21 Mart 2020 Cumartesi

BENİ YADIRGAYAN DOSTUMA CEVABIMDIR…









İsrael’de koalisyona girmek için Arapların istekleri:

1-Aliya kanunu kaldırılsın.
2-Eretz İsrael adı değiştirilsin.
3-Filistin tarafına 64 milyar şekel yardım.
4-Kipat Barzel bataryaları kaldırılsın.
5-Haar Abayit’e Yahudiler girmesin.
6-Yehuda Şemron (Batı Şeria) Araplara terk edilsin.

Bu LEŞ KARGALARININ  (Arapları kastediyorum, kimse yanlış anladım demesin) yukarıdaki isteklerini kabul edip onlarla koalisyon yapmak ne demek? Verin heriflere memleketin tapusunu, daha iyi.

Sağcısı, solcusu, dindarı, ateisti, hepsini kucaklayabilirim. Hep birlikte bu memlekette yaşayabiliriz. Elbette bir siyasi görüşüm var. Ama çoğunluk ne derse o olur. Demokrasi böyle bir şey…

Ancaaaak, “beni yadırgayan dostum”
Birlik olunması gereken bu olağanüstü durumda, hala sosyal ağlardan en seviyesiz sözlerle sağ-sol muhabbeti yapanları yadırgıyorum… Bir İsrael var, el ele verelim”  
derken benim bu LEŞ KARGALARNI kucaklamamı mı bekliyorsun?

Sana soruyorum “beni yadırgayan dostum”:

Sen Arapların öldürdüğü oğlunun resmini Arap Milletvekili Ahmet Tibi’ye gösteren anneye, zafer işareti yapan bu Arabı mı kucaklıyorsun?
Açık ve net cevap gerekli, evet ya da hayır…

LEŞ KARGALARININ yukarıda sıraladıkları istekleri kabul edip sindirebilecek misin?
Açık ve net cevap gerekli, evet ya da hayır…

Sen bu LEŞ KARGALARINI kucaklamaya hazır mısın? Sen bunlarla mı birlik beraberlik olmalıyız diyorsun?
Açık ve net cevap gerekli, evet ya da hayır…

Bak burayı iyi oku “beni yadırgayan dostum”:

İsrael YAHUDİLERİN ÜLKESİDİR. Yahudi Ulus Kanunu (hok aneum) der ki:

1- TEMEL İLKELER
A- İSRAEL DEVLETİ Yahudi milletinin tarihi vatanıdır. İsrail Devleti de bu vatanda kurulmuştur.
B- İSRAEL DEVLETİ Yahudilerin milli ULUS DEVLETİDİR. Ve burada da kendi doğal, kültürel, dini ve tarihi haklarını kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirir.
C- İsrail Devleti'nde ulusal kaderini tayin hakkının gerçekleşmesi YAHUDİ HALKINA ÖZGÜDÜR...

Ben dibine kadar siyonistim. Araplar “bu kafada devam ettikçe” benim dostum değildir. Düşmanımın dostu da benim düşmanımdır… Demokrasi adına yeteri kadar eğildim. Daha fazla eğilirsem kırılırım.  Ben yaşadığım memleketin iktidarında Araplar olsun diye Aliya yapmadım. Ben doğduğum memleketi bu LEŞ KARGALARI için terk etmedim.

Ben buyum... Fazlası elimden gelmez...

Ve sen “beni yadırgayan dostum” tarafını seç. Yukarıdaki sorularıma cevap ver, rengini belli et…

Coranasız günler inşallah…
Esen kal…

AM İSRAEL HAY…

Aaron Baruch (Ankaralı)

14 Mart 2020 Cumartesi

CORONA CORONA…









İsrael’de gündem CORONA… Dünyanın büyük bir bölümünde de en çok konuşulan konunun bu olduğunu varsayabiliriz. 

Geçen akşam Başbakan Netanyahu halka hitaben bir konuşma yaptı. Hastalığın çok hızlı yayıldığını, örnek olarak bir kişinin 4 kişiye, 4 kişinin 16 kişiye bulaştırdığını dile getirdi. Beni en çok etkileyen, konuşması sırasında neredeyse panik diyebileceğim hali ve son derece moralsiz oluşuydu. Hele bir de sağlık bakanını görünce gerçekten ben de endişelendim. Adama bakıp da endişelenmemek elde değil...

Başbakan Netanyahu konuşmasına başlamadan gazetecilere “ayrılın, biri birinize yakın oturmayın” diyerek uyarıda bulundu. Basın toplantısında ellerin yıkanması, kişilerin biri birine 2 metreden daha çok yaklaşmaması tedbirleri öne çıktı. Netanyahu İsrael’de  “ACİL DURUM HÜKÜMETİ”  kurulması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Önlemler arasında hastalandıkları konusunda şüpheye düşenlerin ne yapması gerektiği anlatılıyor. Devlet 2 bin suni solunum cihazını acil olarak satın aldı.

Sonuçta İsrael’de durum iç açıcı değil. Hükümet, okulları Pesah çıkışı olan 16 Nisan’a kadar kapattı. Yalnız yuvalar henüz kapanmadı. Bu konuda çalışmalar yapıldığı ve en kısa bir zamanda karar açıklanacağını işittik. Yuvaları kapatmak kolay değil. Yuvalar kapanırsa anneler eve çakılacak. Ne büyük bir iş gücü kaybı…

Spor müsabakaları seyircisiz oynanıyor. Konser tiyatro sinema gibi toplu halkın bulunduğu etkinlikler belirli bir tarihe kadar iptal edildi. Toplantılar ve düğünler için de aynı şey söz konusu. Ancak Bet Din “düğünleri yapın ancak eğlencesini erteleyin” diyor… Otobüslerde şoförün arkasına oturmak yasaklandı. Sokaklarda maskeli ve eldivenli insanlara rastlanıyor ama tek tük…

Bazı şirketler çalışanlarına “evden çalışın” dedi.  Özellikle iş yerlerinde bilgisayarları ile çalışanlar bunu denemeye başladılar.

Şimdi İsrael’in tümünün birkaç hafta süresince kapatılması düşünülüyor. Yalnız sağlık kuruluşları, eczaneler ve marketler açık olacak. Karar henüz açıklanmadı. Ancak bu olursa küçük esnaf için tam bir yıkım. Çalışanlar bu süre zarfında izinli sayılacaklar. Ancak ücretli mi, ücretsiz mi? İsrael gibi bir ülkede çalışanların tencerede pişirip kapağında yediği düşünüldüğünde bu kararın pek çok insanı çok olumsuz etkileyeceği kaçınılmaz…

Pek çok ülkeye uçuşlar durduruldu. Özellikle salgının devam ettiği ülkelerden gelenler derhal ev karantinasına alınıyorlar. İsrael’de on binlerce kişi ev karantinasında. Polis bu kişileri takip edebildiği kadar izliyor. 25 kişi hakkında yasal soruşturma açıldı.

Anlayacağınız İsrael kapandı, daha da kapanıyor, hatta daha da çok kapanacak gibi gözüküyor. Ancak bana göre 10 gün geç kalındı. Seçimler dolayısıyla hükümet acil kararları hızla alamadı. Durum çok daha kötüye gidebilir. Almanya başbakanı Merkel Alman halkının % 70’ine bu illetin bulaşabileceğini açıklaması sözün bittiği son yer. İster istemez tarihe bakarak bir kıyaslanma yapmaya kalkıyor insan 1918 - 1920 yılları arasında İspanyol Gribi tam 50 milyon can almıştı…

Gelelim bu işin ekonomik boyutlarına, bankalar özellikle leesing ödemelerini üç ay ertelemeyi test ediyorlar. Belki devlet yardım ederse bunu yapabilirler ve çok iyi olur. Bu arada 1000 işçisini işten çıkartan İsrael’in hava yolları EL AL devletten 700 milyon dolar yardım istedi. Oteller bütün müşterilerini boşaltıyorlar ve personellerine mecburi izin veriyorlar. Özellikle YAM AMELAH otelleri tamamen boşaltıldı ve bölge sessizliğe büründü. Amerika dolarına karşı 3.40 – 3.45 bandında hareket eden Şekel, şu sıralarda 3.65 – 3.70 bandında devam ediyor. İsraelin doğal gazını işleten 2 büyük şirket, petrol fiyatlarındaki düşüşten dolayı iflasın eşiğinde…

İsrael’in Arapları da zor durumda. Arap şehri Bet Lehem giriş ve çıkışa kapatıldı. Gazze sınırı ise yeni bir karara kadar tamamen kapandı. Batı Şeri’adan giriş ve çıkışlar son derece kısıtlı… Bu arada İsrael Gazze’ye Corona test kitleri gönderiyor.  Yarın bu köpekler bize roket atarak borçlarını ödeyeceklerdir…

Halk arasında pek panik yok. Eczanelerde maske ve alkojel sıkıntısı var ama birinde yoksa diğerinde var. Fiyatlar elbette ikiye katladı. Kolonya sorunumuz yok. İsrael halkı kolonya nedir bilmez, tanımaz… Yalnız Türk asıllı olanlar kolonya ile ilgilenir. Bat Yam’da bir firma açık kolonya satıyordu, bilmem hala devam ediyor mu? Marketlere öyle büyük bir saldırı, izdiham yok. Yer yer var diye işitiyorum ama ben Netanya’da bunu gözlemlemedim. Ancak birazcık makarna reyonlarında alışılagelmemiş görüntülere şahit oldum.

Bu kadar iç kararttıktan sonra iyi haberlere gelelim. İki hastamız çok ağırdı. Durumlarında düzelme var ve artık kendi kendilerine nefes alabiliyorlar. İyileşen 3 hastamız taburcu edildi. Ve henüz İsrael hiçbir vatandaşını bu hastalık dolayısıyla kaybetmedi. 120 – 130 civarında onaylanmış hastamız var.

Basın İsrael doktorlarının hastalığa çare olacak aşı ilaç her neyse geliştirdiğini yazıyor. Ancak denemelerin yapılması vakit alacak. Yeteri kadar denemeden sırf para hırsıyla 1960 larda Alman Nazi köpek doktorların piyasaya sürdüğü THALIDOMIDE etkin maddeli ilacın (CONTERGAN) sakat bıraktığı on binlerce çocuk unutulmadı ve kim bilir kaç anne yavrusundan oldu? Onun için gereken dersler alınmıştır ve bir ilacın piyasaya sürülmeden evvel defalarca test edilmesi gerekir.

Sonuçta bu belayı da atlatacağız inşallah, ancak gözüken odur ki bir bedel ödeyeceğiz. Yaradan inşallah yardımcımız olsun ve bu bedeli can ya da Allah korusun, canlarla ödemeyelim… Bunu da aşarız, biz Yahudiler denizleri bile yarıp engelleri aştık, bunu da geçeriz…

Tanrım hepimizi korusun…
Esen kalın…

Aaron Baruch  (Ankaralı)



7 Mart 2020 Cumartesi

GÖÇMENLERİN TRANSİT MERKEZİ… TÜRKİYE…






GÖÇMENLERİN TRANSİT MERKEZİ… TÜRKİYE…
Biz Yahudiler de göçmendik. Pek çok Yahudi göç yollarında öldü, Struma, yüzen tabut Salvador ve daha pek çok dram. Zavallı göçmenlerin haberlerini işitince hemen zaplayıp başka kanallara geçerken bunu da hatırlayın. Biz de göçmendik, bizi de dövdüler, bizi de ezdiler, bizi de öldürdüler…
Dilim döndüğü, yeteneğim elverdiğince bilgi dağarcığımdakileri sizlerle paylaşmak istedim, öyle ya, bilgi evrenseldir, paylaşılmalıdır…
Türkiye mülteciler konusunda çok derin hatalar yapmıştır. Özellikler Suriyeli mültecilerin kalıcılığını küçümsemiş, hiçbir plan yapmadan ya Allah,  ya bismillah diyerek salmıştır Suriyeli milyonlarca göçmeni Türkiye’nin bağırsaklarına…
Ancak herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır ki insanlık adına mülteciler için koruma, eğitim ve sağlık başta olmak üzere karınca kararınca da olsa pek çok olasılığı başarı ile sağlamıştır. Üstelik toplumsal destek konusunda pek çok tereddüt olmasına rağmen.
Suriye’de iç savaş başladığında 29 Nisan 2011 de ilk göç dalgasını milyonlar takip etti. 2011 yılında Türkiye’deki göçmen sayısı 58 bin iken şimdilerde bu sayı 4 milyonu aştı. Türkiye 2020 yılında en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmanın yanında ülkelerindeki savaşlardan yoksulluktan ve olanaksızlıklardan kaçan bütün düzensiz göçmenlerin hedef ülkesi haline geldi. Yalnız üreyen  ve hiç üretmeyen bu toplumu hiç kimse istemiyor. Belli ki gittikleri her ülkeye bela götürecekler, ancak atsan atamıyorsun, satsan satamıyorsun…
Türkiye’nin en büyük hatası Suriye’de Esad mı Eset mi her neyse yönetimi bırakıp kaçacağını varsayması oldu. Eset gidecek, göçmenler de geri dönecekti. Ama adam Rusya’yı arkasına aldı ve gitmedi, göçmenler de dönmedi, Türkiye’de aldı başına belayı…
Öte taraftan Batı’nın mültecileri mümkün olduğunca sınırlarında uzakta tutuma çabasının adresi Türkiye oldu. Özellikle 2014 – 2015 yıllarında yaşanan büyük akın sonrasında 1 milyon göçmen Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşınca, Avrupa Birliği Türkiye’ye “aman kapat kapıları, durdur şunları” demeye başladı. Türkiye “tamam, ama önce para isterim” diyerek diğer şartlarını da masaya koydu.  Anlaştılar. (16 Mart 2016) Türkiye soğuk savaş günlerindeki “tampon bölge” konumuna geri dönüyordu. AB bunun karşılığında Türkiye’ye 3+3 milyar Euro verecek, ayrıca Gümrük Birliğini güncelleyecek, bir de yılan hikâyesine dönen üyelik konusunda da ilerlemeler sağlanacaktı. Bir de Türk vatandaşlarına AB ülkelerine vizesiz seyahat olanağı tanındı. Şahane değil mi?
Ancak anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan AB su koyuverdi. Önce anlaşmayı iyi niyet beyanınadönüştürdü. Sonra da dedi ki; “mutabakat, AB ile değil, üye ülkeler arasındadır.” Yani kişileştirdi. Artık Türkiye’nin muhatabı AB değil, ayrı ayrı üye ülkelerin her biri idi.  Para konusunda da bir iki verdikten sonra “haftaya gel demeye” başladılar… Vize meselesi de hiçbir zaman gerçekleşmedi, gerçekleşeceği de yok. Üyelik konusunda hiçbir gelişme olmadı. Türkiye iki de bir “bakın açarım kapıları” diyerek AB’ne sözünü tutması için tehditler savursa da sonuçta Türkiye en fazla mülteci barındıran ülke oldu ve mülteci üssüne döndü. Gelen kalıyordu ama gitmiyor ya da gidemiyordu.  
Ülkelerini terk eden 6,5 milyon Suriyelinin sadece % 15’i gelişmiş ülkelere ulaşabildi ve bu gün 3.6 milyonu Türkiye’de, 1 milyonu Lübnan’da, 600 bini Ürdün’de 250 bini kuzey Irak’ta yaşıyor.
Dokuzuncu yılını dolduran Suriye krizinin şüphesiz en büyük mağduru Suriye halkı oldu. Savaştan, şiddetten eziyetten kaçan Suriyeliler hayatlarını kurtaracak barınaklar aramaya başladılar. Nüfusu 2011 yılında 22 milyon olan Suriye’de her iki kişiden biri evini, her dört kişiden biri de ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Harabeye dönen Suriye’de 500 bin sivil hayatını kaybetti. Milyonlarca insan yaralandı ve sakat kaldı, en önemlisi bütün Suriyeli umudunu ve hayallerini yitirdi.
Türkiye, Nisan 2011 sonrasında ülkelerinden canlarını kurtarmak için kaçanların güvenli limanı oldu. Gelenlerin sayısı kimi zaman azaldı, kimi zaman çoğaldı, sonuçta Türkiye’de doğalarla birlikte (550.000 Suriyeli bebek Türkiye’de doğdu) biometric olarak kayıt altına alınmış Suriyelilerin sayısı 20 Şubat 2020 itibarı ile tam 3.587.566’dır ve bu sayı Türkiye nüfusunun % 4.37’sine tekabül eder. Bu arada Suriyeliler‘in açtığı kapıdan başta Afganlılar, Iraklılar ve İranlılar olmak üzere 500 bin düzensiz göçmen de Türkiye’de girmiş ve ülke sınırları içerisinde sıkışıp kalmıştır.
Bütün planlar krizin geçici olması üzerine bina edilmişti. Esat gidecek göçmenler dönecekti. Ama özellikle DEAŞ’ın meydana çıkışı olayları değiştirdi. Kriz dokuzuncu senesindedir ve geçecek gibi de gözükmüyor. Türkiye’nin artık “Suriyeli göçmenler” adı altında doğan nur topu gibi bir problemi mevcuttur.  Türkiye Suriyeli göçmenlerin ülkeye düzensiz girişini engellemek için sınıra tam 822 kilometre duvar ördü. O Türkiye ki, terörü durdurmak için Batı Şeria ile İsrael arasına duvar ördü diye kıyameti koparan Türkiye… (İsraelin ördüğü duvar amacına ulaşmış ve o sınırdan kaynaklan terör büyük ölçüde engellenmiştir.)
İlk gelenler zaman içinde 26 adet kampa yerleştirilirler. Ancak Suriyeliler tamamen kendi seçimleri ve çabaları ile Türkiye’ye dağılmaya başladılar. Sınır bölgelerinden ayrılan bu göçmenlerin geri dönme eğilimlerini temelden etkileyecek olan bu gelişme onları “kent mültecileri” haline getirdi ve Suriyeliler Türk toplumu ile birlikte şehir merkezlerinde yaşamaya başladılar. Bir ara kamplarda yaşayan Suriyelilerin sayısı 270 bin iken bu sayı  2019 da 63 bine düştü. Türkiye’de en fazla Suriyeli İstanbul’da yaşarken diğer ilk sıralardaki iller Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa ve Kilis’tir.
Türk toplumu vicdani sesini dinleyerek başta bu gelişmelere karşı sesini yükseltmedi ancak durum giderek değişmektedir. Şimdiye kadar yukarıda saydığım illerde halkın siyasi tercihleri değişmediyse de bundan sonra bazı değişiklikler beklenebilir.
5-17 yaş arasındaki Suriyelilerin sayısı 1 milyon 82 bindir. Türkiye’de günde 450-500 Suriyeli çocuk doğuyor. Eğitim çağındaki çocukları % 60’ından fazlası (680.000)  bir okula devam ediyor. Bu çocukların sadece 10 bini Arapça, geri kalanı ise standart Türk ilk eğitimi almaktadır. Suriye’de üniversite eğitimi yarıda kalmış gençlerle, liseyi bitirip üniversite sınavına girip kazanarak üniversiteye giren toplam Suriyeli sayısı 2020 yılında 33 bine ulaşmıştır. Bu da kalıcılığın bir başka göstergesidir.
% 98 i kampların dışında kentsel alanlarda yaşayan Suriyelilerin hayatlarını idame etmek için çalışmaktan başka seçeneği yoktur. Bunların sadece % 30’u çalışma izni ile resmi olarak çalışmakta, geri kalanı Türkiye’deki kayıt dışı ekonomiden faydalanmaktadır.
Gerek siyasi olarak, gerek demografik olarak, gerekse maddi olarak maliyeti oldukça fazla olan Suriyeli göçmenlerin sorunu daha uzun yıllar Türkiye’nin başını ağrıtacağa benzer.  Bu günlerde kapıları açarak göçmenlere Avrupa’ya geçiş izni veren Türkiye artık AB ile halatları tamamen çözdü diyebiliriz. Olan sonuçta zavallı göçmenlere oluyor…
Yazıma biz de göçmendik diye başlamıştım. Ama biz üreten, insanlığa katkıda bulunan, bilimde çığır açan bir toplumduk ve İsrael kurulduktan sonra ülkemizi bilimin merkezi haline getirdik. Tıpkı bu gün CORANAVİRÜS’e çareyi bütün insanlığın İsrael’den beklediği gibi. Budular, İsraelli doktorlar bunu da becerdiler, sadece deneme için 90 gün süreye ihtiyaç var.
Evet biz de göçmendik ama …
Esen kalın.
Aaron Baruch (Ankaralı)

Kaynak : PERSPEKTİF – TÜRKİYEDE’Kİ SURİYELİLER – 9 YILIN KISA MUHASEBESİ – M.MURAT ERDOĞAN  (Prof. Dr., Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı, TAU Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü)

8 Şubat 2020 Cumartesi

YÜZYILIN BARIŞ DAYATMASI (!)















ABD başkanı Trump’ın YÜZYILIN BARIŞ PLANI adını takdığı Ortadoğu Barış Projesi bir anlaşmadan ziyade dayatma özelliği taşıyor. Bu nasıl bir barış anlaşmasıdır ki taraflardan birisi (Araplar) masada yok.

Elbette masada yok, olmaları da hiçbir şeyi değiştirmezdi. Defalarca  barışa HAYIR dediler. Dünya artık sadece terör üreten Araplardan artık bıktı.
1947 Milletler Cemiyeti 
1967 Khartoum
2000 Camp David
2001 Taba
2008 Olmert Ofer
2009 Bar-İlan İnitiative
2016 Jhon Kerry Plan
2020 Trump Plan
Bütün bu barış projelerine hayır dediler.

Güya Oslo’da İsrael’i tanıdığını beyan eden Yaser Arafat ertesi gün Ramllah’da yaptığı mitingde omuzuna yaptırdığı bütün İsrael’i Fiilistin olarak gösteren dövmeyi göstererek:
-Qullu Filistin, Qullu Filistin (hepsi Filistin) diye bağırıyordu.

Oslo’da barış adına tavizler veren İsrael, ne kadar büyük bir hata yaptığı yıllar sonra meydana çıktı. İsrael’in kendilerine verdiği silahlarla İsrael’li sivilleri öldürdüler…

İsrael, Gazze’yi Araplar’a terk etti. Sonuç tam bir felaket oldu. İsrael, Hamas ile defalarca savaş tutuşmak zorunda kaldı.  Hamas  sivil hedeflere binlerce roket ve füze attı.

İsrael’in doğu sınırı yoktur. Doğuda İsrael Batı şeria bölgesi ile komşudur. Bu bölge uluslar arası statüde İsrael İşgali altında sahipsiz bölge olarak anılır. 1948 savaşında bölge Ürdün tarafından işgal edilmiş ve Ürdün tarafından ilhak edilmişti. 1967 deki 6 gün savaşında ise İsrael bölgeyi işgal etti ama ilhak etmedi. (Belki bu çok büyük bir hata oldu) Ürdün bölge üzerindeki haklarından Filistin lehine feragat etti. Bölgede Ürdün hakimiyeti kalmadı. O günden sonra Batı Şeria, kimseye ait olmayan İsrael İşgali altındaki bölge olarak belirlendi.

Plana göre bu bölgedeki Yahudi yerleşim yerleri İsrael tarafından İLHAK edilecek. Yeni yerleşimler yapılmayacak. Arap yerleşim yerleri Filistine ait olacak. Ayrıca bugün İsrael hakimiyeti altında bulunan:

Umm Al Fahm (55.000) Tira (19.000) Kfar Qara (19.000) Baqa Al Gharabiyee (30.000) Qalansave (23.000) Kfar Qasim (23.000) Jaljulia (10.000) Tayyibe (43.000) kasbaları  Filistin hakimiyetine terk edilecek. Bu kasabaların tüm nüfusu Arap’tır, ve Arap üçgeninde yer alır.

İsrael başka hakimiyeti altında kalan toprakları da Filistine terk edecek. Bu gün Filstin hakimiyeti altındaki topraklar neredeyse iki misli olacak.

Şuraya dikkat edelim. Hiçbir İsrelli ye da Arap evini terk etmeyecek. Hiçbir Yahudi, Arap hakimiyetine geçen bölgelerde bulunmuyor. Bu topraklar uluslararası statüde “kimseye ait olmayan topraklar” olduğu için İsrael Araplara hiçbir toprağını vermiyor. Hakimiyetini terk ettiği topraklar karşılığında Batı şeriadaki Yahudi yerleşim yerlerini ilhak ederek o bölgeleri yasal İsrael toprağı yapıyor. İsrael bunu yapmak için şunu ya da bunu beklemiyor. Bu ilhak geçen pazar günü yapılacaktı, ancak Kuschner durdutu. Seçimden sonraya kaldı. 

İşin ilginç yönü Filistin hakimiyetine terk edilen Arap kasabalarında bu günlerde “biz İsraelliyiz, Filistinli olmak istemiyoruz” diyen Araplar mitingler, nümayişler yapıyor.

Obama haini başkanlığının son haftasında Araplara BM’e bir önerge verditti. Oylamada çekimser kalarak tasarıyı geçirtti. Buna göre İsrael Batı Şeria’da işgalci duruma düşmüştü. Şimdi bu plan hainin adımını boşa çıkartıyor. Araplar bu planı dört sene içerisinde kabul etmezlerse İsrael  yeni yerleşim yerleri yaparak oraları da ilhak edebilecek. Ayrıca şu anda yapılmakta olan yerleşim yerleri tamamlanacak ve onlarda ilhak edilecek. 

Planın çok önemli birkaç detayı ise şöyle:

Kurulacak olan Filistin devletinin baş kenti doğu Yeruşalayim olacak. Bu bölge  Yeruşalayim’de olmakla beraber Müslüman mahallesini kapsamakta ve burada hiçbir Yahudi yaşamamaktadır. Mecbur kalmadıkkça 300.000 Arabın yaşadığı bu bölgeye israel Polisi ve askeri bile girmez.

Planı kabul ettikleri takdirde kurulacak olan Filistin devletine 50 milyar dolar yardım yapılacak, kabul etmezlerse mevcut yardımlar da kesilecek.Bir başka konu da göçmenler, bu gün başka ülkelerde yaşayan Filistinlilerin göç etmelerine izin verilmeyecek.

Arapların tepkileri tahmin edebileceğiniz gibi tamamiye olumsuz. Kabul etmeye hiç niyetleri yok. Bundan evvel defalarca “hayır” dediler. Yine hayır diyecekler. Zaten dediler bile... Hamas ile Filistin yönetimi konuyu müzakere etmek için buluşma tarihi konusunda bile anlaşamadılar. Bu arada unutumamalıdır ki bu plana evet diyen Arap lider sabaha canlı çıkmaz…

Esen kalın…

Aaron Baruch (Ankaralı)

1 Şubat 2020 Cumartesi

YÜZYILIN BARIŞ PLANI...




Trump ve Bibi, İsrael ile Araplar arasındaki yaklaşık 100 senelik gerilimi bitirmek amacıyla hazırlanan “YÜZYILIN ANLAŞMASI” adı altında hazırlanan barış projesini Beyaz Saray’da basına açıkladılar. Bu planın hayata geçmesi mümkün mü?

Bence mümkün değil. Bu ya da başka bir barış projesinin hayata geçebilmesi için Arapların düşünce tarzlarının  tepeden tırnağa değişmesi lazım. Başka ülkelerden aldıkları yardım (!) paraları ile teröristlere açık açık maaş bağlayan bir devlet olabilr mi? Böyle bir devletle barış yapılabilir mi?

Bugüne kadar İsrael ile Araplar arasında düşünülen barış projelerinde hiç bir zaman bir yaptırım maddesi yoktu. Bu sefer var. Bir yandan Avrupa Birliği “bizim sana verdiğimiz paralarla teröristlere maaş vermeye devam edersen bu yardımı keseriz” diyerek Arapları barış yapmaya zorlarken diğer taraftan ABD “kabul ederseniz 50 milyar dolar geliyor” diyerek ödül vaad ediyor.

Bu arada unutulmamalıdır ki Araplara yardım eden ülkeler bunlardan bıktı. Ver ver ver nereye kadar? Bu gün artık yüksek teknolojilerle ne zaman nerede ne olduğunu artık herkes görüp öğrenebiliyor. Yani yok artık “İsrael bana saldırdı” diye feryat figan ağlayıp şikayet etmek… Önce Abu Mazzen (Mahmut Abbas) oturduğu sarayı, 100 milyon dolarlık servetini açıklasın. Klasik Arap lideri… Bahşiş geçerlidir…

Araplar’ın ekonomisi berbat vaziyette. İhracatları 1.5 milyar dolarken ithalatları 6 milyar dolar, işsizlik ise  % 26. İnsanların gelir kaynağı TERÖRİZİM. Yahudilere karşı eylem yapanlara, yakalanıp hapse girenlere, yaralanlara, ölenlere maaş bağlanıyor. Hatta İsrael tarafından cezanlandırılarak evleri yıkılanlara yeni ev veriyorlar. İsrael böyle bir terörist devleti yanıbaşında istemiyor. Oslo sürecinde, barış için pek çok taviz veren İsrael bunun  çok zararını gördü. İsrael’in verdiği silahlarla İsraellileri öldürdüler. İsrael yanıbaşında bir terörist devlet daha istemiyor. Yeteri kadar “perro” (köpek) var. Savaşsa savaş, İsrael’I korkutmak kolay değil…

Yeruşalayim konusunu devamlı kaşıyarak İslam ülkelerinden destek arayan Filistin yönetimi, İsrael’in ebedi başkentine hiç bir zaman sahip olamıyacağını bildiği halde bu konuyu barış için birinci şart olarak ileri sürmesi, çözümsüzlüğü çözüm olarak görmelerinin ispatı.

Beklenildiği gibi  Filistinlilerden daha çok Türkiye “istemezük” diye bağırıyor.  Bre sana ne?

“Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir.”
Neden?
“Çünkü İslamın ilk kıblesidir”

Yalan, Mescid-i Aksa en uzak mescit olduğunu İslam ilahiyatçıları yıllardır haykırıyor. Yeruşalayim (Kudüs değil, Yeruşalayim) Kuran’da bir kere bile anılmazken Tevrat’ta 699 kere ismi geçer. Yahudiler sürgünde oldukları her gün namazlarında Yeruşalayim’I andılar. Her pesah bayramında binlerce yıl, “bu sene burada seneye Yeruşalayim’de” diye dua ettiler. İsrael’e gelin “İr şel David” (David’in –Kral Davud- şehri) hala mevcut kalıntılarını görün. Dünyada gelmiş geçmiş hiç bir millet, hiç bir ırk toprağına bu kadar bağlı kalmamıştır… Açıkça ifade edeyim, İran gibi, Türkiye gibi ülkeler, iç meseleri ile uğraşmak yerine halkın dikkatini  başka noktalara odaklamak için böylesi suni gündemler yaratıyorlar. Kudüs (!) mitinglerinde o alandaki halka sormak lazım, “Kudüs neresidir?” diye. Eğer % 20’si bilirse büyük başarı…

Bir diğer büyük problem de, bu güne kadar bütün barış projelerinde en büyük sorunlardan  biri olan mülteciler sorunu. Araplar, bugün İsrael sınırları içerisinde kalan taşınmazlarını geri istiyorlar ya da tazminat talep ediyorlar. Sanki, Araplar, Yahudilere sürüldükleri, terk etmeye zorlandıkları Arap ülkelerindeki trilyonlarca dolar tutarındaki taşınmazlarının bedellerini ödediler de şimdi İsrael’den bunu talep ediyorlar. 1948 de o zamanki adıyla Milletler Cemiyetinin (Birleşmiş Milletler) planını kabul edip gitmeseydiniz… Topraklarınızı satmasaydınız... Toplam nüfusu 800 bin kişi olan İsrael  milletini yok etmeye kalktınız. Mısır’ı da, Suriye’si de, Irak’ı da, Lübnan’ı  da hep beraber, kurulduktan 6 gün sonra saldırdınız… Ama başaramadınız. Şimdi bu yenilginizin tazminatını mı istiyorsunuz? Yok öyle şey… Savaşsa savaş… İsrael’I korkutacağınızı mı zannediyosunuz?

Son olarak şu kadarını söyliyeyim ki; İsrael’de sokaktaki halk bu planın başarıya ulaşacağına inanmıyor. Ben de inanmıyorum. Fakat bu sefer Araplar’a, belki İslam ülkelerinin bazıları da dahil, ABD ve Avrupa hayır demenin bedelini ödetecekler...

Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)

Kaynakça:








25 Ocak 2020 Cumartesi

KÜÇÜK DEV ÜLKE…
















Bugüne kadar yapılan en büyük Holokost Anma Töreni 22-23 Ocak günlerinde İsrael’in başkenti Yeruşalayim’de gerçekleşti. Ev sahipliğini İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ve dünya holocaust anma merkezi Yad Vashem’in ev sahipliği yaptığı törene dünyanın en önemli liderleri katıldı. Pek çok konuşmanın yapıldığı Auschwitz’in kurtarılışının 75.yılının da anıldığı görkemli törene abisinin sayesinde hayatta kalabilen ve 7 yaşında kamptan kurtarılan Yad Vaşem yöneticilerinden Rav Yisrael Meir Lau’nun konuşması foruma damgasını vurdu ve dünya liderleri tarafından ayakta alkışlandı.



“Auschwitz’den kurtarıldığımda yedi yaşında bir suçluydum ve sadece bir numaradan ibarettim. 107568.”

Ağlaya ağlaya izlediğim konuşması gerçekten çok etkileyiciydi.

Her şeyden evvel İsrael’in böylesine büyük bir forumu başarıyla düzenlemesi bütün dostların takdirini toplarken düşmanları kıskançlıktan çatlattı. Almanya cumhurbaşkanı kürsüden yaptığı konuşmayı İbranice olarak bitirdi.

“Şehiyanu, kıyemanu ve igiyanu…”

Çok önemli bir başka hususta dünyanın en önemli liderlerinin davete icabet ederek bu küçücük ülkeye gelmeleri. Bu etkileyici büyük başarının ardında ne yatıyor? Nasıl oluyor da 9 milyonluk bu küçücük ülke dünyanın merkezi olabiliyor?  Tek cevap var: BİLİM…

Time dergisi 2019 yılının en önemli 100 icadının 9’unun İsrael tarafından gerçekleştirildiğini yazdı. Dergi sitesinde dünyada yaşamı daha iyi, daha akıllı, belki de daha eğlenceli bir hale dönüştürecek İsrael’in buluşlarını açıkladı.

Havadan su üreten GENNY, evde sağlık testleri yapabilen TYTOHOME, görme engellilerin kullanarak artık görebilecekleri MYEYE2, sahiller ve deniz yaşamı için ECONCRETE, migren tedavisinde süper buluş NERİVİO MİGRA,  süper akıllı ev robotu TEMI, tamamen elektrikle çalışan uçak motoru EVİATİON AİRCRAFT.
Sadece bunlar mı? İsrael’li Sight Diagnostics 2 damla kan ile sadece 10 dakikada tam kan sayımı (CBC) testini 10 dakikada gerçekleştiren bir cihaz üretti ve bu cihaz FDA (U.S. Food and Drug Administration) onay aldı. Sweeper adlı robot, seralarda sıfır hata ile olgunlaşmış ürünleri topluyor. İsraelli doktorlar antibiyotiklere dayanıklı bakterilere karşı ilaç geliştirdiler. Benim bulmakla ya da yazmakla baş edemeyeceğim kadar çok buluş İsrael tarafından gerçekleştiriliyor ve bu da bilimin sayesinde, ülkeyi idare edenlerin ilime ve ilimle uğraşanlara destek vermesiyle olabiliyor.
İşte bu yüzden çok uluslu dev şirketlerin hemen hepsi gelişmeleri yakından takip edebilmek için İsrael’de ofisler açıyor, merkezler kuruyor.
Yahudiler, dünyanın nesrinde yaşıyorsanız yaşayın, 9 milyonluk bu küçük dev ülke dünyanın odağı olmaya devam edecek. Yahudiliğinizle gurur duyun. İsrael vatandaşı olup olmamanız önemli değil, hangi pasaportu ya da pasaportları taşıdığınızda da önemli değil, eğer Yahudi iseniz zaten İsrael sizi potansiyel vatandaşı olarak kabul etmektedir. Yahudiliğinize sıkı sıkı sarılın. Kıymetini bilin.
Küçük bir ülke olabiliriz, ama çooook büyük hayallerimiz var. Bilim bizleri A noktasından ancak B noktasına götürebilir. Hayallerimiz ise her yere...
İSRAEL, dünya seninle daha yaşanır bir yer oluyor, insanlık bir gün senin kıymetini anlayacak…
Esen kalın,
Aaron Baruch  (Ankaralı)


Not : Dileğim, aşağıda linklerini verdiğim buluşları internetten arayarak ne kadar önemli olduklarını görebilmenizdir.
EVDE SAĞLIK - TYTOCARE - https://www.tytocare.com/