22 Temmuz 2023 Cumartesi

RAFAEL SADİ’NİN ARKASINDAN


 



Rafael Sadi’yi 13 Temmuz 2023 günü kaybettik. Şeker ve kalp hastasıydı. Birkaç yıl evvel ciddi rahatsızlanmış ama toparlanmıştı. Yaratanın sevgili kuluymuş, uykusunda çekmeden, çektirmeden bu dünyaya veda etti. Ne yazık ki çok genç sayılabilecek bir yaşta aramızdan ayrıldı ve pek çoklarımızı, özellikle İsrail’de yaşayan Turkanosları yardımlarından, haberlerinden yoksun bırakıp çekip gitti.

Yardım derken bakın sosyal medyadan tanıdığım sevgili Müge Ataman ölümünün arkasından neler yazdı.

“2017 yılında Al Amiloidoz tanısı aldığımda bu hastalığın dünyadaki en önemli merkezi olan Kudüs Hadassa Üniversitesi merkezinde tedavi olabilmem için elinden geleni yaptı. Sonunda Ankara Üniversitesi derdime çare oldu ve bugün hala hayattayım. Ancak Rafael Bey’e tüm çabası için çok büyük bir saygı ve minnet duydum”

Rafael’in yazılarına İsrail’de fikir ayrılıkları yoğunlaştığı dönemde “imlasına dikkat etmiyor” ya da “keşke Türkçeyi daha özenli kullansa” ve benzeri eleştiriler yapılmaya başlandı. Gazeteciliği sorgulandı, ismiyle hitap edileceği yerde “o gazeteci” diye çağrıldı.  Daha çok eleştiriler yapıldı. O kadar ki, bir gün bir dostuna dert yanarken bu eleştiriler yüzünden telefonda ağlamaya başladı.

Rafael’e Mossad ajanı dediler. Yalçın Soner ile bir konuşmasında “ah bunu bir de bana sor, Oda TV’de yazdığım için bana faşist diyorlar” diye dert yandı.

Bir yazısında eleştirilere bakın nasıl cevaplar verdi:

-İbraniceyi Tarzan’ca konuşuyor diyerek hakarete varan bir ifadede bulunmak size yakışmıyor. Kaldı ki ben buyum ve bu şekilde konuşuyorum. İsteyen dinler, istemeyen kenara koyar. Kimse kimseyi beni dinlemeye zorlamıyor.  

-Neyi yayınlayıp neyi yayınlamayacağıma ben karar veririm. Kimseden icazet alacak halim yok.

-Türkçe lisanım konusunda da eleştirilerinize bir şey diyemem, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Kaldı ki benim okurlarım, kullandığım Türkçeyi çok seviyor ve beğeniyor. Doğrudur, benim okur kitlem sizin gibi elit tabaka değildir. Kesinlikle halk tabakasıdır ve bu lisandan anlıyor. Hoş ben de Dostoyevski değilim. Shakespeare hiç değilim. Ben Rafael Sadi’yim ve siz arzu ediyorsunuz diye değişmeyeceğim.

-Tarafsız olma konusunda size katılmıyorum. Ben kendimden ve bu ülkeden yana tarafım. Sizin ve bana karşı cephe tutanların bulunduğu taraftan değilim. Sistematik şekilde benim yayınlarımı kötüleme kampanyasının sebebi de farklı politik taraflarda olmamızdır.

Yalçın Soner Rafael’in ölümünden sonra yazdığı yazıda bakın bu eleştiriler konusunda neler yazdı.

“Ne kolay değil mi, entelektüel tartışma yapacak birikimleri olmayanların sığıntısıdır kişisel karalamalar.”

Bugün o eleştirileri yapanlar ne hissediyor acaba?

Devamlı yazdığı bir forumda kendisine cephe alanlar vardı. Bir yazısında onlara şöyle cevap verdi.

-Hep bir ağızdan bu forumu terk etmem için ellerinden gelen yapıldı. Bu numaralarla beni bezdirebileceğini sananlara tek cevabım vardır. Bir yere gitmiyorum. Yazmaya ve konuşmaya devam edeceğim. Beni bu şekilde bezdiremezsiniz.

Bazen yazdığım yazıları Hastürk’te yayınlamak için benden izin isterdi. Çok sevinirdim. Kendisini “usta” diye çağırırdım. Nisan ayında yazdığı bir yazıyı çok beğenmiştim. Kendisine “yine döktürmüşsün usta, helal olsun” diye bir mesaj attım. “Hehehe sağ olasın” diye cevap verdi.

1990’ların başında İsrail’e göç etmişti. Ama ne Türklüğünü ne de Türkiye’yi hiç unutmadı. İki vatanım var derdi. Hep Tahtakale çırağı olarak kaldı. Anılarını Tahta Kale kitabında yayınladı.

Erdoğan’a karşı olmasına rağmen üniversitede onunla birlikte okuduklarına hep şahitlik etti. Türkiye’deki son seçimlerden sonra külliyedeki kutlamalara davet edildi, ancak rahatsızlığı dolayısıyla gidemedi.  

Ruhun şad olsun Rafael. Unutulmayacak bir karakterdin, çok sevilirdin ve her zaman sevileceksin. Yerin doldurulamaz…

 

Aaron Baruch (Ankaralı) 

1 Temmuz 2023 Cumartesi

YENİLENEBİLİR ENERJİ…




1976 yılında İsrail meclisi Knesset konutlarda su ısıtmak için güneş enerjisi (dut şemeş) kullanmayı zorunlu kılan bir yasayı kabul etti. 2012 yılında bu sayede İsrail %8 fosil yakıtlardan artırım sağladı.

İsrail bu sonuçla cesaretlendi. Memlekette güneş bolca vardı. Arayışlar projeler birbirini kovaladı. Bir hayal peşinde koşuluyordu. 2030 yılına kadar İsrail ihtiyacı olan elektriğin %30’unu güneşten sağlamayı hedeflenmişti. Acaba böyle dev bir hayali başarabilecekler mi?

İsrailliler çöllerde tarım yapmayı başarmışlardı, 3000 yıllık İbraniceyi diriltmişlerdi, hatta binlerce yıllık hurma ağacının tohumunu bile yeşerttiler, onların becerdikleri mucizeleri yazmaya kalksak bu sayfa yetmez, ben size bugün sadece güneş enerjisi hakkında yeni yeni neler yaptıklarını yazmakla yetineceğim.

Negev çölü bildiğiniz gibi güneşi çok bol bir coğrafya. Üç ya da dört kilometrekarelik bir alan düşünün. Bütün bu alan 28 bin ton çelik yapı kullanılarak enine ya da boyuna hareket edebilen iç bükey aynalarla (heliostat) kaplanmış. Alanın tam ortasında bu konuda dünyadaki en büyük kuleyi dikmişler. Tam 230 metre yüksekliğinde. Bir başka deyişle 80 katlı bir binaya muadil. Güneş doğudan batıya doğru hareket ettikçe aynalarda güneşin yönüne ve yüksekliğine göre açılarını değiştiriyor. Bu açı değiştirme işi 50 bin bilgisayarla yapılıyor.

O ortadaki kule var ya, işte o kule suyla dolu ve onu da bir çeşit düdüklü tencere gibi düşünün. Aynaların yansıttığı güneş ışığını tam ortadaki o kuleye odaklamışlar. Hani ilkokulda iken bir deney yapardık. Elimize bir büyüteç alıp güneş ışığını bir kâğıdın üstüne odaklardık. Kâğıt hemen tutuşurdu. İşte o hesap, 50 bin bilgisayarın yönettiği 3-4 kilometrekare kadar bir alana yayılmış aynalar o düdüklü tencere benzeri kuleye güneş ışığını yönlendiriyor. Kuledeki su, basınçla 600 dereceye kadar ısınıyor su buharı üretiyor. O buhar elektrik tribünlerini astronomik bir hızda çeviriyor ve böylece çölün ortasında elektrik enerji elde ediliyor. Yani kum ve güneşten başka hiçbir şeyin bulunmadığı Negev çölündeki Ashalim santrali elektrik üretiyor. Santralın klasik güneş santrallarından farkı depolanması verimlilik açısından zor olan elektrik enerjisini depolama kabiliyetine sahip olması. Böylece santral güneşin olmadığı gece saatlerinde bile elektrik sağlıyor.

Ancak elde edilen bu başarı hedeflere ulaşmak için yetmiyordu. Bir de şöyle bir problem var ki, Negev’de üretilen elektriği büyük şehirlere ulaştırmak çok zor, ciddi yatırımlar gerektiriyor, yolda elektriğin bir kısmı da kayboluyor.

Önemli enerji hedefleriniz, ancak çok az alanınız varsa ne yaparsınız? İsrail, yenilenebilir enerji hedeflerini ve hızla artan nüfusun elektrik taleplerini karşılamasına yardımcı olmak için Reuters tarafından yayınlanan bir rapora tüm yeni konut dışı binaların çatılarında güneş panelleri olmasını şart koştu.     

Ülke bol güneş ışığına sahipolmasına rağmen, çevresi geleneksel, yoğun arazi kullanan fotovoltaik enerji santrallerine güvenmek için çok küçük. Rüzgâr enerjisive hidroelektrik alternatifleri de İsrail için önemli bir seçenek değil.

İsrail Enerji Bakanlığının Sürdürülebilir Enerji Bölümü Başkanı Ron Eifer Reuter Haber Sitesine verdiği demeçte şunları dile getirmiş:

-İsrail yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak güneşe çok önemli ölçüde bağımlıdır. Ancak güneş enerjisi çiftliklerinin çok büyük araziye gereksinimi var. Bizim ise bu kadar arazimiz yok. Bu bizi dramatik adımlar atmaya mecbur bıraktı.

Ron Eifer’in dramatik adımlardan kastı konut olmayan binaların tümünün çatılarını güneş enerjisi panelleriyle kaplamaktı. Knesset (İsrail meclisi) bu yönde bir kanunu kabul etti. Böylece eski binalar panellerle kaplanırken yeni binaların yaklaşık %60’ı hem çatı kaplama ve hem de güç üretme amaçlı olarak yapılıyor.

Bakın sistem nasıl çalışıyor? Bankalar kredi veriyor, zaten güneş enerjisi panelleri üretmekte tecrübeli ve usta olan İsrailli şirketler binaların çatılarını en uygun şekilde güneş enerjisi panelleriyle kaplıyor. Elde edilen elektrik ulusal sisteme aktarılıyor. Elektrik şirketi binanın sahibine/sahiplerine aktarılan elektrik kadar ücret ödüyor. Yani o kadar miktardaki elektriği satın alıyor.

Yapılan hesaplamalara göre yatırım 6-7 sene içerisinde kendini amorti ediyor. Tabi bu hesaplar elektriğin bu günkü fiyatlarına göre yapılmış. 6-7 sene sonra elektrik şirketinin ödediği para tamamen kâr oluyor. Yani derenin taşıyla derenin kuşunu vuruyorlar, nasıl, ilginç değil mi?

Şimdilerde İsrail’e gelirseniz yollarda etraftaki binaların çatılarında güneş panellerini görmeniz çok mümkün. Olay bun dan ibaret…

Havayı kirletmek yok, fosil yakıta bağlılık yok, temiz enerji, üstelik yenilenebilir enerji, maaliyet neredeyse yok. Süper bir olay. Bütün bunlara rağmen İsrail’de yakın bir zaman evvel elektrik fiyatlarına zam yapıldı. Herhalde dolar ile ilgili bu durum. İşler çok uzak olmayan bir gelecekte tersine döneceğe benzer. Har gün daha iyiye inşallah…

Esen kalın…

Aaron Baruch (Ankaralı)

Kaynak :

İsrail, Dünyanın En Büyük Güneş ve Termal Elektrik Tesisini Tamamladı.

https://www.israelandstuff.com/israel-completes-worlds-largest-solar-thermal-electric-facility

Necefte Yenilenebilir Enerji: İsrail'in Milyar Dolarlık Güneş Vadisi

https://nocamels.com/2018/01/renewable-energy-negev-solar-power/

24 Haziran 2023 Cumartesi

BİR DAHA GEÇMİŞ OLSUN…

 


2 Nisan 2019. Yılmaz Özdil usta üç büyük ilde ve başka illerde CHP’nin seçimleri kazanmasının ardından “25 SENELİK GECE” başlıklı bir zafer yazısı yayınlamıştı. Sevincine diyecek yoktu. Hatta “müzik yok ama göbek attığımı hissediyorum iyi mi?”  diyerek heyecanını ifade etmeğe çalışmıştı.

Bence zamansız bir sevinç, erken bir zafer kutlamasıydı. Ona “YILMAZ ÖZDİL, SEN NEYE SEVİNDİN, ANLAYAMADIM…” başlıklı yazımda şöyle hitap etmiştim:

“CHP, Türkiye’nin üç büyük ilinde büyük şehir belediye başkanlığını ve başka illerde de belediye başkanlıklarını kazandı. Eyvallah. Sen bunu Türkiye’de iktidar değişikliği olarak mı yorumluyorsun? Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’nin oyu %43, bu seçimlerde %44. CHP’nin oyları ise 2018’de %23, şimdi %30. Bugün seçim olsa AKP yine silip süpürür, lanetli ortağıyla birlikte yine iktidar olur, CHP’de, sen de ümitlerinizi yine bir başka bahara ertelersiniz. Üstelik kazanılan büyükşehir belediye başkanlıklarında da CHP başarılı olamayacak. Çünkü belediye meclislerinde çoğunluğu AKP ve lanetli ortakları kazandı.”

Belediyelerin yönetimlerinde de 2023 seçimlerinde de bu öngörüm aynen gerçekleşti.

26 Mayıs 2023 günü Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinden evvel “GEÇMİŞ OLSUN” başlıklı yazımda şunları söylemiştim:

“Recep Tayyip Erdoğan henüz bu seçimlerde cumhurbaşkanlığını kazanmadı. Malumun ilanı için 28 Mayıs’taki seçimler bekleniyor. Elbette ki cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan kazanacak. Kimsenin şüphesi olmasın. Üstelik de fark atacak.”

(Bu arada 14 Mayıs 2023 ten iki gün evvel yakın çevreme “geçmiş olsun, bu seçimleri de Tayyip amca kazandı” şeklinde WhatsApp mesajı çekmiştim.)

Pek çok eleştiri aldım, fakat üzgünüm ki aynen gerçekleşti. Haksız çıkmayı inanın beni eleştirenlerden daha çok isterdim.

Şimdi önümüzde 2024 Mart ayında yerel seçimler var. CHP’de “değişim” rüzgarları esiyor. İmamoğlu’nun CHP’nin yeni lideri olma hevesi var.

Önce olayı bir analiz edeyim, sonra sonuca gideriz.

1-İmamoğlu Kılıçdaroğlu’nu devirebilir mi?

CHP rahatsız, başarısızlığın faturasını birisinin ödemesini istiyor. Kılıçdaroğlu ise sıkılmadan hala zafer konuşmaları yapmakta. Adamın gitmeye hiç niyeti yok. Partinin il başkanlarına kerhen bildiri imzalatıyor, kurultayı geciktiriyor vs, vs…

Git be adam. 75 yaşına gelmişsin, bir sonraki genel seçimlerde 80 yaşında olacaksın, bu parti sana ölene kadar mı verildi, git be adam… 12 seçim kaybettin, hiç mi haysiyetin yok, hiç mi utanman yok, artık git be adam.

Ama adam gitmiyor.

Yani İmamoğlu partiyi ele geçirecekse bu güzellikle değil, çarpışa çarpışa olacak.

2-İmamoğlu becerebilir de CHP’nin lideri olursa başarılı olabilir mi?

Ekrem İmamoğlu karizmatik bir politikacı. 2024 yerel seçimleri üzerinde önemli bir etkisi olabilir. Ancak CHP farklı fraksiyonlara sahip büyük bir partidir. Partide herkesin İmamoğlu lider olduğu takdirde onu destekleyeceği kesin değil.

Eğer İmamoğlu CHP’ye lider olursa ve partinin tüm desteğini arkasına alamazsa (ki bunun çok zor olduğunu biliyoruz) parti parçalanır ve yerel seçimlerde başarılı olamaz.

3-Ekrem İmamoğlu İstanbul Belediye başkanı olarak başarılı oldu mu?

Hayır, olamadı… Bunun birçok sebebi var. En başta AKP elinden gelen her vasıtayla İmamoğlu’na çelme taktı. Fakat seçmen sebebe değil sonuca bakacak. Taksi sorunu çözüldü mü, yok. Esenyurt’u sel bastı, İmamoğlu tatilde, alt yapı ve metro çok yavaş ilerlerdi, şeffaf yönetim yok. En önemlisi İmamoğlu’nun idaresindeki İstanbul’da yaşam maliyetleri arttı, yaşam kolaylaşacağına zorlaştı. Ne talebelerin yurt edinme konusunda ne kiralar konusunda İmamoğlu’nu halkın gözünde parlatacak çözümler getirilemedi.

Uzun lafın kısası İmamoğlu AKP’ye tepki olarak buralara geldi. CHP lideri olursa partiyi parçalar ve başarılı olamaz.

Yani sonuç yerel seçimlerde CHP Ankara ve İstanbul’u kaybedecek. Bana göre ne İmamoğlu’nun ne de Kılıçdaroğlu’nun 2024 yerel seçimlerinde başarılı olması mümkün değil.

Üzgünüm, benim gördüğüm gerçek bu, inşallah haksız çıkarım.

 

Aaron Baruch (Ankaralı)

 

 

Yılmaz Özdil’in 25 senelik gece yazısı -  25 senelik gece… - Yılmaz Özdil - Köşe Yazıları – Sözcü (sozcu.com.tr)

Aaron Baruch – Yılmaz Özdil, sen neye sevindim anlayamadım yazısı - Aaron Baruch. (Ankaralı): YILMAZ ÖZDİL, SEN NEYE SEVİNDİN, ANLAYAMADIM… (ankarali-2001.blogspot.com)  

Aaron Baruch – Geçmiş olsun yazısı - Aaron Baruch. (Ankaralı): GEÇMİŞ OLSUN… (ankarali-2001.blogspot.com)

20 Haziran 2023 Salı

TÜRKİYE’DE VE İSRAİL’DE EV FİYATLARI…

 



 

Her iki ülkede de ev fiyatları son bir-iki yıldır yükselişte. Enflasyondan arındırılmış endekse (Euronews) göre Türkiye’de ev fiyatları 2022 yılının üçüncü çeyreğinde % 58 artışla açık ara dünya rekoru kırmış durumda. Vadi İstanbul'da 60 bin lira aylık kira varmış. Türkiye’de iyi bir daire fiyatına Portekiz’de, Kaliforniya’da ufak bir bina alabilirsiniz.

Bu konuda İsrail ikinci sırada yer alıyor. İsrail’de aynı dönemde evlerdeki fiyat artışı % 13. İsrail’de merkeze yakın yerlerde 3-4 odalı (yani 3+1) bir dairenin fiyatı 800-900 bin dolardan başlıyor. Bu arada belirtmeliyim ki Tel Aviv bir istisna. 1+1 bir dairenin kirası 7 bin şekel. Bilmem anlatabildim mi? (1 şekel=6.30 TL) Bu arada Tel Aviv’de arabaya park yeri bulmak denizde tesadüfen mücevher bulmak gibi bir şey, o kadar zor… Çok büyük sıkıntı.

Bu arada hatırlatmak isterim ki Türkiye’de evlerde genel giderler, yani evlerin ortak gideri enflasyonunda rüzgârıyla inanılmaz artmış durumda. Havuzlu lüks evlerde aylık gider 10 bin TL.,  hatta bazen daha da yüksek olabiliyor. Çok daireli sitelerde bu yüzden ciddi kavgalar oluyor, insanlar mahkemelik oluyorlar. Bir de Türkiye’de doğal gaz masrafı çok ciddi bir gider. Şimdi size ilginç bir doğalgaz ile enflasyon sarmalını açıklamak istiyorum.

Biliyorsunuz bu günlerde Türkiye’de asgari ücret görüşmeleri var. Hükümet asgari ücrete enflasyon oranında zam yapma güzelliğini halka yaşatmak istiyor. Bu arada seçim arifesinde Noel baba gibi hediyeler dağıtan Cumhurbaşkanı Erdoğan  Nisan 2023’den itibaren doğal gazda konutlarda ve sanayide ciddi bir indirime gitti. Buraya kadar çok güzel. Ancak unutmayalım ki asgari ücrete yapılan zam enflasyon kadar olacak. Doğal gaza ödeme yapılmadığı için enflasyon daha az çıkacak. (Mayıs ayında enflasyon ilk defa doğal gaz yüzünden % 8’in altına indi.) Böylece hükümet doğalgaza verdikleri hediyeyi asgari ücrete daha az zam yaparak geri alacak. Yani kaşıkla verdiklerini kepçeyle geri alacaklar.  

İsrail’de “arnona” denilen bir vergi var. Her bağımsız daire bu vergiyi ödüyor. İşyerleri için ise cinsine göre çok daha fazla oranda bu vergiyi ödemek zorunda. 100 m2. bir daire ortalama 600 şekel gibi her ay bu vergiyi ödemek mecburiyetinde. Çok ciddi bir gider. Tabii bunun yanında binaların genel giderleri de her ay ortalama 300 şekel gibi.

İsrail’de enflasyon bir tık düştü. Bu ev fiyatlarına da aynı oranda yansıdı. Asgari ücrete bir ince zam geldi. Ama kimsenin taktığı yok. Çünkü genelde en basit işçinin maaşı bile asgari ücretin üzerinde. İsrail’de genelinde çalışanların ortalama ücreti 11 bin şekel civarında. Laf arasında şunu da söylemeden geçemeyeceğim. İntel İsrail’e rekor miktarda 25 milyar dolar yatırım yapıyor. Fabrika güneyde Kiryat Gad yerleşim yerinde. Yüzlerce işçi iyi fiyatlarla işe girecek.

Netanyahu hükümeti iş başına geldiğinde çok büyük miktarda dövizin yurt dışına çıktığı ve bunun sebebini Netanyahu ve onun hukuk reformu adı altında kanunlarda yapmaya kalktığı değişiklik olduğu dile getirildi. Oysa İsrail’den bu döviz çıkışının sebebi USS’deki yüksek faizler olduğunu Bard ve ChatGPT kullanan okuyucular öğrenmişlerdir. Ancak bu hukuk reformunun ve bununla ilgili büyük protestolar yüzünden Netanyahu oldukça ciddi saygınlık ve oy kaybetti. Bu arada Netanyahu aleyhine açılan davalardan en önemlisi olan “dosya 3000, denizaltı davası” galiba çöktü.  

Şöyle bir yazayım dedim, belki biraz serpme kahvaltı gibi oldu ama belki ilginizi çeker diye düşündüm. …

Aaron Baruch  (Ankaralı)  

 

 

9 Haziran 2023 Cuma

DÜNYA DEMOGRAFİSİ VE YAŞAM…

 





Çok kıymetli bir büyüğümün gönderdiği ilginç bir yazıyı paylaşmak istedim. Yazının kaynağını arayınca Wikipedia’da buldum. Bana çok enteresan geldi. Ayrıca son kısımlara yapılan ilaveler gerçekten güzel. İlginize sunuyorum…

 

Dünyanın nüfusu Animal Planet’e göre Aralık 2020 yılı itibarıyla yaklaşık 7,8 milyar kişidir. Bu nüfusun:

- %11'i Avrupa'da,

- %5'i Kuzey Amerika'da,

- %9'u Güney Amerika'da,

- %15'i Afrika'da,

- %60'ı Asya'da yaşıyor.

 

İnsanların yaşadıkları yerleşim yerlerine baktığımızda karşımıza şu sonuçlar çıkıyor, insanların:

- %49'u bir köyde yaşıyor,

- %51'i şehirde yaşıyor.

 

Konuşulan lisanlara göre en çok konuşulan dilin Çince olduğunu görüyoruz. Gerisi şöyle sıralanmış, insanların:

- %12'si Çince konuşuyor,

- %5’i İspanyolca konuşuyor,

- %5’i İngilizce konuşuyor,

- %3’ü Arapça konuşuyor,

- %3’ü Hintçe konuşuyor,

- %3'ü Bengalce konuşuyor,

- %3’ü Portekizce konuşuyor,

- %2’i Rusça konuşuyor,

- %2’si Japonca konuşuyor,

- %62'si sadece kendi ana dilinde konuşuyor.

 

Bir de dünyadaki insanların barınma ihtiyaçlarının hangi oranlarda olduğunu incelersek şu sonuçla karşılaşıyoruz, insanların:

- %77'sinin kendi evi veya kirada oturduğu bir evi var,

- %23'ünün hiçbir ikametgâhı yok.

 

Beslenme ihtiyacı insanların temel gereksinimlerinden biri şüphesiz. Bütün insanlar acaba yeteri kadar beslenebiliyor mu? Birleşmiş Milletlere göre sonuçlar şöyle, insanların:  

- %21'i gereğinden fazla besleniyor ve fazla kalori tüketiyor,

- %63'ü üç öğün tam yemek yiyebiliyor,

- %15'i yetersiz besleniyor, son yediği öğünden sonrakine ulaşamıyor.

 

İçme suyu açısından da bütün insanların aynı şansa sahip olmadığını görüyoruz, insanların:

- %87'sinin içme suyu var.

-%13'ü ise içme suyuna sahip değil veya yalnızca kirli su kaynaklarına erişebiliyor.

 

Günümüzün vaz geçilmez ihtiyaçlarından birisi cep telefonu ve internet. Bu bakımdan dünya istatistikleri şöyle, insanların:

- %75'inin bir cep telefonu var,

- %25'inde hiç yok,

- %30'unun internet erişimi var,

- %70’i hiç bağlanamıyor.

 

Önemli bir başka başlık eğitim. Dünyadaki insanların:

- %83'ü okuma yazma biliyor,

- %7'si üniversite eğitimi almış.

 

İnançlar dünyasında durum şöyle, insanların:

- %33'ü Hristiyan,

- %22’ü Müslüman,

- %14’ü Hindu,

- %7'si Budist,

- %12'si diğer dinlere mensup,

- %12'si dinsiz, ateist.

 

Yaş ortalaması ise şöyle:

- %26'sı 14 yaşın altında,

- %66'sı 15 ile 64 yaş arasında,

- %8'i 65 yaşın üzerinde.

 

Şimdi bu istatistiklere göre kendi durumunuzu belirleyebilirsiniz. Ancak muhakkak bildiğiniz fakat sık sık hatırlamanız gereken bazı önemli noktalara dikkatinizi toplamanız gerekiyor.

Kendi eviniz varsa veya kirada oturuyorsanız günde 3 tam öğün yemek yiyip temiz su içebiliyorsanız, cep telefonunuz varsa, internette gezinebiliyor, en azından bir lise bitirdiyseniz ve hele hele bir üniversiteye gidebildiyseniz, dünyanın çok ayrıcalıklı özel bir gurubunun bir parçasısınız. Bu dünya nüfusunun %7'sinden azını oluşturan küresel elit kategorisidir.

Mevcut şartlar altında, yeryüzündeki 100 kişiden sadece 8’i 65 yaşını görebiliyor. 65 yaşın üzerindeyseniz, mutlu olun ve minnettar olun, hayatınızı yaşayın.  Senden önce gidenlerin %92'si gibi sen de 64 yaşından önce bu dünyadan ayrılmadıysan, zaten insanlık içinde kutsanmışsındır. Kalan her anın tadını çıkarın ve şikâyet etmeyin. Yaşayın ve komşunuza yardım edin.

Sağlığınıza iyi bakın çünkü kimse sizden daha fazla umursamıyor! 40-90 yaş arası hepimiz için bazı basit ve yararlı öneriler.

 

  Her zaman kontrol edin:

  👂🏾 1. Kolesterol,

  👂🏾 2. Glisemi,

  👂🏾 3. Trigliseritler,

  👂🏾 4. Tansiyon

 

  Daha az tüketin:

😱 1. Tuz,

😱 2. Şeker,

😱 3. Buğdaydan zengin besinler,

😱 4. Süt ürünleri,

😱 5. İşlenmiş ürünler.

 

   Daha çok tüketin:

📍 1. Sebzeler,

📍 2. Meyveler,

📍 3. Su.

 

 

  Unutmamamız gereken üç önemli konu:

👆🏿 1. Yaşımız,

👆🏿 2. Geçmişimiz,

👆🏿 3. Şikayetlerimiz.

 

  Üç ana başlık:

1. Akrabalarımız ve arkadaşlarımız;

2. Olumlu düşüncelerimiz;

3. Temiz ve misafirperver bir ev.

 

  Üç temel öğe:

🌹 1. Daima gülümseyin ve bol bol gülün,

🌹 2. Kendi hızınızda düzenli fiziksel aktivite yapın,

🌹 3. Kilonuzu kontrol edin.

 

  Beklemeden yapmamız gerekenler:

🌹 1. Su içmek için susamayı beklemeyin;

🌹 2. Uyumak için uykunuzun gelmesini beklemeyin;

🌹 3. Dinlenmek için yorulmayı beklemeyelim;

🌹 4. Tıbbi testler yapmak için hasta olmayı beklemeyin;

🌹 5.Her zaman daha iyi yarınlara umut beslemek için mucizeler beklemeyin...

 

 

Şimdi değer verdiklerinize bu mesajı gönderin.

 

Sağlıklı mutlu günler dilerim.

 



Aaron Baruch (Ankaralı)

7 Haziran 2023 Çarşamba

BORALTAN KÖPRÜSÜ FACİASI

 

 

 



 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı konuşmada “Boraltan köprüsü faciası gibi olay tekrar yaşanmasın” dedi. Nedir Boraltan köprüsü faciası?

Yıllar evvel yazdığım bu yazımı belki bu facianın ne olduğunu bilmeyenler, hatırlamayanlar olabilir diye düşünüp tekrar paylaşmak istedim.

Sene 1945. İkinci dünya savaşının son günleri. Stalin yönetimindeki Rusya demir perdeyi indirmeye başlamıştır. Balkanlar’da Rus Kızıl Ordusunun girdiği yerlerden çıkmaya niyeti yoktur. Polonya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve hatta Baltık ülkeleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin parçası olma yolundadırlar.  Kafkaslar da ve Asya’da da durum farklı değildir. Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan aynı yolda ilerlemektedir…

Azerbaycan’da   duruma muhalefet eden aydınlar teker teker yakalanıp Ruslar tarafından idam edilmeye başlanır. Azerbaycanlı 147 aydın (mühendis, doktor, öğretmen) kaçmaya karar verirler. Türkiye’ye sığınmak için yola çıkarlar. Durumu haber alan Ruslar, Azeri aydınları yakalamak için peşlerine bir Rus müfrezesi takar. Can havliyle kaçan Azeri aydınlar Aras nehrine varırlar. Nehrin üzerinde bir köprü vardır. Boraltan köprüsü… Köprünün bir tarafı Rusya, bir tarafı Türkiye’dir. Nihayet Rus müfrezesi onlara yetişemeden köprüyü geçip canlarını kurtarırlar ve Türkiye’ye sığınırlar.  Serhat karakolunda çok iyi karşılanırlar. Karakol komutanı misafirlere yiyecek içecek verir, ihtiyaçlarını karşılar. Azeri aydınlar siyasi sığınma talebinde bulunurlar. Durum derhâl Ankara’ya telgrafla bildirilir. Cevap beklenmeye başlanır.

      O yıllarda Türkiye tek parti ile yönetiliyordu. İktidardaki Cumhuriyet Halk Partisinin başkanı ve Cumhur reisi İsmet İnönü’ydü. Azeri aydınlarının siyasi sığınma isteğini kendilerine bildirilir. Fakat hükümet bu isteği kabul etmez. Durumu derhal bir telgrafla karakola bildirdiler.

-Gelen Azerileri derhal geriye gönderin.

 Karakol komutanı gözlerine inanamıyordu. Rus müfrezesi köprünün öteki tarafında bekliyordu. Hatta laf atıyor alay ediyorlardı, gülüyorlardı. Komutan Ankara’nın bir yanlışlık yaptığını ümit ederek yeniden bir telgraf çeker. Cevap kısa sürede gelir.  “Geri verin” diyorlardı. Hatta “aksi halde sizi vatana ihanetten yargılanırsınız” diye tehdit de ediyorlardı. Komutan çaresizdi. Azerilere durumu bildirir. Azeriler gitmek istemezler. “Bizi siz öldürün, Moskof’a vermeyin” diye yalvarmaya başlarlar. Komutan mecburen emri uygular ve Azeriler karşı tarafa gönderir. Ruslar hemen orada Azeri aydınlarının ellerini arkadan bağlarlar, diz çöktürürler ve hepsini kurşuna dizerler. Hem de gülerek, alay ederek…   

 Karakol komutanı gözlerinin önünde yaşanan bu facianın tesirinden kurtulamaz. Uzun zaman sinir krizleri geçirir. Sonunda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine tedavi görür, fakat iyileşemez ve intihar eder…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan henüz başbakan olduğu dönemde (yanılmıyorsam 2012 yılı)   bir Ak Parti toplantısında CHP’yi eleştirmek için olayı şöyle anlatır:         

- '1945'te, 146 Azerbaycanlı aydın Stalin zulmünden kaçıyor. Aras Nehri üzerinden Boraltan Köprüsü'nü geçiyorlar ve Türkiye'ye sığınıyorlar. Azeriler öz gardaşlarının yurduna gelip, öz gardaşlarıyla kucaklaşıyor. Stalin, Türkiye'den bu Azeriler'in derhal iade edilmesini istiyor. Dönemin CHP hükümeti, Aras Nehri'nin kenarındaki sınırdaki karakola telgraf çekiyor, İnönü iş başında o zaman ve mültecilerin iade işleminin gerçekleştirilmesini istiyor. Karakol komutanı gözlerine inanamıyor, kulaklarına inanamıyor. Emri defalarca teyit ettiriyor. Ancak Ankara'dan, CHP hükümetinden kesin ve net emir geliyor, “Azerileri teslim edin.” Durumu anlayan Azeriler, Türk askerlerinin boynuna sarılıp yalvarıyorlar, “Ne olur bizi teslim etmeyin. Bizi burada siz kurşuna dizin, kendi toprağımızda, kendi öz gardaşımızın, kendi bayrağımızın altında bizi öldürün” diyorlar. Ancak Ankara'dan gelen emir net... Boraltan Köprüsü'nü geçen Azeriler, köprünün hemen karşısında Türk askerlerinin, Türk subaylarının gözleri önünde elleri bağlanmış olarak infaz ediliyor. Karakol komutanının bu elim manzara sonrasında intihar ederek canına kıydığı söyleniyor. Bu acı hadiseden geriye çok ama çok acı bir ağıtın dizeleri kalıyor.”

https://www.istanbultakipte.com/haberler/siyaset/ic-politika/azeri-gardaslarimizi-rusya-ya-satan-chp-dun-neyse-bugun-de-odur.html

Daha sonra bu olayın anısına bir sürü şiirler söylendi, Hatta yanılmıyorsam olayı tam yansıtmamakla birlikte bir de filmi yapıldı. Cüneyt Arkın oynamıştı.

 Neden, neden böyle yaptılar?

 Yorumu size bırakıyorum. Benim söyleyeceğim sadece, karanlık yıllardı, çok karanlık…

Azerbaycan’ın milli şairi Almas Yıldırım – Dönek Kardeş şiiri çok uzun, ancak ilk kıtasını yayınlamakla yetineceğim.

Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!

 

 

  Aaron Baruch   (Ankaralı)

 

 Kaynakça  :  Bilgicik -  Boraltan Köprüsü  - Tarihte Bir Yüz Karası – Orkun Kutlu

                       Star Güncel – 08.09.2012

 

                       Vikipedia ansiklopedisi