Fazla uzatmayacağım. Konumuz bu değil.

Dediğim gibi sözüm o konsere gidenlere…

Bu kadının Türkiye’de sahnelere çıkabilmek uğruna, üç kuruş menfaati için, İsrael karşıtı bu mitingde boy gösterdiğini, Filistin bayrakları altında kürsüye çıktığını bilmiyor musunuz?

Cahilliğinizden gittiniz o konsere desem, bu devirde bu nasıl cahillik? Hiç mi okumadınız, hiç mi işitmediniz?

Geri zekâlılıktan desem geri zekâlılara hakaret olur.

Düşünemediniz desem, yok artık be, nasıl olur da bu kadının konserine gitmenin İsrael karşıtlığını desteklemek olduğunu düşünmezsiniz?

Sizdeki nasıl bir mide, nasıl bir vicdan, nasıl bir aidiyet duygusudur? O konsere nasıl gidersiniz? Bu kadınla aynı havayı nasıl solursunuz?

Sınırda evlerimizi korumak için bekleyen, çarpışan askerlerimizden de mi utanmıyorsunuz?

Güneyde roketler yüzünden hayatlarını sığınaklarda geçiren İsrael’li kardeşlerimin yüzüne nasıl bakacaksınız?

O konsere gidenler, çıkın benim sayfamdan, çıkın benim arkadaşlığımdan, benim için İsrael’li değilsiniz… Beni okumayın bile, selam da vermeyin… Gidin Gazze’ye, geçin karşı tarafa, lastik yakın, taş atın, yaralanırsanız Hamas’tan para alın, size ancak bu yakışır…

Bir de konserden canlı yayın ha… Yuh be… Yazıklar olsun…

Linet, işgal altındaki Fransa’da, bir Alman subayı ile aşk yaşayan ve “kalbim Fransız, kıçım uluslarası” diyen Fransız sanatçı Arletty ile kendi küçük sanatı ve yüreği dev “kaldırım serçesi” Edith Piaf’ın hayatlarını oku. Belki ne demek istediğimi anlarsın…

Aaron Baruch  (Ankaralı)

Linetin mitingdeki konuşması:

20 Ekim 2018 Cumartesi

İSRAEL ACABA KORKAK MI?










Gazze’de yaşayan ve kendilerine Filistinli diyen Araplar 30 Marttan beri her cuma günü yaptıkları gösterilere bu hafta da devam ettiler.

Yaptıkları gösterilere “büyük dönüş yürüyüşü” diye bir de isim takmışlar. Yalancı ve sahtekâr yandaş Türk basını da bu konudaki haberleri devamlı olarak “barışçı gösteri” diye veriyor.  Hayır efendim, bu gösteriler hiç ama hiç barışçı değil. Türk basınından bu olayları takip edenler, bir de benden okuyun, bakın bakalım barışçı mı? PKK ne kadar barışçı ise, Hamas da o kadar barışçı…

Hamas, Gazze’de yaşayan Araplar’ı her cuma günü otobüslerle sınıra taşıyor. Kimisine göre, gelenlere on dolar ücret ödüyor, yaralananlara ayrıca ödeme yapılıyor. Ölenlerin ailelerine de daha fazla para veriyorlar.

Gazze’de işsizlik dünya rekorlarını zorluyor. Bir yandan para için, diğer yandan Hamas’ın baskısı yüzünden zavallı kurban Araplar çoluk çocuk mecburi sınıra geliyorlar.  Henüz altına bez bağlanan küçücük çocukları bile getiriyorlar.

Bunlar hiç de barışçı gösteriler değil. Yapılan bu gösterilerde bugüne kadar binlerce oto lastiği yakıldı. Oluşan hava kirliliği insan sağlığını tehdit eder düzeyde. Uçan balonlara ve uçurtmalara bağladıkları yanıcı maddelerle İsrael tarafında binlerce hektar yeşil tabiat örtüsünü, sera ve tarlayı, ormanlık alanı içindeki canlılarla birlikte yaktılar. Tabiat örtüsü yok oldu. Milyarlarca dolarlık hasar var.

Kazdıkları tünellerden sınırdaki çitin altından veya üstünden, olmadı denizden İsrael tarafına geçip katliam yapmak istiyorlar. İsrael askerlerini ya da vatandaşlarını kaçırmak istiyorlar. Kaçırabilirlerse bunu İsrael’e karşı kullanacaklar. 2011 yılında, rehin tutulan İsrael askeri Gilat Şalit’in serbest bırakılması karışlığında İsrael hapishanelerindeki BİN YİRMİ YEDİ Arap terörist serbest bırakılmıştı. Adamlar her yıl bunu kutluyorlar. Dört gün evvel yine bu anlaşmanın yedinci yılını kutladılar. Bu serbest bırakılan teröristlerden pek çoğu tekrardan İsrael’e karşı eylemde bulundular, kimi ölüp gitti, kimisi tekrar hapishaneye döndü. Bugün hala Hamas’ın elinde, düşen iki  İsrael askerinin cesedi var. İki de sivil İsraelli rehin tutuluyor.

Barşçı (!) gösteri yapmaya gelen çoğu Hamas üyesi Araplar sınırdaki çitleri ve tel örgüleri zorlayıp aşmaya çalışıyorlar. Deli gibi bir güruh çılgıncasına çitlere tırmanıyor. Diğer tarafta evini ve topraklarını savunmaya çalışan İsrael askerleri sınırı koruyorlar ve geçmeye kalkanlara ateş açıyorlar. Mümkün olduğunca ayaklarından bacaklarından yaralayarak durdurmaya çalışıyorlar. Ama arada ölenler de oluyor. Bugüne kadar 200 kadar Arap öldü. Yirmi bine yakın yaralı var. Eğer öldürmek için ateş açılmış olsaydı acaba kaç ölü olurdu? Geçen hafta sınırı aşan beş Arap serserisi askerlerle burun buruna geldi. Araplardan biri İsrael askerinin silahını kapmaya kalktı. Anında otuz kurşun yiyip hurilerine kavuştu. Ötekiler ya kaçtılar ya yaralandılar ama def olup kendi taraflarına gittiler.

Şimdi Türk vatandaşlarına sesleniyorum. Yunanistan sınırında Yunan vatandaşları, Kapıkule sınır kapısından ellerinde bıçaklarla, satırlarla çılgınca Türk öldürmek ya da kaçırmak için sınırı geçmeye kalkarsa ne olur? Türk askeri vatandaşlarını korumak için ne yapar? 

İsrael Gazze sınırının çok yakınında İsrael çiftlikleri seraları tarlaları kibutzları var. Orada İsraelliler yaşıyorlar. Askerler de onları korumak için elinden geleni yapıyor.

Bu arada İsrael masum Araplar’ı öldürüyor diyerek vaveyla ediyorlar. Bu hafta Gazze’den atılan bir roket az kalsın bir faciaya sebep olacaktı. Demir Kubbe savunma sistemi roketi ıskaladı. Roket Ber Şeva’da üç çocuklu bir ailenin evine isabet etti. Çocukların annesi alarmı duyar duymaz gece yarısı olmasına rağmen hemen çocuklarını uyandırıp sığınağa soktu. Kapıyı kapatmalarından birkaç saniye, sadece birkaç saniye sonra roket tam çocukların odasına düştü. Ev cehenneme döndü. Neredeyse tamamen yıkıldı. Çok şükür yaralanan ya da ölen yok. O kahraman anneye Araplar çok şey borçlu. Gerçek bir wonder woman olan o anne çocukları kurtaramasaydı bu gün İsrael, Gazze’de taş üstünde taş bırakmazdı.  Bu mu barış isteyen Hamas?

Geçen hafta çalıştığı iş yerine elinde silahla gelen Arap, İsrael’li genç bir anneyi ve bir babayı ellerini ayaklarını bağladıktan sonra yakın mesafeden ateş ederek ikisini de öldürdü. Genç annenin küçücük bir bebeği, babanın ise üç çocuğu vardı. Katil henüz yakalanmadı. O genç kadının kocası bir haftadır karısının mezarının başında, veda edemiyor sevgili eşine, ayrılamıyor karısından. Bu mu barışçı? Allah belanızı versin.

Hamas bütün bunları neden yapıyor? Çünkü kanla yaşıyorlar. İsrael’i savaşa zorluyorlar. Niyetleri İsrael’in sabrını taşırmak. Ölen Araplar umurlarında değil.

Bu arada özellikle Gazze sınırına yakın İsrael vatandaşları da haklı olarak, Netanyahu hükümetine baskı yapıyor. Aylardır yangınlarla, öldürülme ya da kaçırılma korkusuyla, alarmlarla, sığınaklarda yaşıyorlar.  Ordunun Gazze’ye girip şer yuvalarını temizlemesini istiyorlar ve bu yönde hükümete baskı yapıyorlar.

Peki, İsrael neden Gazze’ye şöyle sıkı bir tokat atıp yere sermiyor?

Eğer İsrael 2014’deki gibi karadan, denizden havadan, Allah ne verdiyse Gazze’ye girerse bunun sonuçları ne olur diye düşünmek lazım. Dünya kamuoyunda yine Gazze’yi, mazlumları(!)  ezen katil İsrael imajı oluşacak.

Böyle bir savaşta elbette ki İsrael’in de kayıpları olacak. Bunu sivil, politikacı, asker kimse istemez.  

İsrael yine savaşı başlatan taraf olarak suçlanacak.

ABD başkanı Donald Trump İsraeli görülmemiş bir şekilde destekliyor. İsrael’in Gazze ile savaşa tutuşması tam da Amerika’da ara seçimler yapılması arifesinde onu zor durumda bırakabilir. Bu İsrael’in hiç işine gelmez. Trump bir dönem daha başkan kalmalı.

Unutmayın ki zaman bu sefer İsrael’den yana. Aylardır yapılan gösteriler bütün dünya televizyonlarından veriliyor. Gerçekleri herkes görüyor. Dünya, sonunda tabiatı yakan, havayı kirleten insanları kaçırmaya ya da öldürmeye kalkan bu güruhun maksadını da, ne yaptığını da öğrenecek.

Hamas’ın bu uğurda harcadığı ciddi bir para var. Sonunda para da onlar için sorun olacak. Bunlara para verenlerde bunlardan bıktı… Sonunda ya duracaklar, ya da dünya bunları durduracak.

Unutulmamalı ki zayıf bir anımızı bekleyen İran,  Hizbullah gibi düşmanlarımız var. Böylesi bir savaş Gazze ile sınırlı kalmayabilir. Suriye’deki durum ise hepinizin malumudur. Bir ateş çemberinde yaşıyoruz.

Öte yandan İsrael Eurovision ile mükemmel bir imaj yenileme fırsatı yakaladı. Altı yedi ay sonra Eurovision şarkı yarışması Tel Aviv’de yapılacak. Biletler şimdiden tükendi. Bu kendimizi tanıtma fırsatını savaş ile gölgelemek ya da tamamen kaçırmak hiç işimize gelmez.

İsrael topyekun bir savaşa girmek taraftarı değil. Çok mecbur kalmazsa bunu tercih etmeyecek gibi görünüyor...

İsrael, Gazze'nin suyunu kesecek, gazını kesecek, elektrik vermeyecek, sınır kapılarını kapatacak, denizde avlanma alanını daraltacak, bu şekilde hamas'ı durdurmaya çalışacak. Bu uygulamalardan bazı devreye konuldu bile...

Ne İsrael korkaktır ne de Netanyahu. Eski bir asker olan Netanyahu, Şimon Perez’in cumhurbaşkanlığı döneminde İran’a saldırma kararı almıştı. Onu son anda durduran Perez olmuştu. Netanyahu şimdi Gazze’den mi korkacak? Hem de İsrael’in gerek askeri gerek ekonomi olarak en güçlü olduğu dönemde… Şunu unutmayın ki gerçekten Netanyahu gelmiş geçmiş dünya liderlerinin en zekilerinden biridir. Politika akılla yapılır. Fevri hareketlerin sonuçları çok kötü olabilir. Savlanut (sabır) …

Esen kalın.

Aaron Baruch  (Ankaralı)