23 Kasım 2020 Pazartesi

 









LIPIDOR HIKAYESININ DEVAMI…

Sevgili dostlar;

Lipidor isimli kolesterol ilaci ile yasadiklarimi 20 Kasim Cuma gunu LIPIDOR (KOLESTEROL ILACI) KULLANIYOR MUSUN? baslikli yazimla sizlerle paylasmistim. O yazimda rahatsizligimin 8’nci gununde, o gune kadar olanlari anlatmistim. Bu yazimda hikayenin gerisini sizlerle paylasmaya calisacagim.

8’nci gun...

Ambulans beni Tel Aviv’deki Ihilov hastenesine getirmisti. Hastanenin  acil kapisindan girdigimizde klasik korona kontrollerini yaptilar ve beni perdelerle biri birinden ayrilmis bolumlerden birine aldilar. Hemen uc stajyer ve bir doktor basima usustu. Birisi damar yolu aciyor birisi tansiyonuma bakiyor bu arada da doktor bana sorulari pespese siraliyordu. Bir sene evvel gecirdigim bel fitigi ameliyatini, bobreklerimde protein kacagi oldugunu, bir  haftadan beri ellerimde uyusukluk basladigini, ayaklarimda guc olmadigini, merdiven cikamadigimi, ayrica agzimin ve ellerimin soguk suya karsi asiri hassas oldugunu vs. vs. hepsini uzun uzun dilim dondugunce anlattim. Bu arada da keske soylemez olaydim, bir gun evvel aile doktoruna gittigimi ve onun da, rahatsizligim konusunda bana LITORVANIN (İsrael mali lipidor) YAN ETKISI oldugu teshisini koydugunu soyledim. Bu arada stajyerlerden birisi tahlil yapmak icin kan almaktaydi.

Derken baska bir doktor geldi, bacaklarimi kaldirdi indirdi, ayaklarima kan geliyor mu diye kontroller yapti, cigerlerimi dinledi ve gitti.

Bu arada kucuk kizim Jale yetisti ve hastanenin acil servisinde beni bulup yanima geldi, bir kac dakika sonra beni aldilar ve rontgene goturduler. Belimin cok agridigi sikayetinde bulundugum halde nedense cigerlerimin rontgenlerini cektiler.

Tabii yakaladigimiz stajyerlere ve doktorlara “ne oluyor, bir sey buldunuz mu” diye soruyoruz. “Kan tahlilinin ve rontgenin sonuclarini bekliyoruz, bir saate kadar gelir” diyorlar.

Sonunda bir doktor geldi ve “rahatsizligimin LITORVA kolesterol ilacinin yan etkisi oldugunu” soyledi. Bize “bu ilacin nadir vakalarda kaslari tahrip ettigini, agrilarimin bu yuzden oldugunu ve bu tahribatin CPK isimli bir testle tespit edilebildigini” anlatti. Elimize verdigi test sonuclarina baktigimizda normalde 40-170 araliginda olan normal degerin bende 275 oldugunu gorduk, bu arada kizim Jale doktora “hic bir norolojik test yapilmadigini, norolojik teste gerek olup olmadigini” sordugunda doktor, “hayir, gerek yok, sadec 10 gun sonra bir CPK testi daha yaptirin”  dedi. Acaba yaptilar da biz yaptiklarinin ne oldugunu anlamadik? Yinede teshisten emin olarak eve donduk. Oyle ya, aile doktorunun teshini kocaman hastanenin acil servisi yaptigi teste dayanarak onaylamisti. Ohh, cok sukur Yarabbi, LITORVA denilen bu ilaci kesecegim ve iyilesecegim. Ne guzel...

Ama kazin ayagi hic oyle degilmis... Adim adim felc olmaya hatta daha da kotusune yaklasiyormusum...

9’ncu, 10’ncu, 11’nci ve 12’nci gunler...

Sonraki gunler ise gitmedim, daha dogrusu gidemedim.. Her sabah “bugun iyilesirim artik” diyerek uyaniyorum ama bir degisiklik yok. Ellerimde ve ayaklarimda uyusmalar, ayaklarimda guc kayibi, bir basamak dahi merdiven cikamama devam ediyor. Agzim ve ellerim hala soguga karsi asiri hassas. Belki de yatmaktan bilemiyorum ama sirtim ve belim cok agriyor. Uyumak mumkun degil. Kac gundur kisa araliklar disinda uyuyamadigimi artik hatirlamiyorum. Moralimi saglam tutmak istiyorum ama  bu isin savunulacak bir tarafi kalkmadi. Cuma gunune gelmistik, LITORVA denilen ilaci keseli 4 gun olmasina ragmen   gelisme yoktu.  Cok kotuyum, artik psikolojimde de yikilmaya basladi. Baz en gizli gizli agliyorum,Tanrim yardim et...

Etti, hem de ne yardim...Bir mucize yasadim.

Shabat aksami buyuk kizim damadim ve torunum bana moral vermek icin yemege geldiler.  Diger torunum da geldi. Ben ayakta durup kidusu  okuyamadim, torunum okudu sag olsun. Yemege basladik. Saat 20 sulariydi  her halde, telefonum cizirdadi, baktim, messenger’dan bir mesaj gelmisti.

“Gecmis olsun, telefon numaranizi bir yazar misiniz, konusalim”

Mesaji ceken Meir Hastanesinin acil servis sefi hemserimiz Dr. Yosef Rodrik”di. Hic dusunmeden o gune kadar hic karsilasmadigim,ama  Meir hastanesi acilservisi sefi oldugunu bildigim  doktora telefon numarami gonderdim. Bir dakika gecti gecmedi beni aradi. Hastaligim ile ilgili aradigini soyleyip sordu:

-Son bir  kac hafta icerisinde atesli bir hastalik gecirdin mi?

-Evet, uc hafta evvel siddetli bir  ishal gecirdim ve epeyi atesim oldu.

-Tamam taslar yerine oturuyor. Aaron, bana kimlik numarani ver, hemen, ama hemen Meir hastanesine git, ben gerekli talimatlari  veriyorum, acilde seni karsilayacaklar,  hemen git” dedi.

Ikiletmedim. Anlasilan doktor benim LIPIDOR yazimi okumus ve birseylerden suphelenmisti ve o suphe her ne ise zaman kaybedilemiyecek kadar onemliydi. Damadim Alfred  durumu ogrenir ogrenmez “hadi” dedi. Esim bir iki dakika icinde bir canta hazirladi ve yola ciktik. Hastaneye geldigimizde beklenildigimizi hemen anladik. Kisa keseyim islemler  alisilmadik bir suratte yapildi,  stajyer bir  norolog beni siki bir norolojik teste tabii tuttu. O gece orada olan ve ismini Dr.Yosef’in bildirdigi nobetci norolog  Dr.Paska muayene sonuclarini aldi, talimatlari verdi, beni noroloji servisine  cikarttilar ve yatirdilar. Butun islemler 30 bilemedin 35 dakika surmustu. Alfred bana iyi sanslar dileyip  gerisin geriye dondu.

Ertesi gun Shabbat  olmasina ragmen bir ekip  tarafindan cok siki sekilde muayene edildim. CT cekildi, ama en onemlisi bel kemigimden su aldilar.Sabah beni telefonla arayan Dr.Yosef ogleden sonra bir daha aradi ve dedi ki:

-Aaron, aradigimiz delilleri bulduk, hastaligin kesinlikle GBS (Gullien Barr Sendromu)

-Hocam o da ne ola ki?

-Sana bir link atiyorum,oradan oku... Tedavine hemen baslanacak.

Anladigim kadari ile atesli bir hastaliktan sonra vucudun urettigi antikorlar sinir sistemine saldiriyor ve sinirlerin ustundeki kiliflari parcaliyor. Bir cesit otoimun hastaligi gibi...Vucudun ordusu dost birlikleri bombaliyor... Yuzbinde 1 veya 2 kiside goruluyormus. Ne piyango ama...

Tedavi olarak immunoglobolin serum olarak verilmeye baslandi. Vucudumun tedaviye verecegi tepkiye gore her halde 5 veya 10 gun daha buralardayim. Bakalim kalici bir hasar olmadan bu hastliga calim atabilecek miyim? Dr. Yosef “merak etme, iyileseceksin, hatta iyilestin bile” diyor. Agzin bal yesin doktorum. Benim hayatimi kurtardin. Cunku bu hastalikta tedavide gec kalinirsa yutkunmada, nefes almada, kalpte sorunlar cikiyor ve isin sonu kotu, cok kotu... Bu arada noroloji sefi de kaslarimda hasar olmadigini, iyilesme sansimin cok yuksek oldugunu soylemekte. Senin de agzin bal yesin aslan doktorum...

Bu noktada, bana yanlis teshis koyan aile doktoruma kizmaya belki de hakkim yok. Cunku o bana “git bir de MG testi yaptir deyip gerekli evraklari verdi. Hic ilgisi de olmayabilir ama ben bu testi yaptirmadim. Fakat bana hic bir norolojik test yapmadan, beni yanlis teshisle kapiya koyup hayatimla oynayan Ihilov Hastanesinin acil servisi, her halde birilerindan siki bir uyari alacak. 

Peki LIPIDOR’a ne oldu? Bu ilac tamamen masum mu, iftira mi attik bu dunyanin en cok satilan ve sahibine inanilmaz  paralar kazandiran ilacina?

Yine yazi cok uzadi. Bu arada hastanede bir sehpanin ustunde hic alisik olmadigim bir diz ustu bilgisayarda hic alisik olmadigim bir klavyede yazmaktayim. Yazida olabilecek imla yanlislarim icin afffiniza siginiyorum.

LIPIDOR ilaci ile ilgili arastirmami bir sonraki yazimda yayinliyacagim...Bakalim ilginc bulabilecek misiniz? “Ben 15 senedir aliyorum, hic bir problem yasamadim” diyorsan dogrudur, insallah hic bir zaman hic bir sorun yasmazsin... Ancak unutma ki her ilacin muhakkak bir yan tesiri vardir, bazen insani 100 binde 1 de olsa piyango yakaliyor iste...

Bu arada rahatsiligimin  isitilmesinden sonra bana sosyal medya kanaliyla ya da telefonla ilettiginiz iyi dilekleriniz icin sonsuz tesekkurler, hakkinizi helal edin, sagolun varolun...

Esen kalin...

 

Aaron Baruch (Ankarali)

 

 

 

-

 

 

 


20 Kasım 2020 Cuma

LİPİDOR (KOLESTEROL İLACI) KULLANIYOR MUSUN?

 



·         1’nci gün…

Her zamanki gibi saat tam yedide Tel Aviv’deki iş yerime geldim. Telefonumdaki aplikasyondan mağazanın ve depoların alarmlarını kapattım. Arabamdan indim. Dükkânın kapısındaki kilitleri açtım, içeri girdim, ışıkları yaktım, çalışma saatine çipimi okuttuktan sonra bilgisayarları çalıştırdım ve dükkânı tekrar kilitledim. Çalışanlar saat sekizde iş başı yaptıklarında her şeyi hazır bulacaklardı.

Arabama tekrar bindim. Eksi 1 katındaki depo ve oto parka geldim. Arabamı park edip deponun kilitlerini açtım. Depoya bir göz attım, yerine konulması gereken birkaç kutu vardı. İçimden “sonra yaparım” dedim ve deponun içindeki giriş katına çıkan dahili merdivene yöneldim. Önce bir kahve içelim hele, kolaydır, her şeyi yaparım sonra. Birinci basamağa ayağımı koydum ve birden oppsss, öteki ayağım merdivenin basamağına takıldı, neredeyse düşecektim. Korkuluğa zor tutundum, neyse toparladım ve basamakları çıkmak için tekrar davrandım. Çıkamıyorum, ayaklarımda merdiveni çıkacak güç yok, hayırdır inşallah… Merdivenin korkuluğundan tutunarak, daha doğrusu kendimi yukarı doğru çekerek 13 basamaklı merdiveni zar zor çıkabildim. Kendimi ofis koltuğuma zor attım. Ne oluyor be…

Yaklaşık bir sene evvel belimden ameliyat olmuştum. Acaba rahatsızlığım yeniden mi nüksetti diye korkular içerisinde düşünmeye başladım. Ama sonra fark ettim ki güç kaybı iki ayağımda da var. Oysa bel problemi yaşayan herkes bilir, bel fıtığı rahatsızlığında ağrı ve güç kaybı ya sağ tarafta olur ya da sol tarafta. Ben de güç kaybı iki tarafta da aynen vardı. Acaba yanlış mı biliyorum?

Neyse, kahvemi yaptım, bilgisayarı açıp evrak işlerine başladım. Her şey normal gibi gidiyor. Saat sekiz oldu, çalışanlar teker teker geldiler, boker tov, (günaydın), maşlom ha (nasılsın), filan işe başladık. Bir parça bulmak için merdivenlerden depoya indim, geri dönerken daha dikkatliyim, yok çıkamıyorum, ayaklarımda ciddi güç eksikliği var. Bütün günüm kafamdaki sorulara cevap aramakla geçti. Aklıma mantıklı hiçbir şey gelmiyor.

·         2’nci gün…

Ayaklarımdaki güç kaybı devam ediyor. Üstüne yeni bir şey daha fark ettim. Dizlerimin altını pek hissetmiyorum. Yani iğne batırsan hissederim de ama yine de his eksikliği var, normal değil, neler oluyor, korkmaya başladım. Ben o depoya günde otuz kere iner çıkarım. Yapamıyorum. İşim aksayacak. Birlikte çalıştığım genç dostum açığımı kapatıyor. Genelde işler aksamıyor ama bu böyle devam edemez. Neyim var benim?

·         3’ncü gün…

Gece iyi uyuyamadım. Sırtımda iki kürek kemiğinin arasında ağrı başladı. Beni uyutmadı. Zaten endişeliyim bir de bu üstüne geldi. Sabah yine erken işime gittim ama çok sinirliyim ve korkuyorum. Araba kullanmakta sorun yaşamıyorum ama yine de reflekslerim yerinde mi diye endişeliyim. Acaba frene basarken ayaklarımdaki güç kaybı bana bir problem açar mı?

Öğlene doğru başka bir şey başladı. Ayaklarım karıncalanıyor, ciddi ciddi uyuşuyor. Tamam buraya kadar, doktora gitmeliyim. Ama hangi doktora, ortopedist mi, nörolog mu, hangisi, üstelikte bu pandemi döneminde hiç hastanelere giresim yok, koronadan da korkuyorum. Kim korkmuyor ki?

·         4’ncü gün…

Artık hiç uyuyamıyorum. Sırtımın ağrısı yetmiyormuş gibi belim de ağrımaya başladı. Konuştuğum insanların hepsi doktor sanki, daha ne hissettiğimi bile anlatmadan hemen teşhisi koyuyorlar:

-Bu belinden anacım belli…

-Ağır bir şey kaldırdın mı? Sen adam olmazsın zaten…

-Bu kesin amud sidra (bel kemiği) rahatsızlığı, benim babamda da var…

-Korkma, bir-iki gün işe gelme, evde istirahat et geçer…

Kimisi de kas gevşetici ilaçlar almamı tavsiye ediyor. Alamam ki, böbreklerim de protein kaçağı var, kas gevşetici ilaçlar bana olmaz, böbreklerim için çok zararlı…Yetmiyor sıkıntılarım, ağrılarım, endişelerim, bir de herkese dert anlat… Çok sinirliyim, duvarları kırmak istiyorum…

·         5’nci gün…

Artık hiç merdiven çıkamıyorum. Bitti, olmuyor… Şimdi yeni bir problem daha başladı, ellerim de uyuşuyor ve karıncalanıyor. Hem sağ hem de sol elim. Ayaklarımdaki his ve güç kaybı giderek artıyor. Akşam eve geldiğimde saat yedide açılan mokede (nöbetçi poliklinik) gitmeyi düşünüyorum. Yarın Cuma, her yer öğlene kadar… Öbürü gün cumartesi, Şabat… Bir sağlık kuruluşu bulmak çok zor. İyi değilim.

Yine de hiçbir yere gitmedim, kısmen tembellik, kısmen itimatsızlık, kısmen korku, bilemiyorum. Aptallar gibi evde oturup rahatsızlığımın kendi kendine geçmesini bekliyorum.

·         6’ncı gün…

Problemler artmaya devam ediyor. Ellerimdeki uyuşukluk arttı. Parmaklarım öylesine karıncalanıyor ki, elimden çatal düşüyor, bilgisayarın tuşlarına istediğim gibi basamıyorum, farenin sağ tuşuna bastığımda, basabilip basamadığı anlayamıyorum, hissedemiyorum. Sırtımdaki ve belimdeki ağrılar daha da arttı. Şimdi ayak baldırlarımda da ciddi ağrılar başladı. Ağrılar artık yedi şiddetinde. Geceleri saat bire kadar ancak uyuyabiliyorum. Sonra kâh koltuk, kâh televizyon, sabahı zor ediyorum.

Bir ara Ramat HaŞaron’da oturan büyük kızımın yanına gittim. O zaman fark ettim ki yürümekte de problemler başladı. Ayaklarımdaki güç kaybı yüzünden yalpalıyorum, dengemi kaybediyorum. Arabama binerken bile zorlanmaya başladım.

·         7’nci gün…

Akşamı feci bir şekilde geçirdim. 10 dakika dahi uyuyamadım. Bütün gece sırtım, belim ve baldırlarım müthiş ağrıdılar. Ağrı çok şiddetli, ellerim ayaklarım devamlı karıncalanıyor ve uyuşuk. Ayaklarımda güç yok, yürümekte zorlanıyorum.

Sabah olunca eşim:

-Yürü dedi. Gidiyoruz…

-Nereye…

-Rofe mişpahaya (aile doktoru).

-Randevumuz yok.

-Durumun acile vardı, sen merak etme, ben halledeceğim, yürü gidelim…

Kimseye karşı gelecek gücüm kalmadı. Çaresiz giyindim. Çok yakında olan doktora gittik. Eşim güzellikle ama ısrarla ve vaz geçmeyen bir tutumla randevumuz olmadığı halde beni doktorun yanına soktu. Doktor Marina hemen sordu:

-Neyin var Aaron, ne oldu, arada kartını ver…

-Böyle böyle Marina, çok kötüyüm ve çok korkuyorum.

Marina’nın kulağı bende, gözü ekranda. Ben hala anlatıyorum, yok belim yok sırtım, ayaklarım…

-Tamam tamam Aaron anladım, sen LİTORVA (LİPİDOR-İSRAEL’DE LİTORVA) kullanıyorsun değil mi, 10 mg…

-Evet.

-Tamam suçlu o, anlattıkların bu ilacın yan etkileridir. Bazen olabiliyor.

-Marina, sen ne diyorsun, ben bu ilacı on beş senedir kullanıyorum.

-Tamam Aaron, biliyorum, ama endişelenme, ilacı kes, on gün sonra bana gel... Hadi iyi günler, korkma…

Çıktık. Moralim bir anda düzelmişti. Demek ki ciddi bir şey yoktu. İlacı kullanmayacaktım ve ortalama 10 gün sonra iyileşecektim. Hafta başı olmasına rağmen işe gitmedim. Bütün günü neredeyse bilgisayar başında geçirdim. Gerek LİPİDOR’u gerekse bütün bu gurup ilaçları (kolesterol ilaçları – statinler) ile ilgili ne varsa okumaya başladım. Marina haklıydı, evet bütün belirtiler bana uyuyordu. Kahrol LİPİDOR…

·         8’nci gün…

Gece tam bir kâbus oldu. Ağrılar dokuz şiddetine çıktı. Resmen kıvranıyorum. Ellerim ve ağzımın içi soğuk suya karşı hassasiyet göstermeye başladı. Soğuk suyla, yani normal musluk suyu, ellerimi yıkayamıyorum, soğuk su içemiyorum, bütün gece adale ağrılarından ne oturabildim ne kalkabildim ne yürüyebildim, ağrı kesici olarak 50 damla OPTALGİNE alıyorum, bana mısın demiyor.

Bin bir güçlükle sabah oldu. Saat 7 de eşim kızlarımı aradı, babanız bu durumda diye, küçük damat (Saar) hemen Maccabi (sağlık sigorta şirketi) doktorunu genel santralden aradı ve ulaştı. Anlattı, dinledi ve doktorla olan telefonu kapattı, bana “hazırlan, ben hemen geliyorum, ambülans yolda” dedi.

Kontrol benden çıkmıştı. Artık sadece denilenleri uygulamaktaydım. Giyindim, eşim ufak bir çanta ayarladı ve ambülans geldi. Saar’da yetişti, aslanım benim Allah kızlarımın, torunlarımın, damatlarımın eksiklerini göstermesin, ambulans ekibi iki genç kız ve bir delikanlı, tansiyon, ateş gibi ölçümlerimi yaptılar, ben tekerlekli bir iskemleye koyarak ambulansa götürdüler. Yarım saatlik yol boyunca kızlar neredeyse ayakkabı numarama kadar her şeyi sordular ve ellerindeki tablete not ettiler.

Tel Aviv’deki İhilov hastanesine gelmiştik.

Bu yazıyı burada kesiyorum sevgili dostlar. Çünkü her şeyi çok detaylı anlatmak istediğim için uzadı da uzadı. Ancak bilmenizi isterim ki neredeyse benim yaşımda herkesin kullandığı bu ilaç hakkında sizleri bilgilendirmek istedim. Daha anlatacağım çok şeyler var, araştırmalarım sırasında neler öğrendim neler, yarına inşallah… Araştırıp bütün öğrendiklerimi sizlerle paylaşacağım.

Esen kalın…

Aaron Baruch (Ankaralı)


7 Kasım 2020 Cumartesi

PANDEMİNİN BOZDUĞU AYARLAR…

 




Ne yazık ki bu kahrolası pandemi dünyada ve ülkemde pek çok cana mal olmasının yanında birçok dengeyi de bozdu. Ekonomiden siyasete, sosyal yaşamdan psikolojimize kadar her şeyi alt üst etti.

Bir de akılları karıştırdı. İsrail’de okuyan Türkiyeli Yahudi gençler var. Bunlar ülkenin çeşitli üniversitelerinde eğitim görüyorlar. Esasında bu konuda pandemiden evvel de bir sıkıntı vardı. Bazıları ole hadaş (*) olan bu gençler İsrail’in göçmenlere tanıdığı bütün haklardan yararlanıyorlar. İsrail vatandaşları devlet üniversitelerinde okumak için para öderken (yıllık 11.000 şekel civarında) göçmen haklarından yararlanan bu gençler bedava okuyorlar. İsrail’deki Türkiyeliler Derneği de elinden geldiğince, karınca kararınca bu gençlere maddi yardım yapıyor, gerektiğinde de pek çok sorunlarına da çözüm buluyor. Üç yıllık eğitimden sonra bu gençlerin bazıları, dünyada ilk 500’e ya da ilk 1000’e giren bu kıymetli okullarını bitirince kalkıp Türkiye’ye geriye dönüyorlar.

İşte bu kanıma dokunuyor.

İsrail’in sana tanıdığı bütün olanakları sonuna kadar kullan, yararlan, okulun bitince diplomayı kap, askerlik de yapmadan kaç git. Olmadı arkadaşım. Kararını keşke baştan verseydin. Devletin göçmenlere tanıdığı pek çok maddi ve sosyal hakkı cebe indirmek için mi ole hadaş oldun?   Bana bu hırsızlık gibi geliyor. Benim ödediğim vergiyi çalıyorlar. Çocuklarımın çalışarak kazandıkları paradan ödedikleri vergileri çalıyorlar. Torunlarımın hakkını çalıyorlar. Yetmedi, Türkiyeliler Birliğinin bin bir güçlükle topladığı ve Türkiyeli öğrencilere verdiği destek paralarını ceplerine indiriyorlar. Keşke kararınızı baştan verseydiniz… Dönecekseniz ne diye ole hadaş oldunuz, sırf olanakları cebe indirmek için mi?

Bu pandemiden evvel de var olan bir sıkıntıydı ve özellikle Turkanozlar (*) bu durumdan rahatsız oluyorlardı.

Şimdi gelelim pandeminin yarattığı kafa karşılıklılığına. Bilindiği gibi mart ayında uçak seferleri iptal oldu. Ülkeler bütünüyle kapandı. Kimse pandeminin bugünkü boyutlara ulaşabileceğini öngörmedi. Birkaç ay sonra açılırız diye düşünüyorduk.

Ama öyle olmadı. Eğitim online’a döndü. Bu arada İsrail’de okuyan Türkiyeli öğrenciler İsrail’de kapalı kalmaktansa Türkiye’ye dönüp ailelerinin yanında bu dönemi atlatmayı düşündüler.

Bu gençlerin kurulu bir düzeni vardı. Neredeyse hepsinin arkadaşlarıyla ortak kullandıkları bir evleri vardı. Eşyaları vardı. Çabucak geri döneceklerini ve eski düzene kaldıkları yerden devam edeceklerini düşünmüşlerdi. Ama öyle olamadı. Geri dönemediler ve İsrail’de ikinci dalga başladı ve korona aşırı yükseldi. Bulaştırmada dünyanın en tehlikeli ülkesi oldu. Ülke yeniden kapandı. Bu arada oldukça yüksek olan kiralar işliyor elbette. Bu gençler İsrail’de kalan arkadaşlarından, akrabalarından yardım istediler. Evler boşaltıldı, eşyalar bu toplanma sırasında kısmen ziyan oldu, kısmen kutulara konup ve bir yerler kaldırıldı. Şimdilik durum bu merkezde, bu gençler ne zaman geri dönüp eğitimlerini bitirecekler veya diplomalarını da online mı alacaklar belli değil. Geri dönerlerse yeniden ev mi kuracaklar, yeniden eksilen eşyalarını satın mı alacaklar, kimilerinin çok az bir eğitimi kaldı, bu kısa süre için bu paralar harcamaya değer mi, cevabı olmayan sorular.

Ancak ortaya beklenmedik başka bir durum çıktı. Özellikle yaz aylarında İsrail’deki sıkı çalışmanın arkasından Bodrum, Alaçatı, Çeşme’deki dolçe vita gençlerin ayarını bozdu. İsrail ile kıyaslandığında inanılmaz bir hayat standardı farkı var. Burada çok zorlanan gençler oralarda arkadaşlarının yaşadıkları hayatı görünce kafaları karıştı.  İsrail’e nazaran oldukça ucuz olan ve Türkiye’de bir de artan döviz kurları yüzünden hayat neredeyse bedava noktalara geldi. Lüks daha kolay satın alınır oldu.  

Şimdi bu gençler pandemiden sonra İsrail’e dönmekte kararsızlar. Bu gençlerin bazılarının cebinde İspanya ya da Portekiz pasaportu bulunuyor. Kimileri bu pasaportların verdiği Avrupa olanaklarını kullanmayı, kimi ise Amerika belki de başka yerleri düşünüyor. İsrail hedefleri sislerin gerisine itildi.

Zaten UÖML’nden mezun olan gençlerin İsrail tercihi çok kuvvetli oranda değil. Bu okuldan mezun olanların %65’i yurt içinde, %35’i yurt dışında eğitim planlıyor ve bunların %82’si Avrupa’yı, %9’u Amerika’yı tercih ediyor. Yurt dışında eğitim almayı planlayan UÖML öğrencilerinden ancak %9’u İsrail’i tercih ediyor.  Bir başka deyişle mezun olan gençlerin sadece %3’ü İsrail’i düşünüyor. Sizin anlayacağınız mezun olan bu gençler İsrail’i eğitim almak için ve hayata başlamak için pek tercih etmiyorlar. Türkiye’den bakıldığında İsrail ne yazık ki, kuru fasulyenin olmadığı, boğazda balık yenilip rakı içilmediği bir sığınak ülkesi konumunda. Yazık.

Kimseye tavsiyede bulunmak gibi bir hata yapmayacağım. İsrail, İsrail’i sevenlerin ülkesidir. Başkalarına ait saraylarda yaşayacağıma kendi küçük evimde yaşarım. Kumuna da sıcağına da sığınağına da razıyım. 60 sene kirada yaşadım. Şimdi evimdeyim. Allah eksikliğini göstermesin.

Aaron Baruch (Ankaralı)

(*) Ole hadaş:. İsrail’e göç edenler ole hadaş denir.

(*) Turkanoz: İsrail’de yaşayan Türk asıllılar.

24 Ekim 2020 Cumartesi

KİME NİYET, KİME KISMET…

 





BAE ve Bahreyn’den sonra dün Sudan da İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıkladı. İbrahim anlaşması ile başlayan koalisyon büyüyor. Suudi Arabistan’ında pek yakında barış kervanına katılacağı gözlemleniyor. İnsanın gözlerine de kulaklarına da inanası gelmiyor.

Bu barışın altında muhakkak ki karşılıklı çıkarlar var. İran tehdidindeki körfez ülkeleri “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesinden yola çıkarak İsrail ile normalleşme anlaşması imzaladılar. Böylece İran karşısında yeni bir koalisyon oluştu. Suudiler de katılırsa koalisyon daha da genişleyecek.

Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir başka çıkar da ekonomiktir. 1967 yılındaki Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki 6 günlük savaşta Süveyş kanalı batan gemiler yüzünden kapanmıştı. İran petrolü Avrupa’ya artık daha geç ve daha pahalıya ulaşabiliyordu. Bir çözüm bulundu. O zaman İran’daki İsrail dostu Şah rejimi ile İsrailliler, İsrail’in güney ucundaki Elat Limanından Akdeniz kıyısındaki Ashkelon limanına uzanana 254 km’lik bir petrol boru hattı düşündüler. Böylece İran petrolü kolaylıkla Akdeniz’e ve oradan da Avrupa’ya ulaşabilirdi. Her iki ülke eşit oranda yatırım yaparak bu petrol boru hattını (EAPC) gerçekleştirdiler. 42” genişlikteki, günde 600 bin varil kapasiteli bu hat 1969 yılında devreye girdi ve 10 yıl boyunca servis verdi.

Ne yazık ki 2014 yılında bir sızıntı çok büyük bir tabiat faciasına yol açtı. Petrol boru hattındaki bir çatlak geyik türlerinin ve palmiye ağaçlarının yoğun bulunduğu İsrail’in Arava bölgesinde belki etkileri 50 yıl silinemeyecek büyük bir çevre felaketine sebep oldu.

1979 yılına gelindiğinde İran’da İslami devrim oldu ve Humeyni ile birlikte İsrail düşmanlığı başladı. EAPC artık devre dışı kalmıştı.

Ancak  2003 yılında EAPC için başka bir alternatif doğdu. Rus petrolü bu yol tersine kullanılarak pekâlâ güney Asya’ya ulaşabilirdi. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossisk limanından yola çıkan Rus tankerleri petrolü Ashkelon limanına getirecek, bu sefer petrol ters yönde hareketle Elat limanına varacaktı. Oradan da yine tankerlerle Güney Asya’daki tüketicilere ulaşacaktı. Süveyş kanalı yoluna göre daha kısa ve daha ucuz olan bu proje kabul gördü ve zaten hazır olan hat kullanılmaya başlandı. Artık Rus petrolü İsrail üzerinden akıyordu.

Şimdilerde EAPC çok kıymete bindi. Ağustos ayına ABD arabuluculuğu ile normalleşme anlaşması imzalayan İsrail ile BAE, körfez petrolünün İsrail’e ait boru hattıyla Akdeniz üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda geçen haftalarda mutabakat paktı imzaladılar.

Anlaşma İsrail hükümetine ait EAPC ile BAE merkezli MED RED-Land Bridge şirketi arasında imzalandı. RED-Land Bridge şirketine İsrail de ortak. İmza törenine ABD hazine bakanı Steven Mnuchin de katıldı.

EAPC CEO’su İzak Levi, “bu anlaşmanın birçok kapıyı açabileceğini, Süveyş kanalındaki petrol sevkiyatının %12 ile 17 arasındaki bir bölümünün bu hatta aktarılabileceğini” söyledi.

Reuters haber ajansı, anlaşmanın yılda 700 ila 800 milyon dolar değerinde olduğunu yazdı.

Artık söz konusu olan petrol, İsrail ile normalleşme anlaşması yapan bütün körfez ülkelerinin petrolü. Süveyş kanalı yolundan çok daha kısa ve çok daha ucuz olan bu hat için sözleşmeler, anlaşmalar peş peşe imzalanıyor veya imzalanmak üzere.

İsrail’in Globes gazetesi Kudüs yönetiminin Suudi petrolünün İsrail üzerinden Akdeniz’e, oradan da Avrupa ve Güney Amerika’ya ulaştırılması için İsrail ile Suudi Arabistan arasına petrol boru hattı inşa edilmesini öngören bir projeyi BAE aracılığı ile Riyad’a sunulacağını yazdı.

Dedim ya, Suudiler de yolda diye, pek yakında Suudi Petrolünün de bu hattı veya yeni yapılacak bir petrol boru hattını kullanması çok büyük bir olasılık. Düşünsenize, Suudi petrolü İsrail üzerinden akacak… Gerçekten insanın inanası gelmiyor.

İran’daki 1979 İslam devriminden sonra ortaklık çöktü. İsrail’in eski ortakları şirketteki paylarını tekrar elde etmek için konuyu İsviçre Tahkim mahkemesine götürdüler. Salyangoz hızıyla ilerleyen mahkeme 20 yıllık tahkim süresinin ardından 2016 yılında İsrail’i “boru hattına el koyduğu gerekçesiyle” 1,1 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. İsrail ise “bir düşman devlet ödeme filan yapmayız” diyerek bu talebi reddediyor.

Ne diyelim de mijor, a mijor… (daha iyiye inşallah)

Aaron Baruch (Ankaralı)

Kaynakça:

Sözcü Gazetesi: https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/israilin-gizemli-boru-hatti-iran-icin-yapilmisti-ama-arap-petrolunu-tasiyacak-6093022/

İslami Analiz: https://www.islamianaliz.com/h/12947/israilin-gizemli-boru-hatti-ve-turkiye-baglantilari

The Tımes of Israel: https://www.timesofisrael.com/israeli-firm-signs-deal-to-pipe-uae-oil-to-europe/

Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Trans-%C4%B0srail_petrol_boru_hatt%C4%B1

EAPC: https://www.eapc.com/about-us/company-profile/

Anadolu Ajansı: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-korfez-ulkelerine-petrol-ve-dogalgaz-boru-hatti-kurulmasi-teklifi-sunacak/1975989

Hürriyet Gazetesi: https://www.hurriyet.com.tr/dunya/israil-de-cevre-felaketi-27709520

17 Ekim 2020 Cumartesi

EYYY SUUDİ ARABİSTAN…

 



Suudi Arabistan ile Türkiye arasında neticeleri önemli boyutlara varabilecek siyasi ve bunu takiben ekonomik bir sürtüşme yaşanıyor... Önce Suudi Arabistan’ın ekonomisine kısa bir göz atalım.

Bir zamanlar halkından hiç vergi almayan Suudi hükümeti %5 olan KDV’yi %15’e çıkarttı. Ayrıca gelecek aydan itibaren halka verilen geçim yardımının iptal edileceği duyuruldu.

Geliri büyük çapta petrole dayanan Suudi Arabistan, küresel petrol fiyatlarının geçen yıla kıyasla yarıdan aza düşmesi ve gelirlerin %22 azalması dolayısıyla büyük petrol projelerini rafa kaldırmış bulunuyor.

Hiçbir netice alınamayan ve 6 yıldır süren Yemen savaşı da Suudi Arabistan ekonomisini olumsuz etkiliyor.

Dünyanın en büyük şirketi olma özelliğini koruyan Suudi devlet petrol şirketi ARAMCO’nun geliri yılın ilk çeyreğinde %25 düştü. Aramco hisselerinin çoğu devletin elinde ve şirketin geçen yılki değeri 1,7 trilyon dolardı. Bir başka deyişle Aramco, Google + Amazon kadar değerli. Suudiler Aramco’nun sadece %1,5’ini 25 milyar dolara satarak tarihin en büyük halka arzını gerçekleştirdi.

Suudiler’in sıkıntı halinde baş vuracağı bir de Kamu Yatırım Fonu da var ki şu andaki değerinin 320 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Bütün bunlara rağmen Körfez Bölgesi Uzmanı Michael Stephens “krallığın ekonomisi korkunç durumda, normale dönmesi zaman alacak” dedi.

Gelelim işin Türkiye’yi ilgilendiren noktasına. Malum, Arap dünyası ya da Ortadoğu kamplara ayrılmış durumda. İran, Türkiye, Katar karanlık tarafta ve İran tehdidindeki BAE ile Körfez Ülkeleri ve Suudi Arabistan diğer tarafta olmak üzere gruplaşmış vaziyetteler. Düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla BAE ve Bahreyn İsrail ile barış, daha doğrusu normalleşme anlaşmaları imzaladılar. Suudi Arabistan’ın da yolda olduğu söyleniyor.

Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki konsolosluğunda işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetini Türk makamları ısrarla incelemeye ve takibe devam ediyor. Suudileri kuyruğundan yakalamış bir türlü bırakmıyor. Zaten aradaki siyasi zıtlık dolayısıyla iki ülke arasındaki sürtüşme devam etmekte olduğu için Suudiler’de Türkiye’ye karşı yaptırımları devreye koymaya başladı. Zaten her fırsatta Türkiye’yi dışlayan, hatta Osmanlı izlerini yok etmeye devam eden Suudiler geçenlerde de Riyad’da bulunan Kanuni Sultan Süleyman Caddesinin adını değiştirdi, tabelalar söküldü.

Sessiz sedasız Katar’da askeri üs açan Türkiye aynı şekilde Suudi Arabistan’da da bir askeri üs açma girişiminde bulunmuş, fakat Suudiler Erdoğan’a kapıyı göstermişlerdi.

Suudi Arabistan son bir yıldır aba altından sopa göstermeye ve Türk mallarına örtülü ambargo uygulamaya başlamıştı. Özellikle yaş sebze ve meyve ihracatında Türk malları gümrüklerde kasıtlı olarak bekletilerek çürümelere sebep oluyorlardı.  Şimdi bu yaptırımları daha da genişletmeye başladılar. Temmuz ayından bu yana ithalatçı firmalara Türkiye’den mal alınmayacağına yönelik resmi, imzalı taahhüt alıyorlar. Suudi Arabistan Türkiye’den 2019 yılında 3,1 milyar dolar mal almıştı.

Suudi Arabistan yönetimi şimdi vatandaşlarını bizzat arayarak “Türkiye’de gayrı menkul almayın. Mevcut taşınmazlarınızı da satın, Türkiye’den çıkın” demeye başladı. Veliaht prens Muhammed Bin Selman’ın talimatı ile Türkiye’den ev alan Suudi vatandaşların evlerinin satmalarının istenmesi Türk gayrı menkul piyasasında çok olumsuz karşılandı. Suudi vatandaşları Iraklılardan sonra Türkiye’de en çok yatırım yapan yabancılar konumundaydı. TUİK verilerine göre yabancılara son beş yılda 122 binden fazla konut satıldı bunun %10,3’ünü (10,653) Suudi’ler almıştı.

Ülkenin İç İstihbarat Birimi Mabahith para çıkışlarını yakın takibe almaya başladı, ayrıca Türkiye’ye 100 bin doların üzerinde para gönderen çok sayıda Suudi vatandaşına da para cezası kesiliyor. Türkiye ile ticaret yapan iş adamlarına da bu ticaretten vaz geçmeleri yönünde ağır baskılar var.

Bu kararlar zaten köşeye sıkışmış bulunan Türk Ekonomisini nasıl etkiler? Elbette ki çok olumsuz etkiler. Türk makamları Suudi yetkililer ile görüşmek için randevu dahi alamıyorlar. Suudi Arabistan ile sorunların uzun bir süre çözülemeyeceği meydanda.

Başkan Erdoğan bakalım Suudilere de “eyyy Suudi Arabistan” diye seslenecek mi?

Kıssadan hisse: RÜZGÂR EKEN FIRTINA BİÇER…

Esen kalın.

Aaron Baruch  (Ankaralı)


NOT: Anadolu ajansının RYAD YÖETİMİ TÜRK ÜRÜNLERİNİ NİÇİN BOYKOT EDİYOR başlıklı konu ile ilgili açıklamalarını aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/riyad-yonetimi-turk-urunlerini-nicin-boykot-ediyor/2007332?fbclid=IwAR12hw9Z5Qpw4W-x0UUgt_NqU1lku9rN37wmOz8InQY0ZApJEY2mYdr1VVA


 

Kaynakça :

BBC News - https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52657266

Milliyet-https://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-suudi-arabistandan-bir-skandal-turkiye-hamlesi-daha-6330425

Sabah-https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/10/15/son-dakika-haberi-suudi-arabistanin-hadsiz-turkiye-tehdidi-ortaya-cikti?paging=2

Sözcü-https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/suudi-arabistan-ambargosu-turkiye-ekonomisi-icin-ne-anlama-geliyor-6057851/

CNN Türk - https://www.cnnturk.com/dunya/suudi-arabistan-turkiyenin-askeri-us-teklifine-red

Video 7- https://video.haber7.com/video-galeri/166309-suudi-arabistan-turkiye-dusmanliginda-israili-gecti-skandal-hamle


10 Ekim 2020 Cumartesi

YANLIŞLAR VE DOĞRULAR…

 





Pandemi İsrail’i fena vurdu. 1800’den fazla vatandaşımız bu lanet virüs yüzünden toprağa verdik. 1967’deki 6 gün savaşında İsrail’in yaklaşık 800 askerini kaybettiğini göz önüne alırsak içinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Bu o savaştan daha da kötü, daha da  ciddi bir durum.

Peki ülkemiz bu zor dönemde iyi idare ediliyor mu? Devlet, milleti korumak için elinden geleni yapıyor mu? Bugün bu soruya İsrail’de hiç kimse olumlu cevap vermez, veremez.

Kilit adam Başbakan Bibi. Korananın İsrail’i dünyanın en güvensiz ülkesi haline getirilmesine sebep olan Başbakan Bibi’mi? Eğer bu soruya evet cevabı veriyorsanız o zaman koalisyondan evvel bu ülkeyi dünyanın en güvenli ülkesi haline getirenin de Başbakan Netanyahu olduğunu kabul etmeniz gerekli. Ya da tersi. Bu günlerde ülkeyi batıran Bibi değil diyorsanız, pandeminin ilk günlerinde İsrail’i dünyanın en güvenli ülkesi haline getireninde Netanyahu olmadığını kabul etmeniz gerekli. Her şey yolunda giderken “bunu yapanlar başka, Bibi değil”, durumlar kötüleşince “Bibi memleketi batırdı” demek çifte standart oluyor. Bu bence yanlış.  

Yaklaşık iki sene önce savcılar, kendisine istinat edilen suçlar dolayısıyla Başbakanın mahkemeye çıkması yönünde karar verdiler. O günden beri Netanyahu mahkemeye çıkmamak için kanunların boşluklarını kullanıyor, başbakan kalabilmek, hükümette olabilmek için 80 parende atıyor. Çok yanlış. Mahkemeye çıkması kesinleşince istifa etmeli ve aklanmalıydı. Yargılanmamak için bu kadar direnmesi akla “suçlu olduğu için mahkemeden kaçıyor” olasılığını getirmekte. Bu ülkeye zarar veriyor ve bence yanlış.

Neticede 17 yıldır İsrail’i idare eden ve bu memleket için sayısız hizmetlerde bulunan Bibi’yi sanki hiçbir başarısı yokmuşçasına karalamak doğru değil. Yaptıklarını yok saymak, görmemezlikten gelmek bence en hafif deyimiyle kadir bilmemek olur. Netanyahu henüz yargılanmadı. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak açık bir yargılama sonucunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır. (Suçsuzluk ilkesi*) Bu ülkede kendini medeni kabul eden hiç kimsenin ön yargılarla hareket edip, yargılanmamış birisini suçlu ilan etmesi, onun hakkında rüşvet aldığı, ya da kanunsuz işler yaptığı düşüncesine kapılması yanlıştır. İşimize gelince kanunun üstünlüğüne, işimize gelmeyince kanunsuzluğu seçemeyiz. Bu bence yanlış.

Bence Netanyahu’nun lider kalabilmek ve yerini korumak adına yaptığı çok büyük bir yanlış da ülkenin geleceğini düşünmeyip, başarılı olan ve sivrilen siyasetçileri yok etmesi oldu. Keşke pandeminin ilk dönmelerinde salgını idare eden başarılı insanlar bugünde iş başında olsaydı. Fakat Netanyahu başarılı olan ve göz önüne çıkarak isminden bahsettiren bütün idarecilere kemendi attığı gibi yok etti. Bu çok yanlış oldu.

Bibi’nin İsrail devletinin işleme çarklarına soktuğu önemli bir çomak var. Devleti tıkadı. Liberman istifa ettikten sonra üç seçim yapıldı ve ne sağ blok ne de sol blok biri birilerine üstünlük sağlayamadı ve koalisyon kurulamadı. Devlet bir seneye yakın bir süre azınlık hükümetiyle idare edildi. Bu çok yanlış oldu. Peşinden bu günkü hükümet kuruldu. Bu daha da yanlış oldu. Çünkü hükümete giren her milletvekili “evet” demek için mevki istedi. 120 sandalyeli mecliste 36 bakan ve 36 bakan yardımcısı var. İnsana “yok artık” dedirtiyor… Üstelik bu yamalı bohça gibi hükümette herkes biri birine karşı. Birisinin “evet” dediğine ötekisi “hayır” diyor. Hiçbir karar alınamıyor. Başbakan kesinlikle hükümetine hâkim değil. Zamanında hakkındaki suçlamalar yüzünden mahkemeye gideceği kesinleştiğinde istifa etseydi İsrail’de demokrasinin önünü böyle tıkamayacaktı. Bence bu çok yanlış oldu.

Bibi halkı ikiye mi böldü? “Rak Bibi”, ya da “rak lo Bibi”. Amerika’yı da mı Bibi ikiye böldü? Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, ya da İngiltere’yi, işçiler ve muhafazakârlar. Belki Türkiye’yi de,  ha ne dersiniz, laikler ve Erdoğancılar? Bu ikilem bütün dünyada var. İktidar ve muhalefet. Böyle Bibi’nin İsrail’i ikiye böldüğünü düşünmek bence yanlış. Elbette ülkenin büyük bir kısmı ikiye bölünmüş durumda ya Bibi diyor ya da karşısında. Ama neredeyse bütün dünya böyle, bunu Bibi yaptı demek bence yanlış.

Şunu belirtmekte fayda var ki, Bibi’ye oy vermek diktatörlüğe oy vermek demek değildir. İsrail demokrasisi bunu aşar. Demokrasiyi güvende tutmak için pek çok kurumumuz var ve buna izin vermezler. Nasıl İsrail’deki Turkanozlar’ın hepsi Bibi’cidir görüşü yanlışsa, Bibiye oy vermek diktatörlüğe oy vermek görüşü de aynen bence çok yanlıştır.

Bir başka yanlışı da İsrail halkı yaptı ve kısmen halen yapıyor. Pandeminin birinci dalgasından sonra ülke açılmaya başladığında sanki virüs tamamen yok olmuş gibi İsrail’in “hutspan*” halkı kurallara uymadı. Halk ne gerektiği gibi maske taktı ne de sosyal mesafeye uydu. Hatta korona pozitif olan kişiler karantinadan kaçtılar, bir de uçağa binip başka ülkelere tatile gittiler, İsrail’i rezil ettiler. Eğlence yerlerinde polis gelince ona göre önlem alındı, polis gidince curcunaya aynen devam edildi. (Eğlence yerlerinde bulaşma oranı %70)  Sonunda dünyanın en güvensiz ülkelerinden biri olduk. Başbakanı, hükümeti suçlayan bu halkın hiç mi kabahati yok? Bence İsrail halkının bu gayrı ciddi ve medeniyetsiz davranışı bu günkü durumumuzun en önemli sebebi. Halk hükümeti ya da Bibi’yi suçlayacağına, protestolar yapacağına önce kendine bakmalı. Kendi kabahatini görmeden sadece hükümeti suçlamak çok yanlış.

Şimdi sözü hükümetin, daha doğrusu Bibi’nin istifa etmesi için yapılan protestolara getireceğim. Protestolar yasaklanamaz. Bu demokrasimiz için vazgeçilemeyecek bir kural. Ancak demokrasimizin birinci kuvveti, yani kanun koyucu demiş ki “iki metre sosyal mesafe, maske ve evden en fazla bir km. uzaklaşabilirsin.” Protestoysa protesto. Amenna. Ancak kurallara, kanunlara uyacaksın. Kimseye virüs bulaştıramazsın. Bugün yapıldığı gibi bu protestolar yapıldıkça salgının önüne geçilemiyor. Virüs bu protestolarda bulaşıyor. Ne kadar bulaşıyor bilmiyorum, bilen de yok. Ancak şu kesinki bulaşıyor. Bence bu çok yanlış.

Şimdi bu satırlarımdan yasamadan sonra demokrasinin ikinci kuvveti olan İsrail’in yürütme organlarına sesleniyorum. Kanunlara, kurallara uymayanlar ister hiloni, ister haredi, ister Arap olsun, lütfen hepsine  istisnasız cezaları kesin ve hatta yargıya intikal ettirin, görevinizi yapın.

Yargıçlar, hakimler, demokrasinin üçüncü kuvveti, sizler de derhal suçluları yargılayın, buna başbakan da dahil,  cezalarını çeksinler ve bu ülke artık hak ettiği sağlıklı mutlu günlerine geri dönsün. Herkes üstüne düşeni yapsın.

İsrail’in bu kural kanun tanımaz bir kısım  “hutspan” halkının ve kişisel çıkarları yüzünden gerekli kararları alamayan siyasilerin bir kısmı yüzünden    ben eve tıkıldım, bu yüzden benim iş yerim kapalı, bu yüzden İsrail vatandaşları ölüyor. Bu çok yanlış hepiniz kendinize gelin.

Sağlıklı mutlu günlere inşallah.

Hag sameah.

 

Aaron Baruch (Ankaralı)

 

*Suçsuzluk ilkesi: (Masumiyet karinesi) Masumiyet karinesinin temel mantığı suçu kesinleşmemiş bir insanın hükümlü sıfatını giyemeyeceğini belirten bir kuraldır. Masumiyet karinesi mantığına göre hukukta hüküm giydirmek için önce kişinin işlediği suçun kanıtlanması gerekmektedir. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak açık bir yargılama sonucunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır.  Bu bildirimin mantığını kabul etmiş ve bildiriye taraf olan ülkeler bu bildiride geçerli olan bu kurala uymak zorundadırlar.

*Hutspan: Küstah, saygısız, kural tanımaz

3 Ekim 2020 Cumartesi






DEMOKRASİ VE PANDEMİ

İsrail hak ettiğini buldu. Bir toplumun yönetiminde, yöneticiler kadar yönetilenler de sorumludur. 3 defa yenilenen seçimden İsrail halkı ders almadı. Kimse fikrini değiştirmedi. Ne yönetici adayları ne de seçmenler. Çok küçük farklarla her seçimden aynı sonuç çıktı ve ülke kaosa sürüklendi.

Güya koalisyon kuruldu. Bunlar koalisyon filan değil, resmen birbirilerini batırmak için hükümete girmişler. 120 üyeli meclisin yarısından fazlası ya bakan ya da bakan yardımcısı. Sanki bu mevkiler, rüşvet olarak koalisyona girmek için avanta verilmiş. Birinin beyaz dediğine öteki siyah diyor. En basit bir konuda dahi anlaşamıyorlar. İsrail özellikle pandemi konusunda hiç iyi yönetilemiyor.

Koalisyondan evvel azınlık hükümeti varken bu ülke dünyanın en güvenli ülkesiydi. Bugün ne yazık ki en kötü ülke durumundayız. Tuhaf bir ironi değil mi, en iyilerinde en kötülerin de lideriyiz. Koalisyon İsrail’e hiç yaramadı. Kabahat ülkeyi bu koalisyona mecbur eden, seçimlerde sağ veya sol bir hükümet kurulmasına olanak vermeyen İsrail seçmeninde. Sonunda mecburen sağ+sol bir hükümet kuruldu ve bu ülkeyi batırdı.

Tüm korona pozitif vakaların %40’ı harediler.(*) Bunlar yeşivaların(*) kapatılmasından sinagoglarda dualara katılan insanların sayısına kadar  kısıtlanmaya kalkılan her konuya  karşılar ve tepki veriyorlar. Hele bu mevsimde sık sık yaşanan bayramlarda çıldırıyorlar, gözleri hiçbir şeyi görmüyor.   

Korona pozitif vakaların %25’i ise İsrail’li Araplar. Bunlar da kurallara uymuyorlar. Hele düğün mevsimi olan bu aylarda düğünler, nişanlar, kınalar bol bol koronaya bayram yaptırıyor.

Bir başka problem de neredeyse iki aydır devam eden Bibi’ye karşı protesto gösterileri. Her cumartesi akşamı yapılan bu gösterilere en az 2 bin en çok 5 bin kişi katılıyor ama yine ne yazık ki bu insanlar kural tanımıyorlar. Üstelikte olmadık edepsizlikler yapıyorlar. Soyunan, dini ritüellerimizde kullandığımız tallit(*) ve tefilinleri(*) çıplak vücutlarına saran kadınlar, devletin amblemi menoranın(*) üstüne çıkanlar güya Bibi’yi protesto ediyorlar.

Devlet bunları engelleyemiyor mu? Hayır, engellemiyor, daha doğrusu engelleyemiyor. Çünkü haredileri durdurmaya kalktıklarında koalisyondaki dinciler, “bize sakın dokunma, yoksa koalisyonu bozarız” diyorlar. Protestocuları durdurmaya kalkarlarsa yüksek mahkeme “protestolar durdurulamaz” diyerek hükümeti durduruyor. Arap bölgelerinde yapılacak her operasyon çok büyük sorunlar getireceği için oralarda çok temkinli davranmak gerekiyor.

Sonuç dün itibariyle 1633 İsrail vatandaşı korona dolayısıyla (yahut başka bir deyişle koronayla) ne yazık ki hayatını kaybetti.

İsrail güya kapandı. Kapanan, halkın sokağa çıkması yasaklanan ve trafik sıkışıklığı yaşanan tek ülke İsrail’dir her halde. Ne kapandı diye soracak olurasınız, devlet daireleri kısıtlandı, işlerini görmek için gidemiyorsun, işini internetle halledeceksin veya randevu alıp gideceksin, o da çok zor.

Okullar ve yuvalar kapandı. En büyük sıkıntı burada. Özellikle küçük çocukları olan anneler işe gidemiyorlar ve delirme sınırındalar.

Alışveriş merkezleri kapalı. Oysa dükkân sahipleri o çok yüksek kiraları ödemek zorundalar ve isyan halindeler.

Kafe, lokanta bar gibi yerler açık ancak gönderi ile satış yapabiliyorlar. Müşteri kabul edemiyorlar. Onlar da isyandalar.

Özel sektör müşteri kabul edemiyor ancak açık, ister ofisten ister evden çalışmaları serbest.

İnternet üzerinden satış yapanlar, kurye şirketleri, ambarlar,  bayram yapıyorlar. Son altı ayda işlerini bayağı geliştirdiler.

Şimdi gelelim demokrasiye, pek çok insan bu kadar demokrasi çok fazla, zarar veriyor diye düşünebilir. Türkiye’de anayasa profesörü Hüseyin Nail Kübalının (1903-1981) meşhur lafıdır; “fazla demokrasi, anarşi doğurur” sözünü burada hatırlamamak elde değil. Ancak demokrasiden ödün verilemez.

1980 öncesi Türkiye’de sağ sol kavgası almış başını gidiyordu. Her gün 10-15 belki 20 genç öldürülüyordu. Peşinden Kenan Evren’in liderliğini yaptığı 12 Eylül 1980 ihtilali geldi. Olaylar birkaç ay içerisinde durdu. O dönemi yaşayan Türk Yahudilerinin pek çoğu ihtilal için olumlu fikirler besler. Hiçbiri yapılan işkenceleri, kaybolan insanları bilmezler ya da bilmezlikten gelirler. Ziver bey köşkünde yapılan insanlık dışı eziyetler, hala bugün kazılarda tesadüfen bulunan insan kemikleri o aklı almaz askeri dikta yönetiminin eserleridir.

Demokrasiden ödün veremeyiz, verirsek geri dönemeyiz. Tıpkı bugün Türkiye’de olduğu gibi. Neredeyse 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti sözüm ona demokrasiyle yönetiliyor. Yalanlarla dolanlarla bir türlü huzura eremeyen kocaman bir memleket. Cennet vatanı ne hale getirdiler, Allahınızdan bulun…

Demokrasi mükemmel bir yönetim şekli değildir. Mevcut yönetim şekillerinin en mükemmelidir. Daha iyisi yok. Ödün veremeyiz. Polisiye tedbirlerle ülke yönetilemez.

Önce Haredi vatandaşlarıma yalvarıyorum. Kurallara uyun. Dininizi istediğiniz gibi yaşamanıza kimse karşı çıkmıyor. Evinizde kılacağınız namaz sinagogda kıldığınızdan daha az değerli değil.

Arap vatandaşlarıma sadece akıl ve sağduyu öneriyorum. Kurallara uyun. Etrafa hastalık bulaştırmayın.

Bir de protestocular var. Siz orada protesto filan yapmıyorsunuz, eğlenmeye gidiyorsunuz ve etrafa hastalık bulaştırıyorsunuz. Para karşılığında gidenler bile var. Ne olursunuz yapmayın, sadece zarar veriyorsunuz.

Yani önce halk kendine gelmeli, kendini ve karşısındakini korumalı. Eğer bu bilinç halka aşılanmazsa, öğretilmezse sonumuz hiç parlak gözükmüyor. Devlet bu konuda çalışmalı, yoksa yasaklarla bu iş çözülemez. Yani bana kalırsa birinci derecede kendini ve karşısındakini korumayan, kurallara uymayan İsrail halkı pandeminin ülkede bu kadar kötü duruma gelmesinden sorumludur. Sorumlu arıyorsak önce kendimize bakalım.

Yaradan hepimizin yardımcısı olsun. Dikkatli olun. Kendinizi ve karşınızdakini koruyun, savlanut…

Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)


(*)Haredi: Ortodoks Yahudilik içindeki, modern değer ve uygulamaların aksine, din kanunları  ve geleneklere katı bir şekilde bağlı koyu dindar Yahudiler…

(*)Yeşiva: Dindar Yahudilerin okuduğu bir çeşit din okulu.

(*) Tallit : Yahudilerin dua ederken sarındıkları saçaklı şal.  Dört köşesine bağlanmış tsitsit olarak bilinen özenle dokunmuş saçakları vardır.

(*) Tefilin : Yahudi erkeklerin hafta içi sabah duası sırasında başlarına ve kollarına sardıkları özel deri kayışlardır. Tefilin, iki siyah deri kutudan ve bunları tutmak için kayışlardan oluşur. Biri pazıya takılır ve özel bir düğümle bağlanan kayışı, kullanıcı tarafından önkol ve el çevresine yedi kez, sağ elini kullananlar için sol kola, sol kolunu kullananlar için sağ kola   sarılır.  İkinci kutu alına, saç çizgisinden hizasından başlayarak takılır, kayışları başın arkasından dolanır, ense üstünden özel bir düğümle bağlanır ve önden her iki yana sallandırılır.