24 Ekim 2020 Cumartesi

KİME NİYET, KİME KISMET…

 





BAE ve Bahreyn’den sonra dün Sudan da İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıkladı. İbrahim anlaşması ile başlayan koalisyon büyüyor. Suudi Arabistan’ında pek yakında barış kervanına katılacağı gözlemleniyor. İnsanın gözlerine de kulaklarına da inanası gelmiyor.

Bu barışın altında muhakkak ki karşılıklı çıkarlar var. İran tehdidindeki körfez ülkeleri “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesinden yola çıkarak İsrail ile normalleşme anlaşması imzaladılar. Böylece İran karşısında yeni bir koalisyon oluştu. Suudiler de katılırsa koalisyon daha da genişleyecek.

Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir başka çıkar da ekonomiktir. 1967 yılındaki Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki 6 günlük savaşta Süveyş kanalı batan gemiler yüzünden kapanmıştı. İran petrolü Avrupa’ya artık daha geç ve daha pahalıya ulaşabiliyordu. Bir çözüm bulundu. O zaman İran’daki İsrail dostu Şah rejimi ile İsrailliler, İsrail’in güney ucundaki Elat Limanından Akdeniz kıyısındaki Ashkelon limanına uzanana 254 km’lik bir petrol boru hattı düşündüler. Böylece İran petrolü kolaylıkla Akdeniz’e ve oradan da Avrupa’ya ulaşabilirdi. Her iki ülke eşit oranda yatırım yaparak bu petrol boru hattını (EAPC) gerçekleştirdiler. 42” genişlikteki, günde 600 bin varil kapasiteli bu hat 1969 yılında devreye girdi ve 10 yıl boyunca servis verdi.

Ne yazık ki 2014 yılında bir sızıntı çok büyük bir tabiat faciasına yol açtı. Petrol boru hattındaki bir çatlak geyik türlerinin ve palmiye ağaçlarının yoğun bulunduğu İsrail’in Arava bölgesinde belki etkileri 50 yıl silinemeyecek büyük bir çevre felaketine sebep oldu.

1979 yılına gelindiğinde İran’da İslami devrim oldu ve Humeyni ile birlikte İsrail düşmanlığı başladı. EAPC artık devre dışı kalmıştı.

Ancak  2003 yılında EAPC için başka bir alternatif doğdu. Rus petrolü bu yol tersine kullanılarak pekâlâ güney Asya’ya ulaşabilirdi. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossisk limanından yola çıkan Rus tankerleri petrolü Ashkelon limanına getirecek, bu sefer petrol ters yönde hareketle Elat limanına varacaktı. Oradan da yine tankerlerle Güney Asya’daki tüketicilere ulaşacaktı. Süveyş kanalı yoluna göre daha kısa ve daha ucuz olan bu proje kabul gördü ve zaten hazır olan hat kullanılmaya başlandı. Artık Rus petrolü İsrail üzerinden akıyordu.

Şimdilerde EAPC çok kıymete bindi. Ağustos ayına ABD arabuluculuğu ile normalleşme anlaşması imzalayan İsrail ile BAE, körfez petrolünün İsrail’e ait boru hattıyla Akdeniz üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda geçen haftalarda mutabakat paktı imzaladılar.

Anlaşma İsrail hükümetine ait EAPC ile BAE merkezli MED RED-Land Bridge şirketi arasında imzalandı. RED-Land Bridge şirketine İsrail de ortak. İmza törenine ABD hazine bakanı Steven Mnuchin de katıldı.

EAPC CEO’su İzak Levi, “bu anlaşmanın birçok kapıyı açabileceğini, Süveyş kanalındaki petrol sevkiyatının %12 ile 17 arasındaki bir bölümünün bu hatta aktarılabileceğini” söyledi.

Reuters haber ajansı, anlaşmanın yılda 700 ila 800 milyon dolar değerinde olduğunu yazdı.

Artık söz konusu olan petrol, İsrail ile normalleşme anlaşması yapan bütün körfez ülkelerinin petrolü. Süveyş kanalı yolundan çok daha kısa ve çok daha ucuz olan bu hat için sözleşmeler, anlaşmalar peş peşe imzalanıyor veya imzalanmak üzere.

İsrail’in Globes gazetesi Kudüs yönetiminin Suudi petrolünün İsrail üzerinden Akdeniz’e, oradan da Avrupa ve Güney Amerika’ya ulaştırılması için İsrail ile Suudi Arabistan arasına petrol boru hattı inşa edilmesini öngören bir projeyi BAE aracılığı ile Riyad’a sunulacağını yazdı.

Dedim ya, Suudiler de yolda diye, pek yakında Suudi Petrolünün de bu hattı veya yeni yapılacak bir petrol boru hattını kullanması çok büyük bir olasılık. Düşünsenize, Suudi petrolü İsrail üzerinden akacak… Gerçekten insanın inanası gelmiyor.

İran’daki 1979 İslam devriminden sonra ortaklık çöktü. İsrail’in eski ortakları şirketteki paylarını tekrar elde etmek için konuyu İsviçre Tahkim mahkemesine götürdüler. Salyangoz hızıyla ilerleyen mahkeme 20 yıllık tahkim süresinin ardından 2016 yılında İsrail’i “boru hattına el koyduğu gerekçesiyle” 1,1 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. İsrail ise “bir düşman devlet ödeme filan yapmayız” diyerek bu talebi reddediyor.

Ne diyelim de mijor, a mijor… (daha iyiye inşallah)

Aaron Baruch (Ankaralı)

Kaynakça:

Sözcü Gazetesi: https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/israilin-gizemli-boru-hatti-iran-icin-yapilmisti-ama-arap-petrolunu-tasiyacak-6093022/

İslami Analiz: https://www.islamianaliz.com/h/12947/israilin-gizemli-boru-hatti-ve-turkiye-baglantilari

The Tımes of Israel: https://www.timesofisrael.com/israeli-firm-signs-deal-to-pipe-uae-oil-to-europe/

Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Trans-%C4%B0srail_petrol_boru_hatt%C4%B1

EAPC: https://www.eapc.com/about-us/company-profile/

Anadolu Ajansı: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-korfez-ulkelerine-petrol-ve-dogalgaz-boru-hatti-kurulmasi-teklifi-sunacak/1975989

Hürriyet Gazetesi: https://www.hurriyet.com.tr/dunya/israil-de-cevre-felaketi-27709520

17 Ekim 2020 Cumartesi

EYYY SUUDİ ARABİSTAN…

 



Suudi Arabistan ile Türkiye arasında neticeleri önemli boyutlara varabilecek siyasi ve bunu takiben ekonomik bir sürtüşme yaşanıyor... Önce Suudi Arabistan’ın ekonomisine kısa bir göz atalım.

Bir zamanlar halkından hiç vergi almayan Suudi hükümeti %5 olan KDV’yi %15’e çıkarttı. Ayrıca gelecek aydan itibaren halka verilen geçim yardımının iptal edileceği duyuruldu.

Geliri büyük çapta petrole dayanan Suudi Arabistan, küresel petrol fiyatlarının geçen yıla kıyasla yarıdan aza düşmesi ve gelirlerin %22 azalması dolayısıyla büyük petrol projelerini rafa kaldırmış bulunuyor.

Hiçbir netice alınamayan ve 6 yıldır süren Yemen savaşı da Suudi Arabistan ekonomisini olumsuz etkiliyor.

Dünyanın en büyük şirketi olma özelliğini koruyan Suudi devlet petrol şirketi ARAMCO’nun geliri yılın ilk çeyreğinde %25 düştü. Aramco hisselerinin çoğu devletin elinde ve şirketin geçen yılki değeri 1,7 trilyon dolardı. Bir başka deyişle Aramco, Google + Amazon kadar değerli. Suudiler Aramco’nun sadece %1,5’ini 25 milyar dolara satarak tarihin en büyük halka arzını gerçekleştirdi.

Suudiler’in sıkıntı halinde baş vuracağı bir de Kamu Yatırım Fonu da var ki şu andaki değerinin 320 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Bütün bunlara rağmen Körfez Bölgesi Uzmanı Michael Stephens “krallığın ekonomisi korkunç durumda, normale dönmesi zaman alacak” dedi.

Gelelim işin Türkiye’yi ilgilendiren noktasına. Malum, Arap dünyası ya da Ortadoğu kamplara ayrılmış durumda. İran, Türkiye, Katar karanlık tarafta ve İran tehdidindeki BAE ile Körfez Ülkeleri ve Suudi Arabistan diğer tarafta olmak üzere gruplaşmış vaziyetteler. Düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla BAE ve Bahreyn İsrail ile barış, daha doğrusu normalleşme anlaşmaları imzaladılar. Suudi Arabistan’ın da yolda olduğu söyleniyor.

Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki konsolosluğunda işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetini Türk makamları ısrarla incelemeye ve takibe devam ediyor. Suudileri kuyruğundan yakalamış bir türlü bırakmıyor. Zaten aradaki siyasi zıtlık dolayısıyla iki ülke arasındaki sürtüşme devam etmekte olduğu için Suudiler’de Türkiye’ye karşı yaptırımları devreye koymaya başladı. Zaten her fırsatta Türkiye’yi dışlayan, hatta Osmanlı izlerini yok etmeye devam eden Suudiler geçenlerde de Riyad’da bulunan Kanuni Sultan Süleyman Caddesinin adını değiştirdi, tabelalar söküldü.

Sessiz sedasız Katar’da askeri üs açan Türkiye aynı şekilde Suudi Arabistan’da da bir askeri üs açma girişiminde bulunmuş, fakat Suudiler Erdoğan’a kapıyı göstermişlerdi.

Suudi Arabistan son bir yıldır aba altından sopa göstermeye ve Türk mallarına örtülü ambargo uygulamaya başlamıştı. Özellikle yaş sebze ve meyve ihracatında Türk malları gümrüklerde kasıtlı olarak bekletilerek çürümelere sebep oluyorlardı.  Şimdi bu yaptırımları daha da genişletmeye başladılar. Temmuz ayından bu yana ithalatçı firmalara Türkiye’den mal alınmayacağına yönelik resmi, imzalı taahhüt alıyorlar. Suudi Arabistan Türkiye’den 2019 yılında 3,1 milyar dolar mal almıştı.

Suudi Arabistan yönetimi şimdi vatandaşlarını bizzat arayarak “Türkiye’de gayrı menkul almayın. Mevcut taşınmazlarınızı da satın, Türkiye’den çıkın” demeye başladı. Veliaht prens Muhammed Bin Selman’ın talimatı ile Türkiye’den ev alan Suudi vatandaşların evlerinin satmalarının istenmesi Türk gayrı menkul piyasasında çok olumsuz karşılandı. Suudi vatandaşları Iraklılardan sonra Türkiye’de en çok yatırım yapan yabancılar konumundaydı. TUİK verilerine göre yabancılara son beş yılda 122 binden fazla konut satıldı bunun %10,3’ünü (10,653) Suudi’ler almıştı.

Ülkenin İç İstihbarat Birimi Mabahith para çıkışlarını yakın takibe almaya başladı, ayrıca Türkiye’ye 100 bin doların üzerinde para gönderen çok sayıda Suudi vatandaşına da para cezası kesiliyor. Türkiye ile ticaret yapan iş adamlarına da bu ticaretten vaz geçmeleri yönünde ağır baskılar var.

Bu kararlar zaten köşeye sıkışmış bulunan Türk Ekonomisini nasıl etkiler? Elbette ki çok olumsuz etkiler. Türk makamları Suudi yetkililer ile görüşmek için randevu dahi alamıyorlar. Suudi Arabistan ile sorunların uzun bir süre çözülemeyeceği meydanda.

Başkan Erdoğan bakalım Suudilere de “eyyy Suudi Arabistan” diye seslenecek mi?

Kıssadan hisse: RÜZGÂR EKEN FIRTINA BİÇER…

Esen kalın.

Aaron Baruch  (Ankaralı)


NOT: Anadolu ajansının RYAD YÖETİMİ TÜRK ÜRÜNLERİNİ NİÇİN BOYKOT EDİYOR başlıklı konu ile ilgili açıklamalarını aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/riyad-yonetimi-turk-urunlerini-nicin-boykot-ediyor/2007332?fbclid=IwAR12hw9Z5Qpw4W-x0UUgt_NqU1lku9rN37wmOz8InQY0ZApJEY2mYdr1VVA


 

Kaynakça :

BBC News - https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52657266

Milliyet-https://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-suudi-arabistandan-bir-skandal-turkiye-hamlesi-daha-6330425

Sabah-https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/10/15/son-dakika-haberi-suudi-arabistanin-hadsiz-turkiye-tehdidi-ortaya-cikti?paging=2

Sözcü-https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/suudi-arabistan-ambargosu-turkiye-ekonomisi-icin-ne-anlama-geliyor-6057851/

CNN Türk - https://www.cnnturk.com/dunya/suudi-arabistan-turkiyenin-askeri-us-teklifine-red

Video 7- https://video.haber7.com/video-galeri/166309-suudi-arabistan-turkiye-dusmanliginda-israili-gecti-skandal-hamle


10 Ekim 2020 Cumartesi

YANLIŞLAR VE DOĞRULAR…

 





Pandemi İsrail’i fena vurdu. 1800’den fazla vatandaşımız bu lanet virüs yüzünden toprağa verdik. 1967’deki 6 gün savaşında İsrail’in yaklaşık 800 askerini kaybettiğini göz önüne alırsak içinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Bu o savaştan daha da kötü, daha da  ciddi bir durum.

Peki ülkemiz bu zor dönemde iyi idare ediliyor mu? Devlet, milleti korumak için elinden geleni yapıyor mu? Bugün bu soruya İsrail’de hiç kimse olumlu cevap vermez, veremez.

Kilit adam Başbakan Bibi. Korananın İsrail’i dünyanın en güvensiz ülkesi haline getirilmesine sebep olan Başbakan Bibi’mi? Eğer bu soruya evet cevabı veriyorsanız o zaman koalisyondan evvel bu ülkeyi dünyanın en güvenli ülkesi haline getirenin de Başbakan Netanyahu olduğunu kabul etmeniz gerekli. Ya da tersi. Bu günlerde ülkeyi batıran Bibi değil diyorsanız, pandeminin ilk günlerinde İsrail’i dünyanın en güvenli ülkesi haline getireninde Netanyahu olmadığını kabul etmeniz gerekli. Her şey yolunda giderken “bunu yapanlar başka, Bibi değil”, durumlar kötüleşince “Bibi memleketi batırdı” demek çifte standart oluyor. Bu bence yanlış.  

Yaklaşık iki sene önce savcılar, kendisine istinat edilen suçlar dolayısıyla Başbakanın mahkemeye çıkması yönünde karar verdiler. O günden beri Netanyahu mahkemeye çıkmamak için kanunların boşluklarını kullanıyor, başbakan kalabilmek, hükümette olabilmek için 80 parende atıyor. Çok yanlış. Mahkemeye çıkması kesinleşince istifa etmeli ve aklanmalıydı. Yargılanmamak için bu kadar direnmesi akla “suçlu olduğu için mahkemeden kaçıyor” olasılığını getirmekte. Bu ülkeye zarar veriyor ve bence yanlış.

Neticede 17 yıldır İsrail’i idare eden ve bu memleket için sayısız hizmetlerde bulunan Bibi’yi sanki hiçbir başarısı yokmuşçasına karalamak doğru değil. Yaptıklarını yok saymak, görmemezlikten gelmek bence en hafif deyimiyle kadir bilmemek olur. Netanyahu henüz yargılanmadı. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak açık bir yargılama sonucunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır. (Suçsuzluk ilkesi*) Bu ülkede kendini medeni kabul eden hiç kimsenin ön yargılarla hareket edip, yargılanmamış birisini suçlu ilan etmesi, onun hakkında rüşvet aldığı, ya da kanunsuz işler yaptığı düşüncesine kapılması yanlıştır. İşimize gelince kanunun üstünlüğüne, işimize gelmeyince kanunsuzluğu seçemeyiz. Bu bence yanlış.

Bence Netanyahu’nun lider kalabilmek ve yerini korumak adına yaptığı çok büyük bir yanlış da ülkenin geleceğini düşünmeyip, başarılı olan ve sivrilen siyasetçileri yok etmesi oldu. Keşke pandeminin ilk dönmelerinde salgını idare eden başarılı insanlar bugünde iş başında olsaydı. Fakat Netanyahu başarılı olan ve göz önüne çıkarak isminden bahsettiren bütün idarecilere kemendi attığı gibi yok etti. Bu çok yanlış oldu.

Bibi’nin İsrail devletinin işleme çarklarına soktuğu önemli bir çomak var. Devleti tıkadı. Liberman istifa ettikten sonra üç seçim yapıldı ve ne sağ blok ne de sol blok biri birilerine üstünlük sağlayamadı ve koalisyon kurulamadı. Devlet bir seneye yakın bir süre azınlık hükümetiyle idare edildi. Bu çok yanlış oldu. Peşinden bu günkü hükümet kuruldu. Bu daha da yanlış oldu. Çünkü hükümete giren her milletvekili “evet” demek için mevki istedi. 120 sandalyeli mecliste 36 bakan ve 36 bakan yardımcısı var. İnsana “yok artık” dedirtiyor… Üstelik bu yamalı bohça gibi hükümette herkes biri birine karşı. Birisinin “evet” dediğine ötekisi “hayır” diyor. Hiçbir karar alınamıyor. Başbakan kesinlikle hükümetine hâkim değil. Zamanında hakkındaki suçlamalar yüzünden mahkemeye gideceği kesinleştiğinde istifa etseydi İsrail’de demokrasinin önünü böyle tıkamayacaktı. Bence bu çok yanlış oldu.

Bibi halkı ikiye mi böldü? “Rak Bibi”, ya da “rak lo Bibi”. Amerika’yı da mı Bibi ikiye böldü? Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, ya da İngiltere’yi, işçiler ve muhafazakârlar. Belki Türkiye’yi de,  ha ne dersiniz, laikler ve Erdoğancılar? Bu ikilem bütün dünyada var. İktidar ve muhalefet. Böyle Bibi’nin İsrail’i ikiye böldüğünü düşünmek bence yanlış. Elbette ülkenin büyük bir kısmı ikiye bölünmüş durumda ya Bibi diyor ya da karşısında. Ama neredeyse bütün dünya böyle, bunu Bibi yaptı demek bence yanlış.

Şunu belirtmekte fayda var ki, Bibi’ye oy vermek diktatörlüğe oy vermek demek değildir. İsrail demokrasisi bunu aşar. Demokrasiyi güvende tutmak için pek çok kurumumuz var ve buna izin vermezler. Nasıl İsrail’deki Turkanozlar’ın hepsi Bibi’cidir görüşü yanlışsa, Bibiye oy vermek diktatörlüğe oy vermek görüşü de aynen bence çok yanlıştır.

Bir başka yanlışı da İsrail halkı yaptı ve kısmen halen yapıyor. Pandeminin birinci dalgasından sonra ülke açılmaya başladığında sanki virüs tamamen yok olmuş gibi İsrail’in “hutspan*” halkı kurallara uymadı. Halk ne gerektiği gibi maske taktı ne de sosyal mesafeye uydu. Hatta korona pozitif olan kişiler karantinadan kaçtılar, bir de uçağa binip başka ülkelere tatile gittiler, İsrail’i rezil ettiler. Eğlence yerlerinde polis gelince ona göre önlem alındı, polis gidince curcunaya aynen devam edildi. (Eğlence yerlerinde bulaşma oranı %70)  Sonunda dünyanın en güvensiz ülkelerinden biri olduk. Başbakanı, hükümeti suçlayan bu halkın hiç mi kabahati yok? Bence İsrail halkının bu gayrı ciddi ve medeniyetsiz davranışı bu günkü durumumuzun en önemli sebebi. Halk hükümeti ya da Bibi’yi suçlayacağına, protestolar yapacağına önce kendine bakmalı. Kendi kabahatini görmeden sadece hükümeti suçlamak çok yanlış.

Şimdi sözü hükümetin, daha doğrusu Bibi’nin istifa etmesi için yapılan protestolara getireceğim. Protestolar yasaklanamaz. Bu demokrasimiz için vazgeçilemeyecek bir kural. Ancak demokrasimizin birinci kuvveti, yani kanun koyucu demiş ki “iki metre sosyal mesafe, maske ve evden en fazla bir km. uzaklaşabilirsin.” Protestoysa protesto. Amenna. Ancak kurallara, kanunlara uyacaksın. Kimseye virüs bulaştıramazsın. Bugün yapıldığı gibi bu protestolar yapıldıkça salgının önüne geçilemiyor. Virüs bu protestolarda bulaşıyor. Ne kadar bulaşıyor bilmiyorum, bilen de yok. Ancak şu kesinki bulaşıyor. Bence bu çok yanlış.

Şimdi bu satırlarımdan yasamadan sonra demokrasinin ikinci kuvveti olan İsrail’in yürütme organlarına sesleniyorum. Kanunlara, kurallara uymayanlar ister hiloni, ister haredi, ister Arap olsun, lütfen hepsine  istisnasız cezaları kesin ve hatta yargıya intikal ettirin, görevinizi yapın.

Yargıçlar, hakimler, demokrasinin üçüncü kuvveti, sizler de derhal suçluları yargılayın, buna başbakan da dahil,  cezalarını çeksinler ve bu ülke artık hak ettiği sağlıklı mutlu günlerine geri dönsün. Herkes üstüne düşeni yapsın.

İsrail’in bu kural kanun tanımaz bir kısım  “hutspan” halkının ve kişisel çıkarları yüzünden gerekli kararları alamayan siyasilerin bir kısmı yüzünden    ben eve tıkıldım, bu yüzden benim iş yerim kapalı, bu yüzden İsrail vatandaşları ölüyor. Bu çok yanlış hepiniz kendinize gelin.

Sağlıklı mutlu günlere inşallah.

Hag sameah.

 

Aaron Baruch (Ankaralı)

 

*Suçsuzluk ilkesi: (Masumiyet karinesi) Masumiyet karinesinin temel mantığı suçu kesinleşmemiş bir insanın hükümlü sıfatını giyemeyeceğini belirten bir kuraldır. Masumiyet karinesi mantığına göre hukukta hüküm giydirmek için önce kişinin işlediği suçun kanıtlanması gerekmektedir. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak açık bir yargılama sonucunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır.  Bu bildirimin mantığını kabul etmiş ve bildiriye taraf olan ülkeler bu bildiride geçerli olan bu kurala uymak zorundadırlar.

*Hutspan: Küstah, saygısız, kural tanımaz

3 Ekim 2020 Cumartesi






DEMOKRASİ VE PANDEMİ

İsrail hak ettiğini buldu. Bir toplumun yönetiminde, yöneticiler kadar yönetilenler de sorumludur. 3 defa yenilenen seçimden İsrail halkı ders almadı. Kimse fikrini değiştirmedi. Ne yönetici adayları ne de seçmenler. Çok küçük farklarla her seçimden aynı sonuç çıktı ve ülke kaosa sürüklendi.

Güya koalisyon kuruldu. Bunlar koalisyon filan değil, resmen birbirilerini batırmak için hükümete girmişler. 120 üyeli meclisin yarısından fazlası ya bakan ya da bakan yardımcısı. Sanki bu mevkiler, rüşvet olarak koalisyona girmek için avanta verilmiş. Birinin beyaz dediğine öteki siyah diyor. En basit bir konuda dahi anlaşamıyorlar. İsrail özellikle pandemi konusunda hiç iyi yönetilemiyor.

Koalisyondan evvel azınlık hükümeti varken bu ülke dünyanın en güvenli ülkesiydi. Bugün ne yazık ki en kötü ülke durumundayız. Tuhaf bir ironi değil mi, en iyilerinde en kötülerin de lideriyiz. Koalisyon İsrail’e hiç yaramadı. Kabahat ülkeyi bu koalisyona mecbur eden, seçimlerde sağ veya sol bir hükümet kurulmasına olanak vermeyen İsrail seçmeninde. Sonunda mecburen sağ+sol bir hükümet kuruldu ve bu ülkeyi batırdı.

Tüm korona pozitif vakaların %40’ı harediler.(*) Bunlar yeşivaların(*) kapatılmasından sinagoglarda dualara katılan insanların sayısına kadar  kısıtlanmaya kalkılan her konuya  karşılar ve tepki veriyorlar. Hele bu mevsimde sık sık yaşanan bayramlarda çıldırıyorlar, gözleri hiçbir şeyi görmüyor.   

Korona pozitif vakaların %25’i ise İsrail’li Araplar. Bunlar da kurallara uymuyorlar. Hele düğün mevsimi olan bu aylarda düğünler, nişanlar, kınalar bol bol koronaya bayram yaptırıyor.

Bir başka problem de neredeyse iki aydır devam eden Bibi’ye karşı protesto gösterileri. Her cumartesi akşamı yapılan bu gösterilere en az 2 bin en çok 5 bin kişi katılıyor ama yine ne yazık ki bu insanlar kural tanımıyorlar. Üstelikte olmadık edepsizlikler yapıyorlar. Soyunan, dini ritüellerimizde kullandığımız tallit(*) ve tefilinleri(*) çıplak vücutlarına saran kadınlar, devletin amblemi menoranın(*) üstüne çıkanlar güya Bibi’yi protesto ediyorlar.

Devlet bunları engelleyemiyor mu? Hayır, engellemiyor, daha doğrusu engelleyemiyor. Çünkü haredileri durdurmaya kalktıklarında koalisyondaki dinciler, “bize sakın dokunma, yoksa koalisyonu bozarız” diyorlar. Protestocuları durdurmaya kalkarlarsa yüksek mahkeme “protestolar durdurulamaz” diyerek hükümeti durduruyor. Arap bölgelerinde yapılacak her operasyon çok büyük sorunlar getireceği için oralarda çok temkinli davranmak gerekiyor.

Sonuç dün itibariyle 1633 İsrail vatandaşı korona dolayısıyla (yahut başka bir deyişle koronayla) ne yazık ki hayatını kaybetti.

İsrail güya kapandı. Kapanan, halkın sokağa çıkması yasaklanan ve trafik sıkışıklığı yaşanan tek ülke İsrail’dir her halde. Ne kapandı diye soracak olurasınız, devlet daireleri kısıtlandı, işlerini görmek için gidemiyorsun, işini internetle halledeceksin veya randevu alıp gideceksin, o da çok zor.

Okullar ve yuvalar kapandı. En büyük sıkıntı burada. Özellikle küçük çocukları olan anneler işe gidemiyorlar ve delirme sınırındalar.

Alışveriş merkezleri kapalı. Oysa dükkân sahipleri o çok yüksek kiraları ödemek zorundalar ve isyan halindeler.

Kafe, lokanta bar gibi yerler açık ancak gönderi ile satış yapabiliyorlar. Müşteri kabul edemiyorlar. Onlar da isyandalar.

Özel sektör müşteri kabul edemiyor ancak açık, ister ofisten ister evden çalışmaları serbest.

İnternet üzerinden satış yapanlar, kurye şirketleri, ambarlar,  bayram yapıyorlar. Son altı ayda işlerini bayağı geliştirdiler.

Şimdi gelelim demokrasiye, pek çok insan bu kadar demokrasi çok fazla, zarar veriyor diye düşünebilir. Türkiye’de anayasa profesörü Hüseyin Nail Kübalının (1903-1981) meşhur lafıdır; “fazla demokrasi, anarşi doğurur” sözünü burada hatırlamamak elde değil. Ancak demokrasiden ödün verilemez.

1980 öncesi Türkiye’de sağ sol kavgası almış başını gidiyordu. Her gün 10-15 belki 20 genç öldürülüyordu. Peşinden Kenan Evren’in liderliğini yaptığı 12 Eylül 1980 ihtilali geldi. Olaylar birkaç ay içerisinde durdu. O dönemi yaşayan Türk Yahudilerinin pek çoğu ihtilal için olumlu fikirler besler. Hiçbiri yapılan işkenceleri, kaybolan insanları bilmezler ya da bilmezlikten gelirler. Ziver bey köşkünde yapılan insanlık dışı eziyetler, hala bugün kazılarda tesadüfen bulunan insan kemikleri o aklı almaz askeri dikta yönetiminin eserleridir.

Demokrasiden ödün veremeyiz, verirsek geri dönemeyiz. Tıpkı bugün Türkiye’de olduğu gibi. Neredeyse 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti sözüm ona demokrasiyle yönetiliyor. Yalanlarla dolanlarla bir türlü huzura eremeyen kocaman bir memleket. Cennet vatanı ne hale getirdiler, Allahınızdan bulun…

Demokrasi mükemmel bir yönetim şekli değildir. Mevcut yönetim şekillerinin en mükemmelidir. Daha iyisi yok. Ödün veremeyiz. Polisiye tedbirlerle ülke yönetilemez.

Önce Haredi vatandaşlarıma yalvarıyorum. Kurallara uyun. Dininizi istediğiniz gibi yaşamanıza kimse karşı çıkmıyor. Evinizde kılacağınız namaz sinagogda kıldığınızdan daha az değerli değil.

Arap vatandaşlarıma sadece akıl ve sağduyu öneriyorum. Kurallara uyun. Etrafa hastalık bulaştırmayın.

Bir de protestocular var. Siz orada protesto filan yapmıyorsunuz, eğlenmeye gidiyorsunuz ve etrafa hastalık bulaştırıyorsunuz. Para karşılığında gidenler bile var. Ne olursunuz yapmayın, sadece zarar veriyorsunuz.

Yani önce halk kendine gelmeli, kendini ve karşısındakini korumalı. Eğer bu bilinç halka aşılanmazsa, öğretilmezse sonumuz hiç parlak gözükmüyor. Devlet bu konuda çalışmalı, yoksa yasaklarla bu iş çözülemez. Yani bana kalırsa birinci derecede kendini ve karşısındakini korumayan, kurallara uymayan İsrail halkı pandeminin ülkede bu kadar kötü duruma gelmesinden sorumludur. Sorumlu arıyorsak önce kendimize bakalım.

Yaradan hepimizin yardımcısı olsun. Dikkatli olun. Kendinizi ve karşınızdakini koruyun, savlanut…

Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)


(*)Haredi: Ortodoks Yahudilik içindeki, modern değer ve uygulamaların aksine, din kanunları  ve geleneklere katı bir şekilde bağlı koyu dindar Yahudiler…

(*)Yeşiva: Dindar Yahudilerin okuduğu bir çeşit din okulu.

(*) Tallit : Yahudilerin dua ederken sarındıkları saçaklı şal.  Dört köşesine bağlanmış tsitsit olarak bilinen özenle dokunmuş saçakları vardır.

(*) Tefilin : Yahudi erkeklerin hafta içi sabah duası sırasında başlarına ve kollarına sardıkları özel deri kayışlardır. Tefilin, iki siyah deri kutudan ve bunları tutmak için kayışlardan oluşur. Biri pazıya takılır ve özel bir düğümle bağlanan kayışı, kullanıcı tarafından önkol ve el çevresine yedi kez, sağ elini kullananlar için sol kola, sol kolunu kullananlar için sağ kola   sarılır.  İkinci kutu alına, saç çizgisinden hizasından başlayarak takılır, kayışları başın arkasından dolanır, ense üstünden özel bir düğümle bağlanır ve önden her iki yana sallandırılır.






26 Eylül 2020 Cumartesi

DEMOKRASİ VE SİYONİZİMİN ÇIĞLIĞI…

 




10 Kasım 1975’te Türk ulusu atasının ebediyete intikalini anarken Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3379 sayılı “Siyonizm’in; ırkçılığın ve ayrımcılığın bir türü” olduğu kararını alıyordu.

Aşağıdaki yazı bu anlamsızlığa bir isyan çığlığıdır.

*

SİYONİZİMİN ÇIĞLIĞI…

Yahudiler ve İsrail dünya tarafından baş belaları olarak görülmekte…

Doğrudur, biz Yahudiler ve İsrail baş belasıyız. Asırlardır dünyanın canını sıkıyoruz. Huyumuz kurusun, bu bizim genlerimizde var. Tek tanrısıyla Avram Avinu, (Hazreti İbrahim) on emiriyle Moşe, (Hz. Musa) diğer yanağına ikinci tokadı yemeye hazır Yeşu (Hz. İsa) daha sonra, Freud, Marx, düzen düşmanı devrimcilerdir.

Neden?

Çünkü devirlerindeki hiçbir düzen onları tatmin etmiyordu. Her şeyi tartışmak, ileriyi görmek ve kaderlerini değiştirmek için dünyayı değiştirmeye soyundular. Atalarımın kaderi buydu. Bu yüzden kurulu düzen sahipleri onlardan nefret ettiler.

Sağcı Yahudi karşıtları onları Bolşevik ihtilalinin fikir babaları olmakla suçladılar. Doğrudur. 1917’de bu akımın içerisinde pek çok Yahudi vardı.

Solcu Yahudi karşıtları bu sefer Yahudileri kapitalizmin kurucuları olarak suçladılar. Bu da doğrudur. Kapitalizmin temelleri Yahudiler tarafından atılmıştır.

(Bu günkü İsrail’e benzemiyor mu? Sağcılarla solcular…Rak Bibi – Rak lo Bibi)

Sağcısı da solcusu da Yahudileri eleştirir. Sebebi basittir. Din, kültür, devrimci idealler bir yandan, para diğer yandan, taşınabilen yegâne değerlerdir. Bunlar vatanı olmayanların tek vatanlarıdır.

Ama artık öyle değil. Şimdiki Yahudilerin artık bir vatanı var. Ve doğal olarak Yahudi karşıtlığı küllerinden yeniden doğdu ve bunun yeni ismi ANTİSİYONİZM.

Yahudi karşıtları eskiden bireylerle uğraşırlardı. Şimdi ise bir halkla, bir ülkeyle sanki İsrail bir Gettoymuşçasına, sanki Kudüs bir Varşova’ymışçasına uğraşıyorlar. Yahudileri kuşatan Naziler bu sefer Arapça konuşuyorlar. Hilalleri bazen orak şeklini alıyorsa bu dünyadaki bütün solcuları yanlarına alabilmek içindir.

Sınıf savaşına katılmakta kararsızlığımız yok. Başbakana “Bibi,” Hz.Musaya “Moşe” deriz. Herkes karşısındakine göz seviyesinden bakar. Ne kimsenin ayaklarına bakarız nede kimsenin bize tepeden bakmasına izin veririz. Ama aynı zamanda “farklı olabilme hakkını” da destekleriz.

Dünya solu biz İsraillileri kendi saflarında görmek istiyorsa bizim sorunlarımızı yok sayamaz. Bizim sorunlarımız Yahudilerin vatanlarından Romalılar tarafından sürüldükleri 1’nci yüzyıldan beri devam ediyor. Her yerde hor görüldük, itilip kakıldık, sürüldük, ezildik, pogromlara uğradık, zorla dinimizi değiştirdiler.

Neden biliyor musunuz?

Dinimiz, yani kültürümüz tehlikeliydi. Çünkü tam bir demokrasi örneğiydi. Bakın, size birkaç örnek vereyim.

·         Yahudilik Şabat’ı getirdi. Bunu piramitleri bir an evvel bitirmek isteyen Firavunların nasıl karşıladığını düşünün.

·         Yahudilik köleliği yasakladı. Eski çağlarda bedava iş gücü kullanan Romalılar elbette bunu sevmedi.

·         Tora der ki; “toprak insana değil, tanrıya aittir.” Bu kanunun Orta çağ Papalığı ve derebeylerin üzerindeki etkilerini düşünün.

Halkın gerçekleri bilmemesi gerekiyordu. Kutsal kitabın okunmasını yasakladılar. Sonra iftiralar ve Getto duvarları geldi. Peşinden Yahudiler Engizisyona, pogromlara uğradılar. Sarı yıldız takmak zorunda bırakıldılar.

Yahudiler kaçtılar, sürüldüler ve hiçbir yere ait olamadılar. Halkların arasında yetimhane çocukları gibiyiz. Ama artık evlat edinilmek istemiyoruz. Hayatımız efendilerimizin, mal sahiplerimizin keyfine bağlı olmamalı. Yaşadığımız ülkenin kiracı vatandaşları olmak istemiyoruz.

Tarihin kapısını çalıp “giriniz” denilmesini beklemekten bıktık. Giriyoruz işte ve bağırıyoruz. Artık kendi evimdeyiz ve dünya üzerinde kendi toprağımız var. Bu toprak bize en büyük makam tarafından söz verildi ve bu söz tutulacak!

Siyonizm nedir? Siyonizm’i basit bir cümleye indirgeyebiliriz.

“Gelecek seneye Kudüs’te…”

Bu basit bir slogan değildir. Kutsal kitapta “TORA’DA” yazılıdır. Dünyanın en çok satılan kitabında… Bu iki bin yıllık bir çığlıktır. Bu çığlık Kristof Kolomb’un, Kafka’nın, Chagall’in, Marx’ın, Einstein’ın hatta Kissinger’in babaları tarafından senede bir defa Hamursuz bayramında tekrarlandı.

Siyonizm özgürlük savaşının adıdır. Biz Yahudiler iki bin yıl öncesinin Filistinlileriyiz ve dünyada en eski ezilen ulusuyuz. Bu gün artık kendi topraklarımızdayız ve toprağımızı terk etmeyeceğiz.

Düşünüyorum o halde varım diyen Descartes hatalıydı.  Bu bana hiçbir şey ifade etmiyor. Biz Yahudiler beş bin yıldır düşünüyoruz ve hala yokuz.

Şimdi biz İsrailliler diyoruz ki:

“KENDİMİ SAVUNUYORUM, ÖYLEYSE VARIM.”

*

Yukarıdaki yazımın neredeyse tamamı Arap Kökenli Yahudi Fransız ozan Herbert Pagani (1944-1988) tarafından 1976 yılında kaleme alınmıştır. Bugün hala aynı gerçeklerle karşı karşıyayız.

BU KADAR DEMOKRASİ ÇOK MU?

Pandemiye yüzlerce kurban verdik, belki binlerce vereceğiz. Ama demokrasimizden vaz geçemeyiz.  Bu pandemi döneminde İsrail’deki belki de fazla demokrasiden şikâyet ederken Yahudilerin demokrasiye katkılarını yeniden düşünmeliyiz. Uzun lafın kısası biz Yahudi’yiz ve bu dünyanın öncüleriyiz…

Aaron Baruch (Ankaralı) 

19 Eylül 2020 Cumartesi

PANDEMİ DERSLERİ…

 




Yaşamakta olduğumuz pandemi ilginç dersler koyuyor önümüze. Alabilenler alıyor, alamayanlar ne yazık ki bu kıymetli öğretilerden yoksun kalıyorlar.

İki ay evvel haftalarca korona belasıyla boğuşan yaşlıca bir Yahudi yatmakta olduğu Amerika’nın ünlü bir hastanesinde nihayet sağlığına kavuşmanın mucizesini yaşamış. Taburcu olacak, işlemler tamamlanmış, tekerlekli sandalyede evine gitmek için sabırsızlıkla bekleyen adama dehşetli bir fatura vermişler. Zavallı ihtiyar Yahudi faturayı görünce şaşırmış, baka kalmış, sonra önce yavaştan, sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Hastanenin orada bulunan görevli personeli de durumdan elbette çok etkilenmiş ve elini adamın omuzuna koyarak:

-Üzülmeyin, ödemenizi taksitler halinde yapmanızı sağlamaya çalışacağım demiş. Adam gözlerinde biriken yaşları silerek görevliye dönmüş ve:

-Ödeme sorun değil, ben çok zenginim, üzüldüğüm bu kadar yıldır bedavaya aldığım nefeslerin kıymetini bilmemişim, ona ağlıyorum demiş.

Aldınız mı dersi? Elimizdekinin kıymetini ne yazık ki kaybettiğimizde anlıyoruz. Sağlığımızın kıymetini bilmeliyiz. Yaradan hiçbirimize bu dersi yaşayarak öğretmesin. Hiçbirimiz sağlığımızı kaybetmeyelim inşallah.

Dostlarımızın, yakınlarımızın değerini onları kaybettiğimizde öğreniyoruz malesef. Üstelik daha büyük bir hata yapıp o kırdığımız insanlarla yaşadığımız sorunlarda hep kabahati karşımızdakinde buluyoruz. Nerede öz eleştiri, kimsenin yaptığı yok. Yazık…

Elimizdekinin kıymetini bilmeliyiz. İsrail’de yaşayan özellikle Turkanozlar, Bodrum’un, Çeşme’nin, Alaçatı’nın resimlerini sosyal medyada gördükçe uzaklara bakıp off, offff çekiyorlar. Hele şimdi balık mevsimi de açıldı, palamut geldi, lüfer yolda, rakıyı koymuşlar soğuğa, beklemede… Bu yaşamı, bu lezzetleri bilen biz Turkanozlar özlemden kudurmayalım de kimler kudursun?

Dersi almadınız değil mi? Elindekiyle yetin. Elindekinin kıymetini bil. Canın deniz çektiyse git Hertzliya’nın masmavi sularına. Otur Yam Şeva’da, aç bir derin kırmızı Shiraz şarap, gelsin balıklar, kalamarlar, karidesler… Bir de üstüne üç çikolatalı dondurmalı acayip bir tatlı, kafayı bul hafiften, dalgalanmakta olan Magen Davide (*) bir göz at ve seslen ve selam çak mavi beyaz bayrağa karşı, Le hayimmm ! Hayata ve sana, şerefe…. Yapabilir misin bunu Alaçatı’da...

Yaradan kimseyi memleketsiz, vatansız bırakmasın. Yahudiler İsrail'in kıymetini yürekten bilmeli... Bütün tarih zamanlarında Yahudiler kadar hiç bir millet, kavim ırk bu kadar bunun ihtiyacını hissetmedi... 

Sevgili gençler, uzak görüşlü olun, kısa vadeli düşünmeyin, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini düşünün. Sönen değil, parlayan yıldızın peşinden koşun.

UNUTMAYIN, GELECEK DE BİR GÜN GELECEK…

Kim nerede yaşıyorsa hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu barış dolu yaşam diliyorum. Hepimiz önce insanız, hepimiz kardeşiz, SEVGİYLE KALIN.

HAG SAMEAH SHANA METUKA…

HAYIRLI UĞURLU SAĞLIKLI MUTLU SENELER İNŞALLAH…

Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)


(*)MAGEN DAVİD: İbranice'de Davut Kalkanı veya Magen David olarak bilinen Davut Yıldızı, modern Yahudi kimliğinin ve Yahudiliğin genel olarak tanınan bir sembolüdür. Şekli, iki eşkenar üçgenden oluşan bir heksagram şeklindedir. İSRAİL BAYRAĞININ ÜZERİNDE BULUNAN ALTI KÖŞELİ YILDIZIN ADIDIR. 

5 Eylül 2020 Cumartesi

İSRAİL’İN KORONA İLE SINAVI…















Pandemide yaşanan ikinci perdede İsrail çok fena halde çuvalladı. Nüfusa göre oranlandığında bulaştırma konusunda İsrail dünya birincisi. 4 Eylül günü 2716 yeni vaka tespit edildi. Bu konuda İsrail ile gurur duymak benim için bile mümkün değil ne yazık ki… İsrail koronadan dolayı, ya da bir başka deyişle koronayla 993 yurttaşını kaybetti. Ölenlerin % 60’ı 80 yaşın üzerinde. Bu insanların elbette o yaşlarda kronik hastalıkları vardı. Dolayısıyla koronadan değil, korona ile ölüyorlar.

Pandeminin ne zaman önleneceği ve biteceği henüz kestirilemediği için bu lanet virüsün daha kaç canımızı alacağını tahmin etmek çok güç. Aşı için WHO Mayıs 2021’i işaret ediyor. Rusya “ben buldum ve tatbik etmeye başladım, 100 kişide denedik, 100’ünde de antikor oluştu” diyor. Ama dünya Rusya’ya pek itimat etmiyor ki “hadi bize de verin” demiyor.

Nüfusa göre oranlandığında İsrail her bir milyon insanından 108’ini kaybetti. Almanya her bir milyonunun 112’sini, Hollanda 364’ünü, Fransa 471’ini, USA 580’ini, İtalya 588’ini, İspanya ise 629’unu kaybetti. Belçika ise pandemiye ne yazık ki her bir milyonunun 854 kişisini kurban verdi. Neredeyse İsrail’in 8 misli.

Türkiye’de ise koronadan her bir milyon kişiden sadece 78’i hayatını kaybetti. Doğruluğuna inanır mısınız, inanmaz mısınız bilemem ama bu hafta www.turkiye.gov.tr sitesinde 2015 ile 2019 yılı arasında Konya’da ölenlerin ortalama sayısı 193 olarak verilmiş. Aynı siteye göre 2020 yılında ise Konya’da toplam şimdiye kadar 400 kişi ölmüş. Aradaki yaklaşık 200 kişinin bariz bir şekilde korona dolayısıyla öldüğü meydanda iken istatistiklere geçen rakam sadece 37.

Nüfusa göre orantılandığında en az kayıp veren ülkelerin bazıları ise şöyle:

Japonya her bir milyonunun sadece 11 kişini kaybetti. Singapur’da bu oran sadece 5. Bu konuda en ilginç istatistik Çin’e ait. Pandeminin çıkış noktası kabul edilen Çin’de korona virüs yüzünden ölenlerin sayısı her bir milyon insandan sadece 3 kişi.


İsrail mart ayında dünyanın en güvenli ülkesi idi. Ne oldu da böyle oldu?

Öncelikle halk koronayı takmıyor. Zaten yaratılış itibarıyla İsrail halkı “hutzpadır”  Yani biraz asi, biraz saygısız, biraz kural tanımaz başına buyruk bir millettir. Takmıyorlar koronayı… Kazımıyorlar… Kurallara uyulmuyor… Ne mesafe kuralı ne da maske tatbik edilmiyor. Bunda havanın aşırı sıcak olmasının da etkisi var.  

İkinci konu ise siyaset. Aşırı dinci harediler koalisyonda. Oysa oranları yukarı çekenlerin en başında bu yobazlar geliyor. Kural tanımıyorlar. Kalabalık düğünler, yeşivalarda (din okuları) kalabalık sınıflar, sinagoglarda dip dibe dualar, kalabalık cenaze törenleri hep bunlarda. Kural tanımıyorlar. Eğer devlet polisiye önlemlere baş vurursa “koalisyonu bozarız” diye tehdit ediyorlar.

Şimdilerde tutturdular, her seneki gibi Ukrayna’daki Uman şehrine, Rabbi Nachman’ın(*) mezarını ziyarete gitmek istiyorlar.  Bilim kurulunun tavsiyeleri ile siyasiler bunların gitmelerine izin vermiyor. Ancak aşırı dinciler “Bu yolculuğa mâni olursanız bir daha bizden oy beklemeyin” diye siyasileri tehdit ediyorlar.  Yani Allah korusun, sonuçları çok feci olabilir, bir de bir uçak yetmedi, siyasi baskılar sonunda üç uçak kaldırılmaya karar verildi, fakat sonunda ziyaret galiba çok şükür yasaklandı.

Bilim kurulunun başındaki Prof.Dr.Ronni Gamzu hükümete önerdiği planda İsrail’de hastalığın bulaşma sayılarına göre yerleşim yerlerini ve şehirleri 4 ayrı renk ile işaretledi, ve her renk için ayrı önlemler önerdi. Tabii en katı önlemlerin alınacağı kırmızı renkli yerleşim yerleri aşırı dincilerin bulunduğu bölgeler ve onlar yine “bu önlemleri alırsanız koalisyonu bozarız” diye tehditlerde bulunuyorlar.

Arapların yaşadığı bölgelerde kırmızı, hatta kıpkırmızı bu arada, onu da söylemeden geçmeyeyim.

Sonuçta ne oldu de böyle oldu diye sorarsanız:

1-      Halk hutzpalık yapıp kurallara uymadı,
2-      Siyaset bilimin önüne geçti,
Siyasiler ya bilim kurulunu dinleyerek gereken önlemleri alacaklar, ya kural tanımaz insanlar yüzünden bütün İsrail kapanarak yılların birikimi ekonomimiz dip yapacak veya binlerce belki 10 bin kişi koronadan ölecek. Yaradan yardımcımız olsun.

Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)


(*) BRESLOVLU RABBI NACHMAN
Ukrayna'nın Hımelnitski Bölgesinde 1772 yılında doğan ve değişik şehirlerde yaşayan Hasidik tarikatının önde gelenlerinden Breslovlu Rabbi Nachman, ölümünden kısa bir süre önce Uman şehrine yerleşti. Nachman, 1810 yılında hayatını kaybedince Uman Şehri tarikatın önemli merkezlerinden birisi oldu. Dünyanın dört bir yanından gelen Hasidik hareketi üyeleri, Nachman'ın mezarını ziyaret ederek burada ibadet ediyor.
1917 yılına kadar ziyarete açık olan mezarın Sovyet devrimi ile 1920'de yıkılması kararı alındı. Bu aşamada devreye giren Kievli zengin bir Yahudi araziyi satın alarak yıkımdan kurtardı. Yahudilerin 1930 yılında ülkeye girişi tamamen yasaklandı. Korunan ve gözetilen mezar Sovyet rejiminin zayıfladığı 1988 yılında tekrar ziyarete açıldı.
Kaynak: CHA