15 Haziran 2024 Cumartesi

HOOLANDA ÖZGÜRLÜK PARTİSİ LİDERİNİN KONUŞMASI

 

Sevgili dostlar,

Geert Wilders, Hollanda Özgürlük Partisi lideri, aşağıda naklettiğim konuşmasını 25 Eylül 2008 tarihinde New York'taki Dört Mevsim Oteli'nde yapmıştır.

Adımlarımızı atarken dikkat edin. İngilizlerin dediği gibi WATCH YOUR STEPS...

Beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Amerika Birleşik Devletleri'ne bir misyonla geldim. Eski dünyada her şey yolunda değil. Büyük bir tehlike yaklaşıyor ve iyimser olmak çok zor. Avrupa'nın İslamlaşmasının son aşamalarında olabiliriz. Bu sadece Avrupa'nın geleceği için açık ve mevcut bir tehlike olmakla kalmaz, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı'nın büyük varlığı için de bir tehdittir. Amerika Birleşik Devletleri, İslami Avrupa'ya karşı Batı medeniyetinin son kalesidir.

Öncelikle, Avrupa'daki durumu açıklayacağım.

Bildiğiniz Avrupa değişiyor.

Şüphesiz simgesel yapıları gördünüz. Ama tüm bu şehirlerde, bazen turistik hedefinizden sadece birkaç sokak ötede, başka bir dünya var. Bu, kitlesel Müslüman göçü tarafından oluşturulan paralel toplumun dünyasıdır.

Avrupa genelinde yeni bir gerçeklik ortaya çıkıyor: Yerli halkın çok az yaşadığı veya hatta göründüğü tamamen Müslüman mahalleler. Ve eğer görürseniz, pişman olabilirsiniz. Bu polis için de geçerli. Başörtülü kadınların, bebek arabaları ve bir grup çocukla birlikte yürüdüğü, şekilsiz çadırlarda yürüdüğü bir dünya. Kocaları veya isterseniz efendileri, üç adım önde yürürler. Birçok köşede camiler var. Dükkanlarda sizin ve benim okuyamayacağımız tabelalar var. Ekonomik bir faaliyet bulmakta zorlanacaksınız. Bunlar, dini fanatikler tarafından yönetilen Müslüman gettolarıdır. Bunlar Müslüman mahalleler ve Avrupa'nın tüm şehirlerinde çoğalıyorlar. Avrupa'nın büyüyen bölümlerinde, sokak sokak, mahalle mahalle, şehir şehir kontrolün dayanaklarıdır. Bugün Avrupa genelinde binlerce cami var. Kiliselerdekilerden daha büyük cemaatlerle. Ve her Avrupa şehrinde, bölgedeki tüm kiliseleri gölgede bırakacak süper camiler inşa etme planları var. Açıkça mesaj şu: Biz hakimiyet kuruyoruz.

Birçok Avrupa şehri artık dörtte bir Müslüman: Amsterdam, Marsilya ve İsveç'teki Malmö'yü örnek olarak alabilirsiniz. Birçok şehirde, 18 yaş altı nüfusun çoğunluğu Müslüman. Paris artık bir Müslüman mahalleler halkası ile çevrili. Muhammed, birçok şehirde erkek çocuklar arasında en popüler isim.

Amsterdam'daki bazı ilkokullarda artık çiftlikten bahsedilemiyor, çünkü bu domuzdan da bahsetmek anlamına geliyor ve bu da Müslümanlara hakaret sayılıyor.

Belçika ve Danimarka'daki birçok devlet okulu sadece helal yiyecekler sunuyor.

Fransa'da öğretmenlere, Voltaire ve Diderot gibi Müslümanlar için hakaret sayılan konulardan kaçınmaları tavsiye ediliyor; Darwin de giderek daha fazla bu duruma dahil oluyor. Artık Müslümanların hassasiyetleri nedeniyle Holokost tarihi öğretilemiyor.

İngiltere'de şeriat mahkemeleri artık resmi olarak İngiliz hukuk sisteminin bir parçasıdır. Fransa'da birçok mahalle kadınlar için başörtüsü takmadan yasak bölgeler haline gelmiştir. Geçen hafta Brüksel'de Ramazan'da içki içtiği için bir adam Müslümanlar tarafından dövülerek neredeyse öldürülüyordu.

Yahudiler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en şiddetli antisemitizm dalgasından kaçmak için rekor sayılarda Fransa'dan kaçıyorlar. İsrail'in Tel Aviv ve Netanya sokaklarında artık Fransızca konuşuluyor. Bu tür hikayelerle sonsuza kadar devam edebilirim. İslamlaşma hikayeleri.

Bugün Batı Avrupa'da yaklaşık elli dört milyon Müslüman yaşıyor. San Diego Üniversitesi, Avrupa nüfusunun sadece 12 yıl içinde şaşırtıcı bir şekilde %25'inin Müslüman olacağını öngördü. Bernard Lewis, bu yüzyılın sonuna kadar Müslüman çoğunluk öngörüyordu.

Şimdi bunlar sadece sayılar. Ve eğer Müslüman göçmenlerin güçlü bir asimilasyon arzusu olsaydı, sayılar tehdit edici olmazdı. Ancak buna dair çok az işaret var. Pew Araştırma Merkezi, Fransız Müslümanlarının yarısının Fransa'ya olan bağlılıklarından ziyade İslam'a olan bağlılıklarını daha güçlü gördüğünü bildirdi. Fransız Müslümanlarının üçte biri intihar saldırılarına karşı çıkmıyor. İngiltere Sosyal Uyum Merkezi, İngiliz Müslüman öğrencilerin üçte birinin dünya çapında bir halifeliği desteklediğini bildirdi. Müslümanlar "saygı" talep ediyorlar. Ve biz onlara bu şekilde saygı gösteriyoruz. Artık resmi Müslüman bayramlarımız var.

Hristiyan Demokrat savcı, Hollanda'da Müslüman çoğunluk olması durumunda şeriatı kabul etmeye hazır. Fas ve Türk pasaportlarına sahip kabine üyelerimiz var.

Müslüman talepleri, küçük suçlar ve rastgele şiddet, örneğin ambulans çalışanları ve otobüs şoförlerine yönelik saldırılar, küçük ölçekli isyanlarla destekleniyor. Paris, düşük gelirli banliyölerde kendi ayaklanmalarını gördü. Suçluları "yerleşimciler" olarak adlandırıyorum. Çünkü onlar budur. Toplumlarımıza entegre olmak için gelmiyorlar; toplumumuzu kendi Darülislamlarına entegre etmek için geliyorlar. Bu yüzden onlar yerleşimcidirler.

Belirttiğim sokak şiddetinin büyük bir kısmı yalnızca Müslüman olmayanlara yöneliktir ve birçok yerliyi mahallelerinden, şehirlerinden ve ülkelerinden ayrılmaya zorlar. Ayrıca, Müslümanlar artık göz ardı edilemeyecek bir ivme içindeler.

Bilmeniz gereken ikinci şey, peygamber Muhammed'in önemidir. Davranışları tüm Müslümanlar için örnek teşkil eder ve eleştirilemez. Şimdi, eğer Muhammed barışçıl bir insan olsaydı, diyelim ki Gandhi ve Rahibe Teresa'nın birleşimi gibi, bir sorun olmazdı. Ancak Muhammed bir savaşçı, kitlesel katil, pedofil ve aynı anda birkaç evliliği olan biriydi. İslami gelenek, onun savaşlarda nasıl savaştığını, düşmanlarını nasıl öldürdüğünü ve savaş esirlerini nasıl infaz ettiğini anlatır. Muhammed'in kendisi, Banu Kurayza Yahudi kabilesini katletmiştir. Eğer bu İslam için iyiyse, iyidir. Eğer İslam için kötüyse, kötüdür.

Kimse sizi İslam'ın bir din olduğuna inandırmasın. Elbette bir Tanrı, ahiret ve 72 bakire var. Ancak aslında İslam bir siyasi ideolojidir. Toplum ve her bireyin yaşamı için ayrıntılı kurallar koyan bir sistemdir. İslam, hayatın her yönünü dikte etmek istiyor. İslam, "teslimiyet" demektir. İslam özgürlük ve demokrasi ile bağdaşmaz.

Çünkü peşinde olduğu şey şeriattır. Eğer İslam'ı bir şeyle karşılaştırmak istiyorsanız, onu komünizm veya nasyonal sosyalizmle karşılaştırın, bunların hepsi totaliter ideolojilerdir.

Şimdi Winston Churchill'in neden İslam'ı "dünyadaki en bozulmuş güç" olarak adlandırdığını ve neden Mein Kampf'ı Kur'an ile karşılaştırdığını biliyorsunuz. Halk, Filistin anlatısını tamamen benimsemiş durumda ve İsrail'i saldırgan olarak görüyor. Bu ülkede yaşadım ve onlarca kez ziyaret ettim. İsrail'i destekliyorum. İlk olarak, Auschwitz de dahil olmak üzere iki bin yıl süren sürgünden sonra Yahudilerin vatanı olduğu için; ikinci olarak, bir demokrasi olduğu için; ve üçüncü olarak, İsrail bizim ilk savunma hattımız olduğu için.

Bu küçük ülke, cihat hattının üzerinde yer alıyor ve İslam'ın toprak kazanımını engelliyor. İsrail, Keşmir, Kosova, Filipinler, Güney Tayland, Sudan'daki Darfur, Lübnan ve Endonezya'daki Aceh gibi cihat cepheleriyle karşı karşıya. İsrail sadece engel teşkil ediyor. Bu, Soğuk Savaş sırasında Batı Berlin'e benziyor.

İsrail'e karşı savaş, İsrail'e karşı bir savaş değildir. Bu, Batı'ya karşı bir savaştır. Bu bir cihattır. İsrail sadece hepimize yönelik darbeleri alıyor. Eğer İsrail olmasaydı, İslami emperyalizm enerjisini ve fetih isteğini serbest bırakacak başka alanlar bulurdu. Çocuklarını orduya gönderen ve bütün gece uyanık kalan İsrailli ebeveynler sayesinde, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ebeveynler rahat uyuyabilir ve yaklaşan tehlikelerden habersiz olarak rüya görebilirler.

Avrupa'da birçok kişi, Müslüman azınlıklarımızın şikayetlerini gidermek için İsrail'in ortadan kaldırılmasını savunuyor. Ancak İsrail, Allah korusun, düşerse, bu Batı'ya rahatlık getirmez. Bu, Müslüman azınlıklarımızın birdenbire davranışlarını değiştirip değerlerimizi benimseyeceği anlamına gelmez. Aksine, İsrail'in sonu İslam güçlerine muazzam bir ivme kazandırır. Onlar, İsrail'in ölümünü Batı'nın zayıf ve mahkum olduğunun kanıtı olarak görecekler. İsrail'in sonu, İslam'la olan sorunlarımızın sonu değil, sadece başlangıcı anlamına gelir. Bu, dünya hakimiyeti için son savaşın başlangıcı demektir. Eğer İsrail'i ele geçirebilirlerse, her şeyi ele geçirebilirler. Gazeteciler, İslamlaşmayı eleştiren herkesi gönüllü olarak "aşırı sağcı" veya "ırkçı" olarak etiketliyor. Benim ülkem olan Hollanda'da, nüfusun %60'ı artık kitlesel Müslüman göçünü İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yapılan en büyük siyasi hata olarak görüyor. Aynı oranda insan İslam'ı en büyük tehdit olarak görüyor. Bununla birlikte, terör saldırılarından daha büyük bir tehlike var ve bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin ayakta kalan son kişi olma senaryosu. Işıklar, hayal ettiğinizden daha hızlı bir şekilde Avrupa'da sönebilir. İslami bir Avrupa, özgürlük ve demokrasinin olmadığı bir Avrupa, ekonomik bir çöl, entelektüel bir kabus ve Amerika Birleşik Devletleri için bir müttefik olarak askeri gücün kaybı anlamına gelir. Onlar düşman olacak, atom bombaları olan düşmanlar. İslami bir Avrupa ile, Roma, Atina ve Kudüs mirasını korumak sadece Amerika Birleşik Devletleri'ne kalacak...

Sevgili dostlar, özgürlük en değerli hediyedir. Benim neslim bu özgürlük için savaşmak zorunda kalmadı, hayatları pahasına savaşan insanlar tarafından bize altın tepside sunuldu. Avrupa genelinde, Amerikan mezarlıkları bize evlerine dönmeyen gençleri hatırlatır ve biz onların anısını yaşatırız. Benim neslim bu özgürlüğe sahip değil; biz sadece onun koruyucusuyuz. Bu zor kazanılmış özgürlüğü, bize sunulduğu şekilde Avrupa'nın çocuklarına teslim edebiliriz. Molla ve imamlarla anlaşma yapamayız. Gelecek nesiller bizi asla affetmeyecek. Özgürlüğümüzü boşa harcayamayız. Bunu yapma hakkımız yok.

Gerekli adımları şimdi atmalıyız, bu İslami saçmalığın yıkımını engellemek için.

Bu İslami saçmalığın medeniyetimizi yok etmesini önlemek için şimdi gerekli adımları atmalıyız.

Öncelikle, göçü durdurmalıyız. Daha fazla Müslüman göçmen kabul etmeyi bırakmalıyız. Artık tek bir kişi bile kabul edilmemeli. Göçmenlerin entegrasyonu için gerekli olan tüm mekanizmaları ve politikaları devreye sokmalıyız. Göçmenler, ev sahibi ülkenin yasalarına ve geleneklerine uyum sağlamalıdır. Uyum sağlayamayanlar ya da uyum sağlamak istemeyenler geri gönderilmelidir.

İkinci olarak, sınırlarımızı korumalıyız. Avrupa'da kontrolsüz bir şekilde dolaşan göçmen akışını durdurmalıyız. Her ülke kendi sınırlarını korumalı ve kimlerin içeri girdiğini dikkatle izlemelidir.

Üçüncü olarak, İslami ideolojiyi yenmeliyiz. İslam'ın, Batı medeniyetine yönelik tehditlerini açıkça tanımlamalı ve bu ideolojiyi eleştirel bir şekilde incelemeliyiz. Düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, İslam'ı sorgulayan ve eleştiren söylemler desteklenmelidir.

Dördüncü olarak, Müslümanlara karşı ayrımcılık yapmamalıyız. Ancak, onları denetlemek ve gerektiğinde cezalandırmak konusunda kararlı olmalıyız. Yasalarımızı uygulamalı ve ihlaller karşısında taviz vermemeliyiz. İslami şeriat yasalarının uygulanmasına asla izin vermemeliyiz.

Son olarak, Batı'nın kültürel ve tarihsel mirasını korumalıyız. Bu, sadece siyasi ve askeri bir mücadele değil, aynı zamanda kültürel bir savaştır. Batı'nın değerlerini ve mirasını koruyarak, geleceğe taşımalıyız. Eğitim sistemlerimizde Batı medeniyetinin değerlerini ve tarihini öğretmeli, bu mirası gelecek nesillere aktarmalıyız.

Sevgili dostlar, bu bir mücadele ve biz bu mücadeleyi kazanmak zorundayız. Bizim geleceğimiz, çocuklarımızın geleceği ve Batı medeniyetinin geleceği bu mücadeleye bağlı. Eğer şimdi harekete geçmezsek, gelecekte çok geç olabilir. Özgürlüğümüzü, değerlerimizi ve yaşam tarzımızı korumak için birlikte mücadele edelim.

Teşekkür ederim.

 

 

9 Mart 2024 Cumartesi

BAŞ YALAKA MOLİNAS’A CEVABIMDIR…

 






Netanyahu ve takımının zalimce bitirmek istemediği savaşta… Böyle yazmıŞ yalaka efendi...

Ben Türkiye ve Shalom gazetesi hakkında yazmak istemiyorum, fakat eyy başyazar müsveddesi İsrail düşmanı İvo Molinas namlı korkak bezirgân…

Tam olarak böyle yazmış…

Hamas’ın vahşice başlattığı, Netanyahu ve takımının zalimce bitirmek istemediği savaşta olan sadece Gazze’deki sivil halka oluyor, çocuklar açlıktan kırılıyor…

Bu satırları sen yazdın değil mi?

Kafana Netanyahu kadar taş düşsün emi…Bu satırları yazarken bu savaş eğer Hamas yok edilmeden bırakılırsa bunu tekrar olabileceğini hiç düşünemiyor musun? O takdirde savaşta ölen askerlerimizin boşu boşuna ölmüş olacaklarını anlayamıyor musun? Bu savaşı kim başlattı, bu ölenlerden kim mesul, kafan basmıyor mu?

Rehinelerimizi 5 yıldızlı otelde mi ağarılıyorlar zannediyorsun? Kurtarılan 13 yaşında hamile kalan kızın vücudundan 72 ayrı kişiye ait sperm çıktı. Annesini babasının gözü önünde 6 aylık bebekleri fırında yaktılar. Sen şimdi Netanyahu ve takımına zalim mi diyorsun? Bir daha yazayım, Netanyahu kadar taş düşsün kafana İsrail düşmanı antisemit başyazar efendi. Savaşıyorsak intikam için değil, bir daha olmasın diye savaşıyoruz…

İsrailli korumak için her evden bir erkek, ya da bir kız, bu halkı korumak için, bu memleketi korumak için savaşıyor. Anneler babalar eşler çocuklar her telefon çaldığında her kapı vurulduğunda ne korkularla yerinden sıçrıyor biliyor musun?

Ve sen “Gazze’deki çocuklar diye” yaşadığın ülkenin yöneticilerine yalakalık yapmaktan sıkılmadın mı, hala bıkmadın mı?

Canın aç çocuklar için bir şeyler yazmak istiyorsa Yemen’i yaz, binlerce çocuk açlıktan ölmek üzere… Al sana konu, otur yaz… Onu niye yazmıyorsun da İsrail ve Gazze yazıyorsun pis yağdanlık…

Sen İsrail düşmanısın, sen Yahudi düşmanısın, sen yalakasın, sen sebep sonuç ilişkisini anlayamayacak kadar boş kafalısın.

Seni o makamda tutanlarda artık utanmalı, cemaat yöneticileri, neredesiniz? Kapıcıyı baş yazar yapın, odacıyı yapın, kapını önündeki simitçiyi yapın, onu da yapamıyorsanız kapatın bu gazeteyi, lanet olsun bu yayın organına…

İSRAİLİ ELEŞTİRMEK ALİYA İLE BAŞLAR. SOK KAFANA BUNU…

Aaron Baruch  (Ankaralı)

13 Ocak 2024 Cumartesi

SİZ KAYBEDECEKSİNİZ SAYIN CUMHURBAŞKANIM…

 






Ne bekliyordunuz, bu vahşi hayvanların ülkemize saldırıp 1400 kişiyi tarihin gördüğü en insanlık dışı biçimde öldürüp, tecavüz edip, rehin alarak götürmelerine seyirci mi kalsaydık? İsrail devleti elbette kendini savunmaya hakkı vardır, bu soykırım değildir, bu bir devletin bireylerini korumak için verdiği kaçınılmaz reflekstir, bu bir savunmadır.

Gazze’de bu kadar çok insanın ölmesine HAMAS uğursuzu sebep olmuştur. Herhangi birisinin Filistinlileri canlı kalkan olarak kullanan, her hastanenin, her okulun, her caminin altına terör tünelleri kazan, bebek odalarını cephanelik olarak kullanan, çocuk parklarına füze rampaları yerleştiren bu insanlık dışı canilerin bu yıkıma sebep olduklarını görmemek için kör, sağır, kara cahil, bağnaz ve akıl dışı düşünen biri olmak gerekir.

Sayın cumhurbaşkanım, siz bu savaşı toprak savaşı mı sandınız, çok yanılıyorsunuz, 1948’den beri Araplara kendi topraklarında kendi devletlerini kurmak için defalarca (8 defa) fırsat verildi hatta teşvik edildi. Her seferinde ret ettiler. Onlar ölmeyi, şehit olmayı seviyorlar, hurilerine kavuşmak istiyorlar, dünyada bütün kötülüklerin Yahudilerden geldiklerine inanıyorlar, çocuklarına öldürmeyi, insan kaçırmayı, tecavüzü öğretiyorlar ve ne yazık ki siz, bu cahil vahşi güruhunu, Türk düşmanlarını, bu Türkleri defalarca sırtından bıçaklayan, kendi topraklarını satan bu uğursuzları destekliyorsunuz, inanamıyorum size.

Türkiye Lahey’de Adalet Divanında İsrail’i soy kırımla suçlayan Güney Afrika Cumhuriyeti’ni destekliyor, onlara deliller, görseller ve başka dokümanlar vererek davayı kazanmaları için yardımda bulunuyor. Türkiye gibi Ermeni soykırımından sabıkalı bir ülkenin başka bir ülkeyi soykırımla suçlaması en azından komik. (Bugün Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını 31 ülke kabul etmiştir.)

Yardım edeceğinize siz de davaya müdahil olarak katılsaydınız ya? Ya da daha iyisi davayı Lahey’ye siz götürseydiniz ya? Türkiye bu davada İsrail’in suçlu olduğuna bu kadar inanıyorsa neden davayı bizzat kendi açmadı? Neticede Türkiye Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesine imza koymadı ama taraf olduğunu bildirdi. (Türkiye 1950 yılının temmuz ayında anlaşmaya taraf olduğunu bildirmiş ama imza koymamıştır, Güney Afrika Cumhuriyeti de imzasız taraftır.) Neden Güney Afrika Cumhuriyeti’nin şemsiyesiyle hareket ediyor? Türkiye dünyanın öbür ucundaki bu kişi başına geliri 6.000 dolar olan ve çeşitli krizlerle uğraşan bu Afrika ülkesinden medet umacak kadar mı aciz kaldı?

Filistin halkını bu kadar seviyorsanız buyurun birkaç milyon Filistinliyi göçmen olarak Türkiye’ye kabul edin, Suriyelileri, Afganları ülkeye doldurdunuz, onlara kimlik bile verdiniz, öz be öz Türk vatandaşlarının sahip olmadığı hakları tanıdınız, bunları da alın. Filistinlileri neden almıyorsunuz? Filistinler için hastane kuracaktınız nerede, topu topu 100-150 hasta-yaralı ve onların refakatçilerini getirdiniz. Bu kadar mı? İşiten de çok büyük bir şey yaptınız zannedecek. İsrail düşmanım demeden Filistinlilere hatta Hamas teröristlerine bile daha fazlasını yaptı ve yapıyor.

Sayın cumhurbaşkanım, bu yazdıklarımdan anlaşılacağı gibi sizin niyetiniz elma yemek değil, bahçıvanı dövmek, yoksa neden bu Türk düşmanlarına yardım diye kıyameti koparasınız, bir yandan ülkenin batışının gündemini değiştirmeye çalışıyorsunuz, bir yandan da ezeli ve ebedi Yahudi nefretinizi kusuyorsunuz…

Kaybedeceksiniz sayın cumhurbaşkanım, İsrail ve Yahudi düşmanlığız size de bir şey kazandırmayacak, Türkiye’ye de. Ne yazık.

Ne yazık ki iktidarda bulunduğunuz uzun süre içerisinde Türk halkını İsrail’e, dolayısıyla Yahudilere düşman ettiniz, gerçi İsrail sadece sizden nefret ediyor, Türkiye ve Türkler İsrail halkı tarafından seviliyor, sevilecektir de. İnşallah sizden sonra bu samimi sevgi ve dostluk yeniden tesis edilir.

Yaşarken bu söylediklerimi görmek için hepimizin tanrısına dua ediyorum…

 

Aaron Baruch  (Ankaralı)

 

Kaynak:Vikipedia https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCney_Afrika_Cumhuriyeti

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi%27ne_taraf_%C3%BClkeler_listesi

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ermeni_Soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1%27n%C4%B1n_tan%C4%B1nmas%C4%B1

 

Euronews

https://tr.euronews.com/2022/04/24/1915-olaylarini-ermeni-soykirimi-olarak-hangi-ulkeler-resmen-taniyor-abd-senato-tasari

23 Aralık 2023 Cumartesi

TERÖRÜN DİNİ YOKTUR…

 





1997 Ağustos’unda Mossad başkanı Ramsad Yatom, Netanyahu ile görüşmesinin ardından Mossad merkezinde önemli bölümlerin başkanlarıyla Hamas liderlerine karşı yapılacak bir suikast ile ilgili bir toplantı yaptı. Mossad’ın elinde tam bir liste olmasa da bazı önemli Hamas şeflerinin isimleri vardı. En çok göze batan Musa (Muhammed) Mazrouk’tu, ancak Musa Masrouk’un Amerikan pasaportu taşıması bir sorun olabilirdi. İsrail bu suikast yüzünden ABD ile arasında sorun çıkmasını istemiyordu. Tartışmalar sonucunda uygun hedefin Hamas siyasi büro şefliğine atanan Halit Meşal olduğuna karar verildi.

Halit Meşal’in ofisi Amman’daydı.  İsak Rabin, başbakanlığı sırasında Ürdün’de operasyon yapılmasını yasaklamıştı ama artık Başbakan Netanyahu’ydu, öneriyi “çok sessiz bir operasyon” olması şartı ile kabul etti.

Ramsad (Mossad başkanlarına Ramsad denir) Yatom, görevi Mossad’ın elit birimi Kidon’a verdi. Çeşitli önerilerden sonra Halit Meşal’in, Nes Tziona’daki biyoloji enstitüsünde geliştirilen ölümcül bir zehirle öldürülmesine karar verildi. Bu zehrin birkaç damlası deriyle temas ettiğinde önce felce sonra kalp krizine yol açıyordu ve otopside de hiçbir iz bulunamıyordu.

Operasyondan 6 hafta önce ilk ajanlar Amman’a vardılar. Yabancı pasaportları vardı ve Halit Meşal’in günlük rutinlerini takip etmeye başladılar. Hazırlıklar bütün yaz sürdü.

4 Eylül tarihinde üç Hamas militanı Kudüs’ün Ben Yahuda caddesinde kendilerini havaya uçurdular. 5 İsrailli öldü, 181 tanesinde yaralandı. İsrail’in artık beklemeye sabrı kalmamıştı.

24 Eylül 1997, operasyondan bir gün önce Amman’daki büyük otellerin birinde havuzun kenarında kalp hastası olduğu söylenen beyaz bornozlu bir adam yanındaki genç hanım bir doktorla dikkatli adımlar atarak dolaşıyordu. Kalp hastası esasında Mishka Ben-David idi ve sahadaki ajanlarla iletişimden sorumluydu. Doktor ise yanındaki bir enjektörde kullanılması planlanan zehrin panzehrini taşıyordu. Yanlışlıkla zehir ajanlardan birisinin derisine temas ederse bu panzehir kullanılacaktı.

Asıl vurucu ekip Kanada pasaportuyla Amman’a geldiler. Suikast Halit Meşal’in ofisinin bulunduğu Shamia Center’in girişinde gerçekleşecekti. Vurucu timin elemanları Halit Meşal’in arabasını takip edecekler, Halit Meşal binaya girmek üzereyken arkadan yaklaşacaklar, ajanlardan birisi bir kola kutusunun halkasını çekecek, çıkacak olan pısss sesine refleks olarak dönecek olan Halit Meşal’in ensesine zehir püskürtülecekti. Kola kutusu, dikkatleri püskürtülen zehirden uzaklaştırmak için kullanılacaktı.

25 Eylül 1997. Operasyon günü. Shamia Center binasının arkasında vurucu timin kaçış aracı hazır beklemekteydi. Halit Meşal tam işine gitmek için evden çıkarken karısı bugün çok işi olduğunu söyleyerek ondan çocukların okula götürmesini istedi. İki çocuk Halit Meşal’in SUV aracına bindiler. Aracın camları renkliydi ve gözetleme ekibi hayati bir yanlışlık yaptı ve çocukların arabada olduğunu görmedi. Vurucu time Halit Meşal’in arabada yalnız olduğunu bildirdi.

Halit Meşal Shamia Center’a vardığında arabadan indi, binanın merdivenlerini çıkmaya başladığında iki vurucu ajan ona yaklaştılar, tam o sırada Halit Meşal’in küçük kızı arabadan çıktı ve “baba, baba” diye bağırarak babasına doğru koşmaya başladı. Şoför de kızın arkasından onu yakalamak için koştu. Bu sırada vurucu ekip binanın kolonları arasında yürümekte olduklarından kızı ve şoförü görmediler. Ajanlar Halit Meşal’in yanına vardılar ve birisi kola kutusunun halkasını çekti. Halkanın kopacağı tuttu ve kutu açılmadı, bu arada Halit Meşal, şoförün bağırışlarını duyup arkasına döndü. İkinci ajan zehri Halit Meşal’in ensesine püskürtmek için elini kaldırdığında kızın arkasından koşmakta olan Halit Meşal’in şoförü adamın onu bıçaklamaya çalıştığını zannedip ajanın üstüne atladı.  Ajan zehri püskürttü, zehrin birkaç damlası Halit Meşal’in kulağına geldi.  Şoförü alt eden ajanlar binanın arkasındaki kaçış arabasına ulaşıtılar ve son sürat kaçmaya başladılar. Ancak Halit Meşal’in koruması Abu Seif onları takip edip plakayı polise bildirdi, ajanlar arabayı terk ederek kaçmaya çalıştılar. Abu Seif onlara yetişti ve boğuşmaya başladılar. Abu Seif’in bağrışları üzerine halk ajanların etrafını sardı ve sonunda polis geldi ve ajanlar tutuklandı. İsrail yakalanmıştır.

Bu arada zehir etkisini gösterir Halit Meşal yere yığılır ve acil olarak hastaneye kaldırılır. Sahadaki diğer ajanlar durumu Mossad’a bildirir. Mossad derhal ajanların İsrail büyükelçiliğine sığınmalarını emreder. Bir tek genç bayan doktor otelde kalır, diğer ajanlar İsrail konsolosluğunu sığınırlar. İsrailliler Halit Meşal’in birkaç saatlik ömrü kaldığının farkındadırlar.

Durumu öğrenen Netanyahu Kral Hüseyin’i arar ve son derece önemli bir konu için Ramsad’ı yanına gönderdiğini söyler. Ramsad aldığı talimat üzerine İsrailli ajanların ülkeye geri dönmesi karşılığında bütün talepleri kabul eder. Panzehir Halit Meşal’e verilir, adam kurtulur ve bütün ajanlar ülkeye dönerler. Ürdün’ün şartlarından birisi 8 yıldır İsrail hapishanelerinden birisinde yatmakta olan Hamas’ın kurucusu Ahmed Yasin’in ve 20 arkadaşının serbest bırakılmasıdır. İsrail mecburen Ahmed Yasin’i ve arkadaşlarını serbest bırakır, ancak 2004 yılında camiden çıkarken helikopterden atılan bir füzeyle Ahmed Yasin’i öldürür ve hesabı kapatır. Halit Meşal ise hala İsrail’in başına bela olmaya devam etmektedir.

Ürdün Kralı Hüseyin, diplomasi yeteneğiyle Hamas liderlerinden birinin canını, diğerinin de özgürlüğünü kurtarmıştı. Bir teşekkürü hak etmişti. Bakın İslam terörü Ürdün’e nasıl teşekkür etti?

2005 yılının Kasım ayında Amman’da yabancı diplomatların kaldığı Grand Hyatt Oteli, Radisson SAS Oteli ve Days In Oteli El Kaide tarafından havaya uçuruldu.  Radisson SAS'taki bomba, yüzlerce misafirin ağırlandığı bir Filistin düğününün yapıldığı Philadelphia Balo Salonu'nda patladı. Saldırılarda 57 kişi öldü, 115 kişi de yaralandı. Güya Batılıları hedef almışlardı ama, ölenlerin 40’dan fazlası Müslümandı. Filistin özel kuvvetler komutanı tümgeneral, ölenler arasındaydı. Müslümanlara sahip çıkan Ürdün’ü, besle kargayı misali, kan gölüne çevirmişlerdi. Hristiyan öldüreceğiz diye Müslümanları katletmişlerdi. Hyatt otelinde hayatını kaybedenlerden biri “Çağrı” filminin efsane yönetmeni Mustafa Akad’dı.  İslamiyet’e sanat yoluyla büyük hizmet veren, Hazreti Muhammed’in hayatını tüm dünyaya adeta ezberleten Suriye asıllı Amerikalı sinemacı, maalesef, din eksenli terörün kurbanı olmuştu.

Canlı bombalardan biri kadındı ve sağ kurtulmuştu. Pimi çekmiş ama bomba patlamamıştı. Kocası da canlı bombaydı ve o patlamış parçalanarak ölmüştü.  Kadın Iraklıydı ve ismi Sajida Mübarek Rishawi’ydi. 2005 senesindeki saldırıdan beri Ürdün’de hapis yatıyordu.

Gel zaman git zaman, Ürdün hava kuvvetlerine ait savaş uçağı 25 Aralık 2014 de Suriye Rakka’da düşürüldü. Pilot paraşütle atladı. IŞİD tarafından esir alındı. Takas pazarlığı başladı. IŞİD, esir tutulan Ürdünlü pilota karşılık kimi istedi biliyor musunuz? Canlı bomba Sajida’yi istedi. Batı basınında yazılanlara göre, IŞİD’le Ürdün arasında yürütülen takas görüşmelerinde Türkiye etkin rol oynadı, arabuluculuk yaptı.  Hazreti Muhammed’e yayın yoluyla en büyük hizmeti veren Mustafa Akad’ın celladını kurtarmaya çalıştı.

Sonundu IŞID pilotu, buna karşılık da Ürdün  4 Şubat 2015’de Sajida Mübarek’i infaz etti.

 

Terörün dini yoktur.

 

Aaron Baruch (Ankaralı)

 

NOT : Bu ilginç hikayeyi 20 Ocak 2015 tarihinde Çağrı adı altında Sözcü Gazetesinde anlatmış. Benim kaynaklarım da aşağı yukarı olayı aynen anlatıyor. Bilgilerinize…

 

Kaynak : MOSSAD – Mıchael Bar-Zohar ve Nıssim Mıshal

Vikipedia

16 Aralık 2023 Cumartesi

GÖLGELERİN SAVAŞI…

 


Yahudiler İsrail’i kurmak için 1930’larda savaşmaya başladılar. 1948 yılında İsrail, kurulduktan hemen bir hafta sonra Mısır, Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan ile savaşa tutuştu. İsrail’in nüfusu o tarihte 600 bilemedin 700 bindi. Var olma savaşını İsrail kazandı.

7 Kasım 1956’da Süveyş Savaşı adı verilen İsrail Mısır savaşı patlak verdi, Fransa ve İngiltere İsrail’in yanında yer aldılar. Amerika ve Rusya birlikte hareket ederek savaşa müdahil oldular. Meraklısı okusun…

https://ankarali-2001.blogspot.com/2020/12/suveys-kanali-ve-krizi.html

6 Haziran 1967’de 6 günlük savaş patlak verdi. Dünya harp tarihi böyle bir savaş görmedi. 6 Günde İsrail, Mısır, Suriye ve Ürdün’ün bütün hava kuvvetlerini yok edip kendi yüzölçümünden çok daha büyük toprağı fethetti. (Burada işgal etti yerine fethetti kelimesini özellikle kullanıyorum) Meraklısı okusun…

https://ankarali-2001.blogspot.com/2017/05/6-gun-savasi-haziran-1967.html

Ve 6 Ekim 1973 tam kipur günü başlayan acılarla dolu fakat sonu zaferle biten Yom Kipur savaşı oldu. İsrail’in gafil avlandı. Ancak çok çabuk toparlandı ve toparlanır toparlanmaz düşmanlarına savaş alanını dar etti, sonuçta hiç toprak kaybetmediği gibi kazandı da… Meraklısı okusun.

https://ankarali-22.blogspot.com/

O tarihten sonra bundan evvelki İsrail Arap savaşlarında olduğu gibi böyle tanklarla, toplarla uçaklarla bir savaş olmadı. Hamas Gazze’den İsrail’i roketlerle, yanan balonlarla, sınırda olaylarla devamlı tahrik etti. 2014 yılında Hamas 3 yeşiva öğrencisini kaçırıp enselerinden kurşunlayarak öldürdü. Bunun üzerine Mivtsa Tsuk Eitan operasyonu yapıldı. Havadan karadan ve denizden Gazze bombalandı, İsrail ordusu Gazze’ye girdi. Tabii dünya kamuoyu siviller ölüyor diyerek ayağa kalktı, hastaneleri, okulları, camileri bombalıyorlar diyerek kıyameti kopardılar. Operasyon yaklaşık 2 ay sürdü, sonra ateşkes oldu. Bütün çabalar boşa gitti. Bir sürü suçsuz günahsız insan öldü ve hiçbir netice alınamadı, operasyon hiçbir işe yaramadı.  

Hamas dünya kamuoyunun her savaşı durduracağını öğrendi, istediği eylemi yapacak, sonra sivilleri kalkan olarak kullanacak, hastanelerin, camilerin, kiliselerin altındaki tünellere saklanacak, dünya kamuoyu İsrail’e ateşkesi kabul ettirecek ve eski tas eski hamam, yine roketler, yine yanan balonlar, ALLAH BELANI VERSİN HAMAS…

7 Ekim 2023. Hamas İsrail’i gafil avlayarak inanılmaz bir katliam gerçekleştirdi. 1400 İsrailli acımasızca öldürüldü, toplam 240 civarında kadın çocuk sivil asker rehin alınıp Gazze’ye götürüldü ve DEMİR KILIÇLAR SAVAŞI başladı.

Bu tam anlamıyla asimetrik bir savaş. İsrail ordusu kiminle savaştığını görmüyor. Düşman yer altındaki tünellerde saklanıyor. Tuzak kurup birden bir çıkıyorlar ve göğüs göğüse çatışmalar yaşanıyor. Meskûn yerler çok sıkışık, daracık sokaklar, tanklar zırhlılar oralara giremiyor. Havadan bombardımanla bütün Gazze’yi dümdüz etmek mümkün değil. Burası 2 milyon 3 yüz bin kişinin yaşadığı dünyanın en sıkışık yerlerinin başında geliyor. Kaldı ki sivil ölümler arttıkça kamuoyu İsrail’in aleyhine dönmeye başladı.

Hamas’ın elemanları Kıbrıs’ta ve Danimarka’da Yahudilere karşı eylem hazırlığındayken Mossad tarafından yakalandılar. Artık bütün dünyada Hamas elemanları Yahudilere suikast yapmak için hazırlık halindeler. Dünyanın hiçbir yeri artık Yahudiler için güvenli değil.

Bu canavar örgütün 30 bin civarında elemanı var. Ayrıca İslami Cihat ve Hizbullah’a ait toplam 5 bin civarında savaşçıda onlarla birlikte hareket ediyor. Bugüne kadar 7 bin civarında terörist öldürüldü. IDF bunların tümünün yok edilmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Gazze, mahalle mahalle, ev ev, oda oda işgal edilmek zorunda, gizlenen tüneller, bombalı tuzaklar son derece sıkışık meskûn mahaller bu işi aşırı zor bir hale sokuyor. Bu savaş asimetrik bir savaş, insanları canlı kalkan yapan, hastaneleri, ibadet yerlerini okulları karargâh, cephanelik olarak kullanan bu canavar örgüt dünyanın başına tam bir kanser, tam bir bela, tam bir kâbus. Ne yazık ki bu pisliği temizlemek İsrail’e düştü ve bunun bedelini canlarını kaybeden İsrailliler ödüyor. Çok acı…

Uzun sürecek, çook uzun. İsrail belki de tarihinin en zor savaşını veriyor. Gölgelerin savaşı bakalım kaç cana mal olacak? Rehineler kurtarılabilecek mi? Daha bunun bir de yarını var. Bakalım savaştan sonra neler olacak, Gazze’yi kim idare edecek? İsrail’in işi bu defa gerçekten zor, Tanrı yardımcımız olsun…

Aaron Baruch (Ankaralı)


9 Aralık 2023 Cumartesi

KILAVUZU KARGA OLANIN…





Türkiye cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan her Allah’ın günü televizyonalara çıkıyor ve İsrail için söylemediğini bırakmıyor. Hamas’ın yaptığı katliamı görmezliğe gelerek Gazze’deki savaş dolayısıyla İsrail’i şeytanlaştırmaya çalışıyor.

Sayın cumhurbaşkanı, anlamanız lazım, masada konuşulacak bir şey kalmadı, söz artık silahların.

 İsrail katliamda öldürülen 1400 çocuğunun hesabını soracak. 10 aylık bebeği, 84 yaşındaki ihtiyarı hatta cesetleri rehin alıp Gazze’deki tünellerde saklayan, kadınlara, yazmaktan bile utanıyorum, erkeklere bile tecavüz eden, 240 İsrail vatandaşını rehin alıp aç bırakan, susuz bırakan, döverek işkence eden bu hayvanlardan anladıkları lisandan konuşulacak.

Sayın cumhurbaşkanı, masada konuşulacak bir şey kalmadı, söz artık silahların.

İsrail halkı sirenlerle yaşıyor, eğitim yeterince yapılamıyor, 10 binlerce İsrailli evlerini güvenlik nedeniyle aylardır terk ettiler, güvenli yerlerde ikamet ediyorlar. Her evin bir canı cephede, sadece son 24 saatte Soroka hastanesine 40 yaralı geldi. Kara harekâtı başladı başlayalı 90’a yakın İsrail askeri hayatını kaybetti, 30 yaşında 40 yaşında miluimler (yedek askerler) evlerini, işlerini, ailelerini bırakıp savaşa gittiler. Kimisi ne yazık ki hiç geri gelmeyecek.  Kimisinin dükkânı kapalı, kimisi çalıştığı işi kaybetti. Bu her birkaç seneden beri böyle, her seferinde ateşkes ilan edilerek tam temizlik yapılmasına izin verilmedi, her seferinde ateşkes ve birkaç sene sonra ayni hikâye, yeniden sar başa…

Sayın cumhurbaşkanı, masada konuşulacak bir şey kalmadı, söz artık silahların.

Hamas 1400 İsrailliyi inanılmaz işkencelerle katlederken neyin pesindeydi sayın cumhurbaşkanı, dünyanın sayılı askeri gücüne soba borusu roketlerle meydan okurken ne hedefliyordu? İsrail’den toprak mı alacaktı, İsrail’i işgal mi edecekti, hedefi neydi? Bunu kendinize sormanızı rica ediyorum. Kendi elektriğini üretemeyen, suyunu İsrail’den alan, yeterli hatta hiç yiyeceği olmayan bir ülkenin yöneticisi olarak İsrail’e neye dayanarak kafa tuttular? Neler olacağını hiç mi hesap etmediler? Hamas neden hedefinin ne olduğunu halkına hiç açıklamıyor? Gazzeliler bile “bizim aramıza saklanacaklarına cehenneme saklansınlar” diye artık her şeyi göze alıp isyan ediyorlar. Hamas her seferindeki gibi yine ateşkese mi güvendi? Yok artık ateşkes, masada konuşulacak bir şey kalmadı, söz artık silahların.

Sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zat-ı alilerinizin düşünceleri elbette sadece sizi bağlar, ama peşinizden 80-90 milyonluk bir ülkeyi sürüklüyorsunuz. Türk halkına yazık değil mi? Ekonomi yerlerde sürünüyor. Merkez bankası rezervleri eksilerde, dolar 29 liraya dayandı, çalışanlara 2024 yılında sadece bir kere zam yapılabilecekmiş. Türkiye’yi inanılmaz bir yalnızlığa sürüklüyorsunuz. Allah aşkına bu politikalarınızla ülkeye yatırım geleceğini mi  bekliyorsunuz, yabancı sermayeyi ülkeye çekmeyi mi ümit ediyorsunuz? Devamlı ateşkes çağrısında bulunuyorsunuz, artık anlamanız lazım, ATEŞKES YOK.  HAMAS YOK EDİLECEK. Sayın cumhurbaşkanı, masada konuşulacak bir şey kalmadı. Söz artık silahların.

Bu politikanızı bırakıp normalleşme diyorsunuz ya işte o siyasete dönün. Bakın, Mursi gittiği zaman Mısır için söylemediğinizi bırakmadınız, sonra hooop, Mısır’la normalleşme politikaları, Yunanistan’a neredeyse çıkartma yapacaktınız, “bir gece ansızın gelebilirim” diye şarkılı sözlü tehditler savuruyordunuz, sonra birden hooop Yunanistan’a ziyaretler, Miçotakis’le samimi diyaloglar, Yunan cumhurbaşkanını Türkiye’ye davetler, İsrail ile de Mavi Marmara’dan sonra “normalleşme” yaşanmadı mı, karşılıklı büyükelçi atamaları, neredeyse Netanyahu’yu ziyarete gelecektiniz,  hadi sayın cumhurbaşkanı, siz böyle fırıldak gibi dönmeyi çok iyi becerebiliyorsunuz, şimdi Yafo’da bir kebap gecesi filan, neden olmasın. Zaten bugünkü bu dünyayı galeyana getirme çabalarınız bir işe yaramıyor. İslam dünyası bile sizi kazımıyor. İyisi mi siz Yafo’da kebap işini bir düşünün. Zaten sayın cumhurbaşkanı, masada konuşulacak bir şey kalmadı,  söz artık silahların.

İsrail duracak gibi gözükmüyor. Bu sefer sonuna kadar gidecekler ve Hamas’ı yok edecekler. “Yemin ettik, sonuna kadar gideceğiz, bizi kimse durduramaz” diyorlar. Bence de bu hayvanlar yok edilmeli. Ne yazık ki bu canileri dünya üzerinden temizlemek İsrail’e düştü… Çok pis bir iş ama yapılmalı, diyalog, masa başı çalışmaları bunca yıl bir işe yaramadı.  

Sayın cumhurbaşkanı, masada konuşulacak bir şey kalmadı. Söz artık silahların.

 

Aaron Baruch  (Ankaralı)

 

 

 

 

2 Aralık 2023 Cumartesi

NEHİRDEN DENİZE…

 




Hani İsrail Filistin sorununa iki devletli çözüm deniyor ya… Bugünkü şartlarda bu mümkün gözükmüyor. Bakın Filistin açısından durum ne, duyanlara duymayanlara…

From river to the sea, Palestine will be free. (Nehirden denize Filistin özgür olacak.) Bu söylemde kast edilen nehir Ürdün Nehri’dir. (Jordan River) Yani Filistinliler diyorlar ki, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında sadece Filistin devleti olacak, İsrail diye bir devletin varlığı söz konusu bile değil. (Has ve şalom has ve halila). Yani öyle iki devletli bir çözümle filan hiç ilgilenmiyorlar.

Hamas mevcut siyasi belgesini 1 Mayıs 2017’de değiştirdi ve Halit Meşal Katar’da yaptığı basın toplantısıyla dünyaya duyurdu.  Bakın bu siyasi belgenin 2’nci maddesi nasıl başlıyor:

Filistin Yurdu:

Filistin Yurdu, bilinen tarihi sınırlarıyla doğuda Ürdün Nehri’nden batıda Akdeniz’e, kuzeyde Ras el-Nakura’dan güneyde Umm er-Raşraş’a kadar bölünmez bir bütündür.

Yani bu bildirge der ki Batı Şeria, Kudüs, Tel Aviv, Hayfa, Eliat, el hasılı bütün İsrail yok, bu topraklarda sadece Filistin devleti var.

Dünya bu bölgede iki devletli bir çözüm için çare üretmek istiyorsa önce bu lanetli fikri ve bu fikre sahip insanları yok etmesi lazım.

Filistinlilere bildiğim kadarıyla 8 defa bir devlet kurmaları için fırsat verildi. Katiyen kabul etmediler. Yani iki devletli çözümü istemeyenler, kabul etmeyenler, karşı duranlar Filistinlilerdir.

Bir de İsrail için işgalci deniyor ya, bunu da anlamak mümkün değil. Yahudiler bu günkü İsrail topraklarını ya satın aldılar ya da savaşarak kazandılar. İsrail’e işgalci diyen en başta Türkiye Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan ve bütün diğerleri neden İsrail’in savaşarak kazandıklarını işgal olarak yorumluyorlar? Siz alınca fetih, İsrail alınca işgal… İyi walla, Yunanlılar da Türkler'e İstanbul’da işgalci derseler ne olacak?  Çok saçma değil mi? Ayasofya’yı camiye çevirip buna “kılıç hakkı” diyen zihniyetten başka ne beklenir?

Ortadoğu’da kanın durması için önce Hamas’ın  yok edilmesi şart. Bunun için Hamas’ı destekleyen Türkiye, Katar ve İran’ın bu sevdalarından vaz geçmesi lazım.

Türkiye’de antisemitizm devletin resmi politikası haine gelmiş durumda. Oysa Barış Pınarı Harekâtı başladığı zaman o Türkiye’nin yerlere göklere sığdıramadığı Hamas ve Filistin Türkiye’yi kınamıştı. Filistinli Arapların Türklere etmediği kalmadı ama hala Filistin de Filistin, ne aşkmış bu…

İran’da da durum aynı. Bu iki devleti idare edenler İsrail karşıtlığı sayesinde ikballerini sürdürebiliyorlar. Dolayısıyla esasında İsrail’e müteşekkir olmalılar.

Katar belli olmaz, bakarsın o da bir gün İbrahim anlaşmalarına dahil olur. Filistin’e para vermekten de vaz geçebilirler, ver ver ver nereye kadar. Üstelik verdikleri paralar Filistin halkına değil sadece Hamas yöneticilerinin cebine gidiyor. Elbette Katar da bunu biliyor. Bir gazetecinin Hamas’ın iki numaralı adamı Dr. Musa Abu Mazok’a “bu kadar tünel yaptınız, neden halkınız için sığınaklar yapmadınız” sorusuna adam “Gazellilerin nerdeyse tamamı mültecidir, mültecilerle ilgilenmek te Birleşmiş Milletlerin işi, onlar yapsın” demiş. Yani bütün dünyanın verdiği paralar, yardımlar Hamas’ın cebine Filistin’e değil… Filistin’e yardım etmek niyetinde olanların dikkatine…

Hamas’ın yok olması için bir başka yol daha var. Hamas’ın İsrail tarafından yok edilmesi. Aynen İsrail’in Münih Olimpiyatlarında 9 İsrailli sporcuyu öldüren Kara Eylül örgütünü yok ettiği gibi… İki gün evvel Wall Street Journal gazetesi haberine göre İsrail önce Gazze’de Hamas yok edecek, savaştan sonra da durmayacak ve bütün dünyada Hamas yöneticilerini teker teker öldürecek. Yapar mı, yapar…

Yapsın elbette, rehin alındığı için ölen o 10 aylık bebek için yok edin Hamas’ı, rehin alınıp işkence gören o masum insanlar için, öldürülen 1400 İsrailli için yok edin Hamas’ı, lanetli ismi bile bu dünyadan kazınsın, Hamas’tan geriye hiçbir şey kalmasın.

Yapsın elbette, en mantıklı yol bu. Hamas sırf para için, sırf dünya gündemine oturmak için bu savaşı başlattı. Ne kazandı ki, toprak mı, siyasi bir avantaj mı, 15 bin ölü, 30 bin yaralı, 7 bin kayıp, yıkılan yok edilen bir Gazze, evlerinden yurtlarından olan insanlar, acının sınırları yok, işte Hamas’ın kendi halkına yaptığı bu. Bütün olanlardan Hamas sorumlu, bütün bunlar Hamas’ın bu dünyadan yok edilmesi için çok fazla sebep. Yok edin Hamas’ı…

ALLAH BELANI VERSİN HAMAS…

 

 

Aaron Baruch (Ankaralı)  Kaynak:

Yakın Doğu Haber : https://www.ydh.com.tr/HD15207_hamas-in-siyaset-belgesi-tam-metin.html

Egemen : https://www.egemengazetesi.com/haber/17470/filistin-bile-turkiyeyi-kinadi.html