25 Ekim 2019 Cuma

İNSANLIK NAMINA MÜCADELE












Annesinin kucağındaki Muhammed uyuyordu. Her bebek gibi son derece masum bir görüntüsü vardı ama ne yazık ki ölümcül bir hastalığın pençesindeydi. Hasta olduğu fark edildikten sonra Muhammed, annesi ve babası ile hastane hastane dolaşmaya başladı. Bir sürü test yapıldı. Sıkıntılı bir süreç sonunda nihayet teşhis kondu. Lösemi...

Malum, bu hastalığın tedavisi, ilerlemiş evrelerde çok zor. Uygun bir donörden kemik iliği nakli lazım. Yaradan hiçbir kimseyi bu durumda bırakmasın. Evladının çaresiz bir hastalığa yakalandığını öğrenen bir anne baba neler hisseder? Nasıl anlatılır, nasıl tarif edilir? Evlerden uzak Yarabbi…

Teşhisi duyan anne ve baba boş gözlerle doktora bakmaya başladılar ve korka korka sordular:

“Ne yapacağız?”
“Uygun bir donör bulmak lazım. Muhammed’e kemik iliği nakli gerekli.
Derhal uygun bir kemik iliği aranmaya başlandı. Aile maşallah genişti. Muhammed’in beş kardeşi, bir sürü amcası dayısı teyzesi yani kan bağı olan bir sürü akrabası vardı. Maliyete katlandılar. Testler, testler, testler… Ne yazık ki hiç birisi uymuyordu. Çaresiz kalmışlardı. Doktorlar sonunda dediler ki:

“Araplar için kemik iliği bankası olan bir hastane var, oraya başvurun.”
“Öyle mi, hangi hastane bu, nerede, kim bilir ne kadar uzaktadır, Amerikada mı yoksa?”
“Hayır hiç uzakta değil, burnunuzun dibinde,  İsrael’de, Yeruşalayim’de… HADASSAH HASTANESİ…

Evet, sevgili dostlarım, İSRAEL, 1,2 milyon kendi vatandaşı ile birlikte dünyada yaşayan 400 milyon Arap için kemik iliği bankası kaydı tutan tek ülkedir ve Hadassah hastanesi de bu kayıtları tutan dünyadaki tek hastanedir.

Sonunda Hadassah Hastanesinin kayıtlarında uygun bir donöre rastlandı. Kemik iliği nakli gerçekleşti ve Muhammed’in hayatı kurtuldu. Allah uzun ömürler versin…



Muhammed ve donörü








Hadassah Tıp Merkezinde siyaset kapıya kadardır. İçeri giremez. İster inanın ister inanmayın saldırgan Filistinli ile kurban İsrael’li yan yana tedavi edilir. Bazen gerilim hastanenin steril duvarlarını aşıyor ne yazık ki… Hasta yakınları koridorlarda kapışıyorlar bazen.

Hadassa’nın Ein Kerem’deki (Yeruşalayim)  merkezi, nefret ve düşmanlıkla derin bir şekilde bölünmüş Yeruşalayim’de, ender bir arada yaşam modeli oluşturmakta. Yahudi ve Arap tıbbi personel yan yana hastaları, yaralıları iyileştirmeye çalışıyorlar. Onlar bu çatışmalara yabancı değiller. Son intifadada (Arap ayaklanması) hastanenin Yahudi personelinden 20 den fazlası ya öldü ya da yakınını kaybetti.  Onlar duygularını ayırmayı öğrendiler. Karşı tarafın da hastalarını tedavi etmeye alıştılar.

Dr. Daniel Weiss ameliyat ettiği kişinin kurban veya saldırgan olduğunun önemli olmadığını belirtiyor. “Dışarıdan bakıldığında gerçek dışı gibi gözüküyor ama hastaların hepsini tedavi ediyoruz.”

Benzer duyguları İsraelli Arap Dr. Ahmed Eid’de paylaşıyor. 13 yaşında bıçaklanan Yahudi bir çocuğu hastaneye getirdiler. Çok kan kaybetmişti ve nabzı çok düşüktü. Dr. Ahmed onun hayatını kurtardı. “Bu bizim için rutin bir durum oldu. Elbette ülkede olanlar bizi de etkiliyor ama doktorluğumuzu etkilemiyor. Hastane çok özel bir yer.”

Hastane koridorlarında geleneksel kıyafetleri ve başörtüleri ile Müslüman Araplar, başlarında kipalarıyla Ultra-Ortodoks Yahudiler yan yana. Ama bu herkes için uygun olmayabiliyor. Farklı düşünenler de var.

İsrael bugün hala Suriyeli yaralılara yardım etmeye devam ediyor. Yardım başladığından beri 2.500 Suriyeli İsrael hastanelerinde tedavi edildi. Geçtiğimiz Ağustos ayı ortasında 21 Suriyeli çocuk aileleriyle birlikte AMALİAH yardım organizasyonundan gönderilen bir otobüsle Tsfat’ta bulunan ZIV sağlık merkezine götürüldü. Yaralılar İsrael – Suriye sınırında olan Quinetra bölgesinden getirildi. Bu çocuklar beş sene içinde ilk defa bir hastanede tedavi gördüler. Bu güne kadar bu çocukların tedavileri İsrael halkının ödediği vergilerden karşılandı. Ancak artık masrafları Amaliah karşılayacak.

Elbette onlarca yıldır biriken nefreti silmek çok zor. Ancak İsrael yaptığı yardımlarla elbette ki gurur duyuyor.

İsrael insanlara dil din ırk renk milliyet dost düşman ayırmadan yardım ediyor. Ne yazık ki kör olası satılmış yandaş rezil ırkçı yazılı ve görsel basın (yalnız TR değil, tüm dünyadaki) bunları görmemezlikten geliyor.

Vatandaşın olmaktan gurur duyuyorum İsrael, bir gün insanlık için yaptıkların herkes tarafından öğrenilecek.

Aaron Baruch  (Ankaralı)




Kaynakça :
Dünyada Araplar için kemik iliği bankası kaydı tutan tek ülke: İsrail
İsrailli doktorlar Suriyelileri gizlice tedavi ediyor

Suriyeli çocuklar İsrail’de tedavi ediliyor

http://www.salom.com.tr/arsiv/haber-100628-suriyeli_cocuklar_Israilde_tedavi_ediliyor.html


19 Ekim 2019 Cumartesi

NANKÖR POLİTİKACILAR…










13 Ocak 2010 günü İsrael Ordusunda görevli Kıdemli Albay Ariel Bar’ın özel telefonu çaldığında etrafını çevreleyen askerlerle birlikte çeşitli elektronik aletleri takip ediyorlardı.

-Ben Albay Ariel, buyrun…
-Doktor, Haiti’de çok şiddetli bir deprem oldu. Bir kurtarma ekibi gönderiyoruz. Havaalanında olmak için bir buçuk saatiniz var. Allah yardımcınız olsun.

Albay hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı. Etrafındaki askerleri kısaca bilgilendirdi ve hızlı adımlarla park yerindeki arabasına doğru yürümeye başladı. Eve varınca küçük bir çanta hazırladı. 6 yaşındaki kızını öptü, tam kapıdan çıkarken kızı arkadan seslendi:

-Aba, (baba) nereye gidiyorsun?
-Dünyanın öteki ucuna…
-Neden?
-Hayat kurtarmak için...

Albay Bar’ın uçağı havalandığında bütün ekip Haiti'nin baş kenti Port-au-Prince'e gittiklerini biliyorlardı ama neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Acaba hava alanı hasar görmüş müydü? İnmelerine izin verecekler miydi? Yanlarında getirdikleri tam teşekküllü 26 çadıra yayılan sahra hastanesini kurmak için onlara acaba nasıl bir yer tahsis edeceklerdi?

Haiti’ye ilk varan ekip İsrael oldu. Yere ayak bastıktan tam 12 saat sonra dünyanın gördüğü en mükemmel sahra hastanesini kurmuş ve yardıma başlamışlardı.

Sonraki haftalarda İsrael’li cerrahlar yüzlerce operasyon gerçekleştirdiler, sayısız hayati organı kurtardılar, bebekleri doğurttular, yeni doğanların bakımları üstlendiler. O kadar kendilerini yaptıkları işe kaptırmışlardı ki çok yoğun çalıştıkları bir anda yeni doğan bir bebeğe kan gerekti. Aranan o kan yoktu, doktor kendi kanını alıp bebeğe verdi ve kurtardı o bebeği.

Diğer taraftan mühendisler, mimarlar, kurtarma ekibi en modern teknolojilerle yanlarında getirdikleri  eğitilmiş köpekleriyle enkazların altına giriyor hayat kurtarmaya çalışıyorlardı. Tam sekiz gün durmadan dinlenmeden insanları kurtarmaya çalıştılar. Sekizinci günün sonunda bir enkazın altında kalan hala canlı birisini tespit ettiler. Zamana karşı müthiş bir yarış başladı, sonunda yaralıyı enkazın altından canlı çıkarmaya başardılar ve çılgınlar gibi sevindiler.

Birkaç gün sonra zamanın ABD başkanı Bill Clinton gazetecilere verdiği bir beyanatta aynen şunları söyleyecekti:

-Haiti’de İsrael hastanesi olmasaydı ne yapardık bilmiyorum.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) felaket bölgelerinde kurulan çadır hastaneleri takım yeterliliğine göre 1 den 3’e kadar derecelendirmeye başlamıştı. 2013 yılında İsrael’in kuzeyinde yapılan bir sivil savunma tatbikatı için kurulan sahra hastanesi, WHO delegasyonu tarafından derecelendirme amacıyla ziyaret edildi.

İsrael Ordusu söz konusu sınavdan şimdiye kadar hiçbir ülkenin alamadığı kadar yüksek bir not aldı. Delegasyon, İsrael Ordusunun sahra hastanesini DÜNYANIN EN İYİSİ olarak onurlandırdı. Derecelendirme sonrası basına konuşan komutan Kıdemli Albay Ofer Merin şunları söyledi:

-Sahra hastanesi içinde doktorlar olan birkaç çadır demek değildir. Bu tür bir hastane dünyanın her hangi bir yerine gidebilmeli, 12 saat içinde kurulabilmeli ve tam teşekküllü bir hastanenin yapabildiği her şeyi yapabilmeli…

17 Ağustos 1999 depreminde IDF (İsrael Savunma Kuvvetleri) Türk Halkı’nın zor gününde yardıma koşmuştu. IAF (İsrael Hava Kuvvetleri) 250 kişilik ekibi ve tüm donanımı C-130 ve Boeing 747 Jumbo Jet tipi nakliye uçaklarıyla Türkiye’ye taşıdı. Kurtarma timi en ileri teknoloji kurtarma araçlarının yanı sıra kurtarma köpekleri ile geldiler. Beraberlerinde tam teşekkülü sahra hastanesi ile yetişkin ve çocuklar için hastane yatakları, karantina odası, ameliyat odaları, röntgen laboratuvarları, iki adet klinik ve tonlarca tıbbi malzeme getirmişlerdi. Bunların yanı sıra 50 ton yardım malzemesi deniz yoluyla İstanbul’a gönderildi ve ayrıca Ashdod limanından prefabrik evler ve çadırlar yola çıkmıştı.
23 Ağustos tarihli Sabah gazetesi şunları yazmıştı:

“İsraelli 30 doktor ve 100 hemşire canlar kurtarıyor, yeni canlar dünyaya getiriyor. Adapazarı’nda ilk yardıma koşan İsrael oldu. Bir yandan enkaz altındakileri kurtarmaya çalışırken bir yandan da kurtulanlara ilk müdahaleyi yapan sahra hastanesini kurdular. Bu güne kadar 200 kişiyi tedavi ettiler. İsraelli doktorlar 2 si sezaryen 3 ü normal 5 doğum gerçekleştirdiler.”



Çınarcık’ta yapılan aramalarda dokuz yaşındaki İsrael vatandaşı olan Şiran Franko depremden tam 98 saat sonra İsrael arama kurtarma ekibi tarafından sağ olarak kurtarıldı.

Ne yazık ki Türkiye’yi idare eden nankör politikacılar bütün bunları unuttular. Belki oy kazanmak için, belki Arap dünyasına lider olmak arzusuyla İsrael’in düşmanı olmayı seçtiler. Sonuçta it itliğini, puşt puştluğunu yaptı ve Arap Ligi Türkiye’yi Suriye meselesinde dışladı. O kadar destekledikleri Filistin bile Türkiye’yi arkadan vurdu.

Şahsi kanaatim odur ki,   Türk politikacılarının halka aşıladıkları düşmanlık yüzünden Türk ve İsrael halkları çooook uzun yıllar biri birilerini sevemeyecekler, çok yazık. Oysa dost olarak ne kadar çok şeyler kazanılabilirdi…

Aaron Baruch  (Ankaralı)



Kaynakça :
HASTÜRK - 17 Ağustos depremi - http://www.hasturktv.com/turkiyede_bugun/615.htm
HÜRİYET GAZETESİ – Yardım yağıyor - http://www.hurriyet.com.tr/gundem/yardim-yagiyor-39096785
ŞALOM GAZETESİ -  İsrael Ordusunun  sahra hastanesi dünyanın en iyisi - http://www.salom.com.tr/arsiv/haber-100808-Israil_ordusu_sahra_hastanesi_dunyanin_en_iyisi.html
VİKİPEDİA – 210 Haiti depremi - https://tr.wikipedia.org/wiki/2010_Haiti_depremi
KÜÇÜK ÜLKENİN BÜYÜK HAYALCİLERİ – Avi Jorisch








28 Eylül 2019 Cumartesi

KRAL BİBİ, SİHİRBAZ NETANYAHU
















“Kral” ya da “sihirbaz” lakaplı Netanyahu, acaba siyasi olarak hayatta kalabilecek mi? İsrael bu güne kadar görülmemiş bir şekilde, bir seneden az bir zamanda ikinci kez sandık başına gitti.

Liberman’ın askerlik yasasına karşı çıkması dolayısıyla çoğunluğu kaybeden Netanyahu hükümeti 9 Nisan’da erken seçime gitmişti. Netanyahu oylarını arttırarak 120 sandalyeli Knesset’te 35 milletvekili çıkarmasına rağmen kendisine görev verildiği halde bu kez hükûmeti kuramadı. Netanyahu liderliğindeki Knesset daha önce eşi benzeri görülmemiş bir karar alarak seçimden yalnızca birkaç hafta sonra kendini fesh etti ve  İsrael 17 Eylül’de tekrar sandık başına gitti.

Bu belki de Devlet Başkanı Reuven Rivlin’in, iktidarın dizginlerini kendisinden başkasına vermemesi için Netanhayu’nun bir manevrası idi.

Milyarlarca şekel masraf heba oldu. İsrael aylardır kısıtlı yetkileri olan bir geçici azınlık hükûmeti ile idare ediliyor. Yakışmıyor İsrael’e…

17 Eylül seçimleri de sonucu değiştirmedi,  ülke, sağ ve sol olarak neredeyse ikiye bölündü. Hükûmetin kurulması yine çok zor. İsrael Devleti Başkanı iki büyük partinin lideri olan Netanyahu ve Gantz’ı bir araya getirerek ulusal birlik hükûmeti kurmalarını istedi. Görüşmeler sürüyor.

Sağcıların ve solcuların genel görüşleri şöyle:

Sağcılar diyorlar ki:

-Ülke bizim zamanımızda bu güne kadar görülmemiş bir ekonomik başarıya ulaştı.
-Askeri alanda tarihimizin en güçlü dönemindeyiz.
-Dış ilişkilerde Yeruşalayim gibi, Golan gibi muhteşem başarılara imza atıldı. Arap ülkeleri dâhil, pek çok başka ülkeyle, özellikle ABD, Hindistan, Arap emirlikleri ile gelişmeler sağlandı. Dışarıda ülkeyi Netanyahu, büyüleyici kişiliği ve hitabeti ile İsrael’i çok iyi temsil ediyor.  
-Başkan Trump, İsrael’i bu güne kadar görülmemiş bir şekilde destekliyor. Bu Netanyahu sayesinde gerçekleşiyor…
-Solcular iktidara gelirse, Araplara aşırı taviz verecekler…
-Ürdün vadisini ilhak edeceğiz…

Solcular’da buna karşılık diyorlar ki:

-Netanyahu çok uzun zamandır iktidarda. Artık yeter, değişmesi lazım. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir lider, mahkemeleri de, polisi de, basını da ele geçirir ve bu da ülkeyi diktatörlüğe götürür.
-Netanyahu’nun hakkında suç dosyaları var. Yargılansın, temize çıksın, sonra halkın karşısına geçip oy istesin.
-Netanhayu yargılanmamak için iktidarda kalmak istiyor ve bunun için her şeyi yapar.
-Sağ blok iktidarda kalabilmek için dinciler (harediler) ile birlikte hareket ediyorlar. Bu da dincilere tavizler vermek anlamını taşıyor. Harediler askere gitmemekle kalmıyor, oturduğu yerden maaş alıyorlar. İsrael’in bir din devleti olmasını istemiyoruz.
-Güneyde neredeyse bir yıldır Hamas, her cuma gösteriler yapıyor, ekili alanlarımızı, çiftliklerimizi, ormanlarımızı yakıyor. Roketler atıyor, sığınaklarda yaşıyoruz. Ordumuz niye bunlara gereken cevabı vermiyor ve  şer ocaklarını neden kurutmuyor?  Netanyahu hükümeti Hamas karşısında zayıf davranıyor.  

Tarfsız halk ise diyor ki:
-İsrael'in yeni kanunlara ihtiyacı var. Bir başbakan 2 dönemden daha fazla başbakan olarak kalamamalı. 
-Daha kolay koalisyon kurabilmek için baraj yükseltilmeli.
-Yaşlılar, emekliler, engelliler zor durumda. Emekliler aylık 2300, engelliler ise 3200 şekel ile geçinmek zorundalar. Bu insanlar zor durumdalar.
-Sağlık sistemimiz artık kırmızı alarm veriyor. Hastalar doktorlara ulaşamıyor. 6 ay sonrasına verilen randevular, ameliyat günleri var, hala röntgen kullanılıyor, ileri görüntüleme sistemleri çok az, yetişmiyor. Doktorlar hastalarla vakitsizlikten yeteri kadar ilgilenemiyor.
-Eğitim sistemimizde problemler var. İsrael’in çocuklarının neredeyse yarısı Yeşivalarda din ağırlıklı eğitim alıyorlar. Bu okullarda fen dersleri mecburi olmaktan çıktı. Merkezden uzaklaştıkça eğitimin kalitesi çok fena halde düşmekte…
-3 yaş altı çocuklara yuvalar çok pahalı. Ayda 3000 ya da 4000 şekel ücreti var. Çalışmak zorunda olan anneler babalar bunu ödeyemiyorlar. Çocuk yapmaktan vaz mı geçsinler?
-Pahalılık yüzünden ev almak artık neredeyse imkânsız oldu.
-Ticaret yapanlar BDS ile her yerde mücadele etmek zorunda kalıyor. Devletin bu konuda çok daha etkin olması lazım.
-İsrael’in imajı yurt dışında düzeltilmeli. Her yerde katil işgalci devlet olarak anılıyoruz.
-Hayat pahalılığı çekilmez boyuta geldi. İsrael zenginleşiyor ama bu zenginlik halka eşit dağılamıyor. Zengin daha çok zengin olurken fakir daha da zor geçinmeye başladı.

-VE SİZ POLİTİKACILAR, BİRİ BİRİLERİNİZLE UĞRAŞACAĞINIZA, PROBLEMLERİMİZİ ÇÖZÜN,       

Şikâyet etmek kolay, çözüm bulmak lazım. Bütün bu zorlukların aşılması için en önemli faktör muhakkak ki para. İşte işittiğim bazı öneriler:

-Yurt dışına çıkışlarda 50 ya da 100 şekel fon alınsın. Bu fonda biriken paralarla emeklilere ve engellilere daha iyi imkânlar sağlanabilir.
-Lüks otomobillerden daha fazla vergi alınarak toplanan paralar ile emeklilerin engellilerin hayat şartları düzeltilmeli.
-100 metrekareden fazla büyük olan evlerin, yerlerine ve boylarına göre vergileri artırılmalı ve bununla küçük çocukların yuva ücretlerinde iyileşme sağlanmalı.
-İsrael’de ortalama insan ömrü her üç senede bir yaş artıyor. Gelecekte çalışan nüfusun ödediği primler emeklilerin maaşını karşılayamayacak. Bunun için bu günden başlayarak her üç senede bir emeklilik yaşının arttırılması gerekmektedir.
-Ev konusunda devlet devreye girmeli. İnşaatlar devlet tarafından yapılmalı ve maliyetine halka verilmeli.
-Pahalılıkla kesinlikle mücadele edilmeli. İsrael’de pahalı olan temel tüketim maddeleri yurt dışından vergisiz getirilerek ucuza satılması sağlanmalı.  

Bir şeyler yapmanın vakti geldi de geçiyor. Bu gün yaşadığımız bu mucize ülkede daha iyi yaşayabilmek için kolları sıvamanın tam zamanı. En önemlisi gençlerin kolları sıvayarak politikaya girmeleri lazım. Yeni liderler gerekli...

Daha iyi günlere inşallah…
Hepinize hayırlı bir yıl diliyorum.
Esen kalın.

Aaron Baruch (Ankaralı)

21 Eylül 2019 Cumartesi

İSRAEL'İN PRENS ve PRENSESLERİ, ÇOCUKLAR...







10 yaşında İsrael’li bir çocuk tanıdınız mı hiç? Var mı yakınlarınızda? Onlar aslan parçaları, İsrael’in geleceğidirler. Hayranım ben o çocuklara ve o çocukları yetiştiren sisteme… Neye dikkat ettim biliyor musunuz? Bu çocukların en çok kullandıkları kelime lama-neden”  kelimesi. Şunu yapma diyorsun hemen cevap veriyor “lama?” Ya da şunu yapıver diyorsun, yine aynı cevap “lama?” Sorgularlar, kesinlikle sorgularlar ve alabildiğine özgürdürler…

Torunum daha küçüktü,  bir gece bende kalmıştı. Sabahleyin baktım hiçbir hazırlık yapmıyor. Öyle okula gidesi filan yok.

-Hadi oğlum kalksana, okula geç kalacaksın.
-Bu gün okula gitmiyorum büyükbaba.
-Niye?
-Şvita var.
-Şvita da nedir be aslanım?
-Grev yani.
-Ne grevi oğlum bu?
-Sınıfımız çok küçük. Sıkışıyoruz. İdare de değiştirmemekte direniyor. Biz de bugün grev yapıyoruz. Hiç birimiz okula gitmeyeceğiz.

Haydaaaaaa.

Ne yalan söyleyeyim, aklım almadı. Annesini aradım.

-Kızım, seninki bu gün okula gitmeyecekmiş. Şvita varmış diyor.
-Doğrudur baba, gitmesin. Haberim var.

10 yaşında bir çocuk İsrael’de sabahleyin okula kendisi gider. Okullar sabah 08.00 de başlar. Öyle servisi, minibüsü filan yoktur. Yani vardır da çok nadir. Yabancı kolejlere filan gidenler için belki… Çocuklar okula yürüyerek giderler. Çok küçük olanlar değil tabii, onları işine geç kalma telaşında olan anneler veya babalar bırakır okula. 3’ncü 4’üncü sınıftan sonra kendileri tek başlarına gitmeye başlarlar.  Okul civarında bu yaştaki çocuklar (5nci sınıf çocukları) sabah biraz daha erken gidip trafik polisliği de yaparlar. Araçlar ve yayalar onların talimatlarına uyarlar, hem de kesinlikle…

Okul öğlende biter. İsteyenler, çocuklarını (küçükleri) tsaron denilen bir nevi etüt sınıflarına gönderirler. Etüdün sorumluları çocukları okuldan alır ve yakındaki tsarona götürür. Çocukları yemeklerini orada yerler, resim yaparlar, oyun oynarlar varsa derslerini bitirirler. Anneler, babalar evlatlarını saat 16.30 gibi gelip alırlar. Bu hizmet ücretlidir.   

Daha büyük olanlar okuldan çıktıklarında eve kendi başlarına dönerler. Kendi anahtarlarıyla eve girerler. Ebeveynleri o saatlerde iştedirler tabiatıyla… Anne yemeği hazırlamıştır, ya buzdolabında, ya da mikrodalgada beklemektedir. Çocuk kendisi yemeğini ısıtır ve tek başına afiyetle yer. Sonra ya arkadaşlarıyla oynar, ya dersini yapar, ya bilgisayara takılır, kendisi karar verir. Her yerde, her semtte çocuklar için parklar vardır. Hem de ne parklar. Bizim çok yakınımızda çocuklar için survivor parkı bile var. Acayip eğleniyor çocuklar orada.

Okulda haftada en az 3 kere bir aktivitesi vardır. Örneğin basket oynar veya judo dersine gider… Sokaklarda judo kıyafetleriyle yürüyen küçücük çocukları görürsünüz. Öyle tatlıdırlar ki… Bu aktiviteler son derece ucuzdur ve genelde okul tarafından organize edilir. Genelde okulun spor salonunda veya bahçesinde yapılır. Çocuk bu işler için yine okula yalnız gider, yalnız döner. Anlayacağınız her şey okulun çevresinde döner. Oyunu da parkı da aktivitesi de, merkez okuldur. Okullar bazen toplu geziler düzenlerler. Müzeleri gezdirirler, bazen yüzmeye götürürler, filim izletirler ve bunun gibi programlar organize ederler.

İlkokulu bitiren çocuklar için civardaki ortaokullar tanıtım yapıyorlar. Örneğin TIP konusunda eğitim almak isteyen öğrenciler, hangi dersleri göreceklerini, programın neleri kapsadığını öğrenip ona göre seçimlerini yapıyorlar. İleri teknoloji bu yaşlarda çocukların beyninde iz bırakmaya başlıyor. Ortaokulda bir HITECH sınıfı aynen bu konuda çalışan bir şirket gibi plan yapar.  Örneğin bir proje ele alıyorlar. Önce onu parçalara ayırıyorlar. Her gurup projenin belli bir kısmından sorumlu oluyor.  O grup,  projenin belli bir bölümünü araştırıyor ve geliştiriyor. Kendi bölümünü tamamlayan grup, hazırladıklarını bir sonraki gruba devrediyor. Sonunda bütün parçalar birleşiyor ve proje tamamlanıyor. Bunun sonucunda ne oluyor biliyor musunuz? Okulu gezmeye gelenler ortalıkta dolaşan robotlar filan görüyorlar.  Çocuklarda kendilerini Star Wars filminin parçaları filan zannediyorlar.  Unutmayın bu çocuklar daha 11 yaşında.

Bu aslan parçaları okul dışında da bir başka türlüdürler. Evde sofranın kurulmasına yardım ederler. Ama en çok sevdiğim, yemekten sonra kendi tabaklarını mutfağa götürdükten sonra sudan geçirip bulaşık makinesine koymaları. Bu alışkanlıklarını misafirliğe gittikleri yerlerde de sürdürürler. Orada da masanın kurulmasına toplanmasına yardım ederler. Evde de öyle “anne su ver” ya da “muz var mı, bir muz versene” filan yok, kalkar kendi alır. Yani çoğu zaman.

Odasını da toplar bu çocuklar. Dağınıksa anne toplamaz. Çocuk karar verdiğinde kendi toplar. Bu arada çok sık karar vermediklerini de söylemeliyim. Genelde odaları öyle bir haldedir ki fare girse ayağını kırar. Çocuklar ne giyeceklerine, elbette belli bir yaştan sonra, kendi karar verir. Uygun değilse annesi sadece uyarır.

-Bu gün yağmur yağacakmış, üstüne bir mont al, ıslanma, filan gibi…

İlkokulda bu çocuklara bir güzel İngilizce öğretirler. Takır takır İngilizce konuşurlar. Hayret edersiniz. Bu çocuklar hangi arada, hangi derede öğrendiler bu kadar güzel İngilizceyi diye… Tabii bu her okulda aynı düzeyde değil. Bu arada Arapça bazı okullarda zorunlu ders. İlginç değil mi? Genelde okulların her konuda kaliteleri merkeze yaklaştıkça çok daha yükselmektedir. Merkezden uzaklaştıkça ne yazık ki okulların eğitim kaliteleri giderek azalıyor.

Bu arada devletin arka plandaki eli, çocuğu devamlı izler. Başarıları ya da başarısızlıkları irdelenir. Sebepleri araştırılır. Eksikliklerinin giderilmesi için ailesiyle irtibata geçilir. Ya da üstün başarılı ise o da değerlendirilir ve çocuğun harcanmaması için yeteneği doğrultusunda özel eğitimler alması sağlanır. Çok yakından tanıdığım bir kız öğrencide daha 13 yaşındayken böyle bir yetenek keşfedildi. Bu çocuk normal okulundan sonra TIP fakültesine giderek eğitimini üniversite düzeyinde sürdürüyor. Şöyle gözünüzün önüne bir getirin, insanın “vaaay be” diyesi geliyor.

Bakın, İsrael’in en önemli girişimcilerinden birisi olan Yossef Vardi neler söylüyor:

“İsrael’in eğitim sistemi çok iyi, çok değerli mühendisler yetiştiriyoruz. Devlet teknolojiye destek veriyor. Para çok doğru bir cevap olmasa da birçok ülkeye nazaran bir avantaj olabilir. Ancak bu yeterli değil. İsrael’i başarılı yapan şey kültürdür. İsrael’de anneler, çocukları kendilerini bilmeye başladıktan sonra (6 veya 7 yaşından sonra) onları çalışmaya üretmeye teşvik eder. “Ülken için bir şeyler yapmalısın, dünya için, insanlık için çalışmalısın” diye telkin ederler. Çocuk aileden ve çevreden gelen bu telkinlerle büyür. Bence İsraeli farklı yapan budur. Biz çalışkan ve üretken bir kültüre sahibiz.”

Bazı büyük şirketler yeni doğum yapan annelerin üretimden kopmaması için onlara şirketin içerisinde kampüs yapıyor. Google öyle bir kampüs yapmış ki, hem eğitim veriyor hem annenin üretime devam etmesini sağlıyor. Yazımın sonunda bu kampüsle ilgili tanıtımı seyretmeniz için linkini koydum.



Çocukların sağlıkları ile de çok ilgilenilir. Okulda fark edilen bir durum ailelerle paylaşılır. Çocukların kiloları, boyları, psikolojik durumları, çevreleriyle ilişkileri okul tarafından devamlı izlenir. Farklı durumlar aileler uyarılarak düzeltilmeye veya iyi yönde ise teşvik edilmeye çalışılır.

Devlet çocuklara doğar doğmaz para yardımında bulunmaya başlar. Çocuk doğunca onun adına bir bankada hesap açılıyor. Har ay buraya küçük de olsa bir miktar para yatırılıyor. Okul çağındaki çocuklara ayrıca devletin yardımları var. Anne babası ayrı olanlara veya ebeveynlerini kaybetmiş çocuklara devlet para yardımında bulunuyor. Bu paralar doğrudan bankadaki hesaba gelir. Yeni doğmuşa bile. Bu paralar bir fon tarafından biriktirilir ve işletilir.  Çocuk askerliğini bitirene kadar epeyi bir para oluyormuş.  Harika değil mi?

Liseyi bitiren çocuklar 18 yaşında askere giderler. Bir kısmı gönüllüdür. Savaş askeridirler. Omuzlarında her zaman silahları vardır. İzinde mizinde fark etmez. Silahları hep omuzlarındadır o aslan parçalarının. Kızlar da savaş askeri olurlar. Tank da kullanırlar, uçak da. Hayran olursunuz. Hele bikinilerinin üzerinde silah taşıyan o kızları sahilde gördüğüm zaman aklım çıkıyor. Savaş askeri olmayanlar da bürolarda çalışırlar. Onların da işleri en az ötekiler kadar önemlidir. Ne iş yaparlar, ne iz sürerler, walla kimse bilmez, bir şey varsa ki onların hepsi, silahlı ya da silahsız, aslan parçalarıdırlar…



Askerlikten sonra 6 ay kadar sırtlarında bir çanta dünyayı gezerler. Bu, İsrael çocuklarının vazgeçilmezidir. Uzak ülkelere giderler. . Sıkılınca, ya da paraları bitince veya ülkelerini, ailelerini özleyince geri gelirler ve üniversiteye başlarlar.

Devlet üniversiteleri bedava değil. Giriş de zor. Sınavı geçeceksin. Özel üniversiteler de var. Ordu birkaç yıl evvel bir karar aldı ve savaşçı askerlerin üniversite masraflarını karşılamaya başladı. İleride bu bursların kapsamı daha da genişleyecekmiş.

İsrael’de üniversitelerin ücretleri şöyle:

Bir lisans derecesi için yıllık yaklaşık 10.500 şekeldir. Genelde üniversiteler 3 yıldır. Yüksek lisans için genelde yıllık ücret 14.000 şekeldir.
Özel bir üniversitede yıllık öğretim ücreti 25.000 şekeldir.

Pek çok üniversite öğrencisi saatleri uygun olduğu için garsonluk yaparak bu ücretleri öderler. İsrael’de bir restoranda yemek yediğinizde verdiğiniz bahşiş büyük bir ihtimalle bir üniversite öğrencisinin harçlığıdır. Onun için mümkün olduğu kadar bu konuda cömert davranın.

Derler ki İsrael çocukların ülkesidir. Onlar İsrael’in prens ve prensesleridirler. Walla gerçek, İsrael, çocukların ülkesidir. Gururla yazabilirim ki İsrael, dünyada çocuk yetiştirilecek en iyi dördüncü ülke seçilmiş. Kolhakavod İsrael…

Son olarak şunu söylemek istiyorum. İsrael halkı soykırım travmasını üstünden atamadı. Yani benim kanaatim bu yönde. Biz İsrael’liler bu dünyada kendimizden başka birisine güvenemeyiz. Onun için her konuda çok güçlü olmak zorundayız. Bunun yolu da eğitimden geçiyor.


Aaron Baruch   (Ankaralı)

NOT: Sözü fazla uzatmak istemedim. Esasında ne anlatmak istediğimi aşağıdaki linki seyrederseniz daha iyi anlayacaksınız. Bakın, İsrael neden başarılı oluyor?