16 Ocak 2021 Cumartesi

70 YAŞIN BANA ÖĞRETTİKLERİ…

 




İnsanın yaş aldıkça bazı huylarının, alışkanlıklarının değişmesi çok normal. Okuduğum bir yazıdan esinlenerek bende 70’li yaşlarda nelerin değiştiğini, ya da değişmesini istediğimi karalamak istedim. Ortaya bu yazı çıktı. Belki ortak düşüncelerimiz vardır, okursanız keşfedebilirsiniz…

Büyük çoğunluğumuz gibi ben de eşimi, kızlarımı,  torunlarımı, annemi, babamı, ağabeyimi hatta arkadaşlarımı çok sevdim. Başkalarını da hocalarımı da bazı akrabalarımı da aynı muhabbetle çok sevdim. Belki bazıları bu sevgiye layık değildi ama ben kendimi tutamadım ve her şeye rağmen hepsini çok sevdim. Ancak şimdi kendimi de sevmeyi öğrendim. Başarılarımla kendimle gurur duymayı hatta başarısızlıklarımla dalga geçmeyi öğrendim. Ben, beni düşünmeyi, beni olumlu ya da olumsuz eleştirmeyi çok normal buluyorum artık.

Ben Atlas değilim, asla olmadım. Hani Yunan mitolojisinde dünyayı başının üzerinde taşıyan Atlas var ya, ben o değilim. Herkes gibi sıradan bir insanım. Sıradan insanların yapabildiklerini yapabilen, bazen yorulan, bazen, ağlayan, bazen üzülen hatta bazen elindeki işi beceremeyen sıradan bir insanım. Artık bunu kabul etmenin vakti geldi.

Küçük paraların hesabını yapmayı bıraktım. Bazen bir şeyi satın alırken değerinden üç beş kuruş fazla istiyorlar diye almaktan vaz geçmiyorum. Bazen almak istediğim bir şey başka yerde daha ucuza satılıyor diye oraya gitmek için zamanımı harcamıyorum. Alıveriyorum bitiyor, o ucuz satılan yere gitmek için zamanımı harcamıyorum, gitmek için harcayacağım zaman paradan daha değerli, kendime harcıyorum o vakti… Zamanım artık eskisinden daha kıymetli çünkü. Yaşadığım kadar daha yaşamayacağım. Bundan sonra her anım çok değerli…

Yaşıtlarımla muhabbet ederken aynı şeyi bana defalarca anlatan insanları uyarmaktan vaz geçtim. Ben defalarca işittiğim o hikâyeyi onuncu defada olsa bir daha işitmeye yetecek kadar sabrım var artık. Bunu, o hikayelerden bazılarını anlatan arkadaşlarımı kaybedince öğrendim. Keşke şimdi yanımda olsalar da bana o defalarca anlattıklarını bir daha anlatsalar… O insanlar, geçmişlerindeki hatıraları size anlatırken hayatlarının o dönemlerini bir kere daha sizin sayenizde yaşıyorlar, onlara bunu yaşatabildiğiniz için kendinizle gurur duyun.

İnsanların bana göre yanlış olan davranışlarını düzeltmekten vaz geçtim. Onları düzeltmek bana göre değil. Düzelteceğim derken bazen kırıcı olabiliyorum. En iyisinin bu huyumdan vaz geçmek olduğunu öğrendim. Barış ve huzur içinde yaşamak daha önemli. İnsanları mükemmel hale getirmek benim işim değil.

Bir şeyleri değiştirmek için karşımdakini değil kendimi değiştirmem gerektiğini öğrendim. Kimseyi değiştiremem, değişmesi gereken birisi varsa o benim.

Yapılacak bir şey varsa bunu karşımdakinden beklemem. Çünkü yapılmadığı müddetçe de üzülüyorum ve mutsuz oluyorum, buna gerek yok. Kendim yaparım, hem de hemen şimdi yaparım biter gider. Çok ünlü bir deyiş vardır, “ben değilsem kim, şimdi değilse ne zaman” hiç aklımdan çıkmaz...

İnsanlara iltifat etmek bana çok iyi geliyor. Bana da iltifat edildiğinde asla reddetmemeyi öğrendim. İltifat etmek yalnız karşımdakini değil beni de çok mutlu ediyor. Anladım ki iltifat, kantarın topuzunu kaçmadığı sürece insanın ruhuna çok iyi gelen bir şey…

Yaptığım hataları saklamamayı öğrendim. Kişiliğim ve gururum ve kendime olan saygım beyaz da olsa bir yalandan daha önemli. Marketten bir şey almayı unuttuğumda “alamadım, çünkü kalmamıştı” diye yalan söylemektense “unuttum” demek bana daha kolay geliyor artık. Bazen benden beklenildiği gibi bozuk bir şeyi tamir edemediğim zaman “yapamadım, beceremedim” diyorum, “gerekli alet yok” ya da “ihtiyacım olan malzemeyi bulamadım” demiyorum. Bu şekilde davranmanın bana çok daha iyi geldiğini keşfettim. Doğruluğun sesi her zaman daha gür çıkar, bunu öğrendim…

Beni takdir etmeyen insanlardan uzak duruyorum. Benim değerim az ya da çok olabilir, her ne kadarsa onlar benim kıymetimi bilmiyorlar. Ama ben biliyorum. Pek çok insan tanıdım ki kendi değersizlikleri meydana çıkmaması için benim değerimi görmemezlikten geldiler. Onları hayatımdan uzaklaştırdım. Bana iyi gelmeyenler benden uzak, Allah’a yakın olsunlar. Öyle insanlar tanıdım ki sadece bana ihtiyaçları olduğunda akıllarına geldim, ben onları aramazsam onlar beni hiç aramazlar. Artık bu insanlarla ilişkimi sıcak tutmak adına uğraşmamayı, arama mesafe koymayı öğrendim. Vaz geçtim onlardan…

Birisiyle aramı soğutacağıma egomu düşürmeyi tercih etmeyi öğrendim. İnatlaşmaktansa haklısın demek daha kolay.

Sonuçta mutluluğumdan ben sorumluyum. Mutlu olmak benim elimde ve bunu kendime borçluyum. Mutluluk bir seçimdir, ne mutlu bunun farkına varabilenlere. İstediğiniz zaman mutlu olabilirsiniz yeter ki bunu seçmeyi bilin.

Bütün bunları ve hatta çok daha fazlasını hayatınıza katmak için benim gibi 70 yaşını beklemenize gerek yok. Sizi mutlu edecek davranışlara hangi yaşta olursanız olun sahip olabilirsiniz.

Dikkatli olun, esen kalın…

 

Aaron Baruch  (Ankaralı)

 

 

 

 

9 Ocak 2021 Cumartesi

BEN HELAL ETTİM…

 

 


 

İsrail önümüzdeki hafta bir aksilik olmazsa toplam yapılan aşı miktarında 2 milyonu geçecek. Bu da nüfusunun %20’sinden fazlasını aşılamayı becerdiği anlamına geliyor ki bu konuda açık ara dünya lideri.

Başbakan BİBİ perşembe akşamı yanında sağlık bakanı ile canlı yayında halka seslendi ve özetle şunları söyledi:

“Bu gece Koronadan kurtulup bizi hayata döndürecek muazzam bir atılımı haberdar etmenin heyecanını duyuyorum.

Dünyada Koronadan çıkan ilk ülke olacağız.

Pfizer ile yaptığımız anlaşma, 16 yaş üstü tüm İsrail vatandaşlarının Mart ayı sonuna kadar, hatta belki daha önce aşılarını yapmamıza izin veriyor.

Nüfusun tamamına aşı yapacağız, yaptırmak isteyen herkes aşı olabilir.

“Hayata Dönüş” operasyonu ile ekonomiyi açacağız, iş yerlerine, sinagoglara, restoranlara, barlara, futbol, basketbol sahalarına, kültürel etkinliklere, çok sevdiğimiz ve özlediğimiz hayata geri döneceğiz.”

İsrail gerçekten bunu başarabilir mi? Şahsi kanaatim olabilecek gibi gözüküyor. Peki bu başarı kişisel olarak BİBİ’nin başarısı mı?

Öncelikle şunu açıklamakta fayda var. Bu kadar aşı İsrail’e nasıl geldi? İsrail Pzier-BioNtech’e ne verdi ki Alman firması aşıları Almanya’dan evvel İsrail’e verdi? İsrail aşıları büyük bir öncelikle aldı, çünkü evvel emirde 19 dolarlık aşıya 30 dolar ödendi. Elbette insanlar şunu düşünebilirler:

“Kimin parasını bol keseden harcıyor bu BİBİ, bu para halkın parası, kendisini kahraman göstermek için böyle bir harcamayı nasıl yapar?”

Eğer BİBİ vaat ettiği gibi mart ya da nisan ayında bu pandemiyi bitirip İsrail’i normale çevirmeyi başarabilirse elbette değer. Çünkü ekonomi bir an evvel açılacak. Eğer Nisan yerine temmuzda, ağustosta normale dönersek aşı başına ödediğimiz 11 dolar farktan çok daha fazlasını kaybederiz. Bu arada fazladan kaybettiğimiz ve hiçbir bedelle geri alamayacağımız canlarımızı düşünmek bile istemiyorum. Para gelir gider de ya canlar…

İsrail Pzizer-BioNtech’e bir konuda daha yeşil ışık yaktı. İnanılmaz bir organizasyonla 2 milyon vatandaşını 3 haftada aşılamayı başaran İsrail Pazar günü ilk ikinci doz aşıya başlayacak. İsrail aşı olanları takip ederek elde edilen bütün takip verilerini Pfizer-BioNtech’e bildiriyor. Bu da anlaşmanın bir parçası. Bu çok sıhhatli istatistikler neticesinde aşıyı üreten firma çok kıymetli bu verileri alarak aşının gelişimini takip edebiliyor.  Kaç yaşındaki insanlar, kanseri, şekeri, tansiyonu, alerjisi olanlar aşıya nasıl tepki veriyorlar, aşı olan insanların kaç tanesi koronaya yakalandı, aşı ne kadar etkili, bütün bu istatistikler çok sıhhatli bir şekilde an be an firmaya bildiriliyor. Yani diyebiliriz ki İsrail Pizer-bioNtech’in laboratuvarı haline geldi.

Peki bu doğru mu? Bu ulusal bilginin paylaşılması ne kadar etik?

Arkadaşlar, öncelikle unutmayalım ki bu kişisel değil, global bir bilgi. Kimsenin kişisel bilgisi paylaşılmıyor. Ayrıca bu paylaşım, insanlığın covid-19 ile savaşında önemli bir basamak.  Savaş insanlığın savaşı ve İsrail buna çok büyük bir katkıda bulunuyor. Ne bu tereddüt, sanki ulusal genetik kodlarımızı mı veriyoruz? Paylaşılsan sadece sayılardır, şu kadar şeker hastası, şu kadar tansiyon hastası vs. vs. aşı oldu neticesi de bu. İsrail’e ne zararı olabilir, bu anlaşmayla aşılar ilk önce ve süratle İsrail’e geldi.  İsrail insanlığa katkıda bulunduğu gibi sayısını bilemeyeceğimiz kadar vatandaşını da ölümden kurtardı. Eğer bir zararı olabilecek olsa bu bilgileri İsrail paylaşır mıydı?

Peki bu bir başarı öyküsüyse acaba BİBİ’nin şahsi hikayesi mi?

Bugün İsrail’de hükümet mi var? Kahol Lavan parçalandı gitti, Gantz önümüzdeki dönemde belki Knesset’e bile giremeyecek. Bugün İsrail’de hükümet demek BİBİ demek. İsrail halkı eski husumetleri bir kenara bırakıp BİBİ’yi alkışlamalı, böyle bir lidere sahip olduğumuz için çok ama çok şanslıyız.

Bu arada ulusal olarak kapanmamızı ve dolayısıyla BİBİ’nin mahkemelerinin belirsiz bir tarihe ertelenmesi pek çok “rak lo BİBİ” diye düşünen insanlara konuşacak malzeme verdi.

Arkadaşlar, sizce eğer çaldıysa BİBİ bu memleketin kasasından ne kadar para çaldı ne dersiniz, mesela 10 milyon dolar mı, yoksa 100 milyon dolar mı? Yahu bu memleket yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip, yani çaldığını varsaydığımız para kişi başına 10 dolar, ben, benden çaldığını (varsayım elbette) helal ettim. Böyle bir lidere bin kere helal olsun…

Kaldı ki suçluluğu ispat edilmedikçe herkes masumdur. Adamın suçlu olduğu ispat edilemiyor, demokrasi böyle bir şey, mükemmel değil ama mevcudun en iyisi…

Rak lo BİBİ’ciler, bu dünyanın en büyük liderlerinden biri olan BİBİ’yi yerinden indirebilecek bir başka lider bulana kadar BİBİ burada… Yani öyle gözüküyor…

 

Aaron Baruch (Ankaralı)

2 Ocak 2021 Cumartesi

50 ÜLKEDE AŞI BAŞLADI – İSRAİL NASIL BAŞARDI?

 

 



ABD'deki Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre, 2020 yılı sona ererken dünyada korona virüs vakalarının sayısı 83 milyonu, Covid-19 kaynaklı can kaybı ise 1,8 milyonu aştı. Korona virüse karşı aşılama çalışmaları ise yaklaşık 50 ülkede başladı. İngiltere'de yayımlanan “Guardian” gazetesi bu çalışmaların ne aşamada olduğunu derledi.

Çin'de Pekin Biyolojik Ürünler Enstitüsü ve Sinopharm tarafından geliştirilen aşı, ülkede yaygın kullanım onayı alan ilk korona virüs aşısı oldu.

İn aktif virüs yöntemini kullanan aşı, Faz-3 aşamasındaki test sürecinin ara sonuçlarına göre yüzde 79,34 oranında koruyuculuk etkisi gösterdi. Öte yandan aşının denemelerine ve olası yan etkilerine ilişkin ayrıntılı bilgi henüz paylaşılmadı.

İki doz halinde uygulanan “Sinopharm” aşısı, 50 bini aşkın kişide test edildi. Aşı, 2-8 derece sıcaklıkta saklanabilmesi nedeniyle kullanım kolaylığına sahip. Aşılar, Çin genelinde herkese ücretsiz olarak sağlanacak.

Türkiye'nin anlaşma yaptığı “SinoVac'a ait CoronaVac” aşısına benzer şekilde, “Sinopharm” aşısı da birçok ülkeyle sözleşme imzaladı. Pakistan, Endonezya, Mısır ve Bahreyn, “Sinopharm” aşısını alacak ülkelerin başını çekiyor.

Rusya'da geliştirilen “Sputnik V” aşısı 5 Aralık'tan itibaren Rusya'daki yüksek risk grubundakilere uygulanmaya başlandı.

Belarus ve Arjantin de “Sputnik V'e” onay verdi. Salı günü bu ülkelerde de aşılamaya geçildi.

Cezayir de Ocak'ta bu aşıyı uygulamaya başlayacak.

Batılı ülkeler arasında ise  İngiltere, Amerikan-Alman ortaklığı “Pfizer/BioNTech” tarafından geliştirilen aşıya ilk onay veren ülke oldu. 8 Aralık'ta aşılamaya başlandı. 27 Aralık itibariyle 950 bine yakın kişi aşılandı.

İngiltere ayrıca Oxford Üniversitesi ile “AstraZeneca'nın” geliştirdiği aşıya da onay veren ilk ülke oldu. Bu aşı 4 Ocak'tan itibaren uygulanacak.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 31 Aralık'ta acil kullanım onayı verdiği ilk aşı da “Pfizer/BioNTech” oldu.

Kanada ve ABD 14 Aralık’ta, İsviçre 23 Aralık’ta, Sırbistan, 24 Aralık’ta ve AB ülkelerinin çoğu 27 Aralık’ta, İzlanda ise 29 Aralık’ta “Pfizer/BioNTech” aşısı ile vatandaşlarını aşılamaya başladı.

ABD ve Kanada ayrıca Amerikan ilaç şirketi “Moderna'nın” geliştirdiği aşıya onay veren ilk ülkeler oldu. Bu aşının 6 Ocak'ta da AB'de onaylanması bekleniyor.

ABD'de 2,8 milyon kişiye Covid-19 aşısının ilk dozu uygulandı. 27 AB üyesi ülke arasında Almanya beş günde 130 bin doz ile başı çekiyor.

Ortadoğu'da Birleşik Arap Emirlikleri, Çin'in “Sinopharm” aşısı ile 14 Aralık'ta, Dubai ise “Pfizer/BioNTech” aşısıyla 23 Aralık'ta vatandaşlarını aşılamaya başladı.

Suudi Arabistan ve Bahreyn 17 Aralık, İsrail 19 Aralık, Katar 23 Aralık, Kuveyt 24 Aralık, Umman ise 27 Aralık’ta aşı çalışmalarını başlattı…

Bu ülkelerin tümünde “Pfizer/BioNTech” aşısı, Bahreyn'de ise Çin'in “Sinopharm” aşısı kullanılıyor.

Günde 150 bin kişiyi aşılama hedefi koyan İsrail’de, şimdiye dek  (31.12.2020) 1 milyondan fazla kişiye  aşı yapıldı. Bahreyn'de bu rakam 60 bine yaklaşırken, Umman'da 3 bini aştı.

Türkiye'de Çin aşısı “Sinovac” kullanılacak. Türkiye'ye, Çin'den satın alınan “Sinovac” aşısının ilk teslimatı 30 Aralık'ta ulaştı. Aşılamaya ocak ayında başlanacak.

Türkiye ayrıca Rusya'da geliştirilen “Sputnik V” aşısının Türkiye'de de üretilmesi için Rusya ile anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Latin Amerika'da Meksika, Şili ve Kosta Rica, “Pfizer/BioNTech” aşısını 24 Aralık'ta uygulamaya başladı.

Asya'da Singapur 30 Aralık'ta aşı kampanyasını başlattı.

Hindistan, Japonya ve Tayvan 2021’in ilk çeyreğinde, Pakistan ve Filipinler ikinci çeyrekte Afganistan ve Tayland ise 2021 ortalarında aşılamaya başlamayı planlıyor

Afrika'da Sahra altı bölgede aşılamaya henüz başlanmadı. Batı Afrika'da ise Gine'de bu hafta Rusya'nın “Sputnik V” aşısının ilk dozları deneme amacıyla uygulanmaya başlandı.

İSRAİL NASIL BAŞARDI?

İsrail yeni yılın ilk gününde bir milyondan fazla vatandaşını aşılayarak nüfusunun yüzde onundan fazlasını koronaya karşı aşılamayı becerdi. Bu şu ana kadar nüfusa göre erişilen en yüksek sayı. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi ortam belki de bunun en büyük etkeni.

İngiltere’de yayınlanan “Guardian” gazetesinin haberine göre hükümetlerin gözü İsrail’in aşılamadaki hızına çevrilmiş bulunmakta. İsrail’de nüfusun yüzde 10’undan fazlasının aşılanması, aşılamaya 2 hafta daha erken başlayan İngiltere’den bile yüksek.

İsrail başbakanı Bibi vatandaşlarına “salgından ilk kurtulan ülke” olma sözü verdi. Sağlık hizmetlerinin 7/24 faaliyet göstermesi sonucu “Pfizer-BioNtech” aşısının günde yaklaşık 150 bin kişiye yapılmasını sağladı. Bu sayı her gün İsrail nüfusunun yüzde 2’sinin aşı olması demek.

60 yaş üstü kişilere, sağlık çalışanlarına, hasta bakımı verenlere ve yüksek risk taşıyanlara aşı programında öncelik tanındı.

İsrail medyasına göre, hükümet “Pfize-BioNtech ve Moderna” şirketleriyle birkaç milyon doz aşının daha 2021 yılı başlarında ülkeye getirilmesi için görüşmekte…

İsrail aşılama hızı konusundaki başarısını bazı doğal avantajlarına sahip olmasına da borçlu. Hem nüfus hem coğrafi açıdan küçük olması bunda etkili oldu.  Ancak benzeri coğrafi konumda olan ve neredeyse aynı nüfusa sahip olan Avrupa ülkelerinin hiçbiri bu başarıyı yakalayamadı.  

Ülkenin sağlık sisteminin oldukça köklü olması ve son yıllarda yüksek düzeyde dijital teknolojiye geçilmesi, aşılama programında çok etkili oldu. 18 yaşından büyük herkesin sağlık güvencesine kaydolması İsrail’de zorunludur. Öte yandan orduya ait sağlık personeli de aşılama programına yardım ediyor.

Öte yandan hükümet, aşı karşıtı bilgi kirliliğine karşı da savaş veriyor. İsrail Adalet Bakanlığı aşı karşıtı yanlış bilgiler yayınlayan dört gurubun kaldırılması için Facebook’tan talepte bulundu.

Öte yandan halka cesaret vermesi ve örnek olması için ülkenin ileri gelenleri, başta Başbakan Bibi olmak üzere komutanlar, siyasiler, büyük din adamları medya önünde aşı olup halka aşı olması için tavsiyelerde bulundular.

Yetkililer, aşı olanların restoranlara girişine seyahat etmesine ve bazı kısıtlamalardan muaf tutulmasına olanak sağlayacak bir “yeşil pasaport” üzerinde çalışıyor. Ancak aşının bulaşmayı engelleyip engellemediği konusu henüz kesin olarak saptanmadığı için girişimler şimdilik netleşmedi.

Aralık ayı başlarında Pfizer’in aşı ile ilgili açıkladığı olumlu sonuçlardan sonra Bibi şirketle anlaşmak için gece gündüz çalıştığını söylemişti. Hatta Bibi’nin Pfizer’in yöneticilerini gece sabaha karşı 02’de aradığı bile söylendi.

Birçok İsrailli, hükümetin korona virüs krizine yönelik yaklaşımını ve kriz yönetimini eleştiriyordu. Ülkenin üç kez ulusal karantinaya girmesi yetkililerin salgını durdurmakta aciz kaldığı yorumlarına neden olmuştu.

Bu arada Batı Şeria’da bulunan İsrailli yerleşimciler aşı olurken Filistinlilerin daha aylarca beklemesi gerekiyor. Filistinli yetkililer Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yoksul ülkelerin aşıya erişimi için oluşturulacak COVAX örgütü girişimiyle aşıya ulaşma çabasında. Ancak aşının en erken 2021 yılının ortasından evvel tedarik edilebilmesi mümkün gözükmüyor. İsrailli yetkililer Filistin için aşı tedarik edilebileceğini ancak Filistin yetkililerinin yardım talebinde bulunmadığını bildiriyorlar. Bu durum İsrail’in salgından tek başına çıkma hedefini de imkânsız hale getirebilir. İsrail bu konuyu çözecektir ancak nasıl, henüz bilinmiyor…

Esen kalın.

Aaron Baruch  (Ankaralı)

 

Kaynakça:

BBC NEWS - Korona virüs aşısı: Yaklaşık 50 ülkede aşılamaya başlandı, hangi ülkeler hangi aşamada? - BBC News Türkçe

Covid-19 aşısı: Sinopharm'ın aşısı, Çin'de yaygın kullanım onayı alan ilk korona virüs aşısı oldu - BBC News Türkçe

İsrail kısa sürede nüfusun yüzde 10'una aşı yapmayı nasıl başardı? - BBC News Türkçe

18 Aralık 2020 Cuma

GELECEK DE BİR GÜN GELECEK…

 



Sene 1997…

Google, Facebook, İnstagram, Twitter yok. Cep telefonları sadece telefon. Kocaman aletler, şarjları yetersiz, çekim alanları sınırlı ve konuşmak çok pahalı…

Google 1998’de, Facebook 2004’de, İnstagram, 2010’da ve Twitter 2006’da kuruldu. Bugünün cep telefonları artık androide dönüşmüş durumda. Androidlerin ilk çıkış yılı 2008.

Bugün neredeyse bu platformların ve androidlerin olmadığı bir dünya düşünemiyoruz. Bu gelişmeler sadece son 23 yılda oldu. Değişimin hızına bakar mısınız?

İnsanlık tarihi son 100 yılda bütün tarihinde yaptığı gelişmelerden çok daha fazlasını yaptı. Bu gelişme hızı her on yılda bir evvelkine göre daha da hızlanıyor.

Bugün 10 yaşındaki bir çocuğun 25 yaşına geldiğinde gözde olacak mesleklerin daha adını bile bilmiyoruz.

Yaşam tarzlarımız çok değişti. Anneler kızlarına yemek yapmayı öğretemiyorlar. Onlar öğrenmek istediklerini internetten öğreniyorlar. Zaten yaşasın hazır yemekler, al telefonunu eline, ne istiyorsan ısmarla, daha çabuk, belki daha da ucuz, bulaşık yok, alış veriş yok, kim uğraşacak annelerimiz gibi mutfakta saatlerce… Elveda pırasa köftesi, elveda patlıcanlı bulemikas,..

Esasen artık insanların bu ev işlerine ayıracak zamanları da yok. Kadın olsun erkek olsun deli gibi çalışıyorlar, yok böyle boş değersiz işlerle kaybedecek vakitleri.

Biz Türk Sefarad Yahudiler Ladino konuşurduk. Ama bizden sonraki kuşaklara bu 500 yıllık lisanımızı aktaramadık. Elveda Ladino…

Ben İbranice okuyamıyorum. Ama ne beis, sabahleyin İbranice gazeteleri bilgisayarımdan açıyorum, Google translation bana onu Türkçeleştiriyor, işlem tamamdır…

Benim neslim (70 yaşındayım) kitap gazete okuyan son nesildir. Varsa yoksa tablet, televizyon., telefon. Evlerde artık kütüphane bile yok. Kitaplar digital olarak hazırlanıyor. Matbaalara USB olarak gönderiliyor. İstek olursa matbaa bir tane basıp müşteriye gönderiyor. Elveda basım evleri ve matbaalar…

Benim neslimin genel kültürü çok daha yüksekti. Bakıyorum da bilgi yarışıma programlarına hayretler içerisinde kalıyorum.  Ancak genç nesiller de bizlere hayret ediyorlardır her halde. Çocuklarımıza torunlarımıza telefonumuza bir aplikasyon yüklemesi için yalvarıyoruz. Devamlı yardım istiyoruz:

“Evlat, Facebook’a giremiyorum bir baksana şuna yavrum, bilgisayarım da açılmıyor, bir yardım et ne olur?”

Onlarda içlerinden:

“Yahu nasıl olur da bu kadar basit bir işlemi yapamıyorlar, bu yaşlıları anlayamıyorum” diyorlar her halde…

Dünya çok hızlı değiştikçe değerler de kavramlar da değişiyor. Bundan 20 sene evvel “hayat arkadaşı” diye bir şey var mıydı? Bırak evli olmadan bir arada yaşamayı, özellikle Türk Yahudi cemaatinde boşanmak bile işitilmezdi, hatta boşanan çiftler kapalı kapılar arkasında ayıplanır, başarısızlıkla suçlanırdı. Hele Türkiye’de Yahudi’nin Yahudi’den başkasıyla evlenmesi neredeyse skandaldı… Şimdilerde ise İsrail gibi bir memlekette bile oldukça yüksek sayıda boşanma var, hatta çok yüksek oranda ateist var. Buyurun buradan yakın…

Geleceğin ülkesi hangisi acaba diye düşünürsek bu pandemi o konuda da fikirlerimizi değiştirdi. Bakın Hürriyet gazetesinin bir kadın portalı var. Hürriyet gazetesi diyor ki bu portal, Türkiye’nin en iddialı kadın portalıdır. Adı Mahmure… Şimdi bu Mahmure, Dünyanın yaşanacak en iyi ülkelerinin bir listesini yapmış. En iyi 10 ülke arasında İtalya, Fransa, ABD, İsviçre’yi saymış. Hele Fransa için “Fransa’yı en yaşanılır ülkeler arasında birinciliğe çıkaran iki faktör çok iyi işleyen sağlık sistemi ve tadına doyum olmayan yemekleri” demiş. Saçmalamış değil mi?  Bugün pandemiyle bu ülkelerde yaşamak ister miydiniz?

Zaman göreceli ve değişiyor ve değerlerimizi de değiştiriyor. Fikirlerimizi de…Unutmayın, yalnız aptallar ve ölüler fikir değiştirmezler… Zaman bize uyacak diye beklersek daha çoook bekleriz. Bizim zamana uymamız gerekli. Hiçbir zaman geç değil. Bilgisayarsa bilgisayar, lisansa lisan, meslekse meslek, ne yapalım, ileri yaşımıza rağmen becerebildiğimiz kadar öğrenmeye çalışmalıyız. Pes etmek yok. Yeter ki yaratan sıhhat versin. Sonuna kadar çabalamalıyız. Yoksa o çok sevdiğimiz canımızı vermeye hazır olduğumuz çocuklarımıza yük oluruz.

Aaron Baruch (Ankaralı)

 

 

12 Aralık 2020 Cumartesi

SÜVEYŞ KANALI VE KRİZİ

 






Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlamak düşüncesi çok eskidir, Firavunlar dönemine kadar gider. Firavun II. Ramses zamanında açılan kanal sonradan kumla dolmuş ve kullanılamaz hale gelmiş.

Halife Ömer'in emriyle Mısır valisi Amr bin Âs kanalı tamir ettirmiş   kanal 8. yüzyıla kadar kullanılmış.  

Napolyon, Mısır'ı işgal ettikten sonra kanalı yeniden açtırmayı düşünmüş, fakat kendisine görev verilen Fransız Mühendis Le Pere, hatalı bir ölçüm yaparak Kızıldeniz'in Akdeniz’den 10 metre daha yüksek olduğunu tespit edince vaz geçilmiş.  

Bugünkü Süveyş Kanalı'nın inşasına Osmanlı Devleti'nin Mısır Hıdiv’i Said Paşa zamanında başlandı. İngiliz ve Fransızlarla 1854 ve 1856 tarihli iki anlaşma neticesinde, bütün milletlerin geçişine müsaade edilecek olan bir kanal yaptırılacak, ayrıca 99 seneliğine kanalı işletecek bir şirket kurulacaktı. 15 Aralık 1858'de “The Compagnie Universelle du Canal Maritime de Suez”, yani “Süveyş Kanal Şirketi” kuruldu.

130 milyon Fransız altını tahmin edilen harcamalar 287 milyon Fransız altınına ulaştı. 11 sene devam eden çalışmalarda 60 bin işçi çalıştırıldı. Bütün manilere rağmen, kanal 17 Kasım 1869'da trafiğe açıldı.

İngilizler masraflara katılmıyor, politik nedenlerle kanal projesinin başarısızlıkla sonuçlanmasını istiyorlardı. Kanal inşaatının sonunda her biri 500 franklık dört yüz bin hisse senedi çıktığında İngilizler masraflara karışmadığı için doğal olarak hiçbir pay alamadı. Hisselerin 207 binini Fransızlar, 170 binini Osmanlı valisi olan Mısır Hıdivi alırken geri kalan yüz yirmi üç bin hisseyi ise Rus ve Avusturyalılar aldı. Mısır Hıdivinin elinde bulunan hisselerden seksen beş bini de satın almak isteyen diğer devletler için ayrılmıştı.

Hıdiv İsmail Paşa'nın (amcası Said Paşa'nın ölümü üzerine 1863'te Mısır valisi oldu) israf dolu yaşamı neticesinde Mısır, elindeki tüm hisseleri yüz milyon frank karşılığında İngiltere'ye sattı. Buna rağmen İngiliz bürokratlar kanala idari ve mali anlamda bir müdahalede bulunamıyorlardı. Bu arada alınan paranın ve mali tedbirlerin Mısır ekonomisini düzeltmeye yetmemesi de halk arasında büyük kargaşalara neden olmuştu. Bu ortam tam da İngilizlerin istediği bir şeydi zira onlar kanala tek başına hâkim olma peşindeydiler.

Hıdiv İsmail Paşa Mısır halkında meydan gelen hoşnutsuzluklar karşısında istifa etmiş yerine oğlu Tevfik Paşa geçmişti ancak eyalette sükûnet bir türlü sağlanamıyordu. Bu arada İngiltere Süveyş'in muhafazası için önemli bir yere sahip olan Kıbrıs'ı 1878 yılında geçici olmak kaydıyla işgal etti. Her şey önceden planlanmıştı. Ardından Mısır'da 1882 yılında nasıl meydana geldiği tam olarak aydınlatılamayan bir vaka sonucu elliye yakın Avrupalı öldürülünce İngiltere, Mısır'ı da işgal etti. (İngiltere'nin 1882'de Mısır'ı işgal etmesinde, İsmail Paşa döneminde alınan dış borçların olağanüstü bir düzeye ulaşması da önemli rol oynamıştır.) Bu işgale karşı gelen subaylar tutuklanarak Seylan'a sürüldü. Böylece İngilizler hem Mısır'ı hem de Süveyş'i ele geçirmiş oldu. Bununla da yetinmeyerek Somali, Sudan ve Uganda'yı da işgal edip Süveyş Yolu'nun tam anlamıyla güvenliğini sağladı. Osmanlı Devleti'ne bu işgalin geçici olduğu bildirildiyse de İngilizler bölgeden bir daha çekilmedi ta ki Mısır'ın bağımsızlığı tanınana dek.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı sırasında Süveyş Kanalı'nı geri alabilmek amacıyla 1. ve 2. kanal harekatlarını düzenledi fakat beceremedi, kanal İngilizlerin elinde kaldı.  

1950'lere gelindiğinde Mısır'da egemen bir devlet kurulmuş olmasına rağmen Süveyş Kanalı'nın denetimi Kanal Şirketi'ndeydi. Süveyş kanalı yoluyla başta Birleşik Krallık ve Fransa olmak üzere birçok Batı Avrupa devleti, Körfez ülkelerinden petrol alıyordu.

Mısır'da 1952 yılında iktidara gelen Cemal Abdülnasır, ülkesini askeri yönden güçlendirmeye ve İsrail karşısında üstün duruma geçmeye çok önem verdi. Bu amaçla, Sovyetler Birliği'ne yaklaşmaya ve Çekoslovakya üstünden silah almaya başladı. Ayrıca, Asuan Barajı'nı bitirip, ülkenin ekonomik kalkınmasını sağlamak istiyordu. Fakat bunlar için büyük miktarda mali yardıma ihtiyacı vardı. ABD ve İngiltere’den kredi almayı denediyse de bu iki ülke Mısır'ın Doğu Blokundan silah alması ve İsrail karşıtı militanları desteklemesi sebebiyle kredi vermediler.

Bunun üzerine Nasır, ihtiyacı olan mali gücü sağlamak için Süveyş Kanalı'nı işleten Kanal Şirketi'ni millileştirdiğini açıkladı. Kanal Şirketi'nin hisselerinin değerini sahip devletlere ödeyeceğini açıkladıysa da bu karar İngiltere ve Fransa'dan çok büyük tepki aldı. Çünkü, bu iki devlet için Süveyş Kanalı, Basra Körfezi'ndeki devletlerden aldıkları petrolün taşınması için çok önemliydi. Bu nedenle burada, Sovyetlere yanaşmaya başlayan Mısır'ın denetim kurması tehlikeliydi. Ayrıca çok kârlı olan Kanal Şirketi hisselerini Mısır'a devretmek istemiyorlardı.

Durumlardan rahatsız olan birisi daha vardı.

İsrail.

Nasır, Gazze üzerinden İsrail’e saldırılar düzenleyen Filistinli Fedai birliklerini destekliyor ve finanse ediyordu. İsrail’in hayatını çekilmez hale getiriyorlardı. Ayrıca Nasır’ın Çekoslovakya’dan modern silahlar satın almasından tedirgin olan İsrail Fransa’dan silah alarak buna karşılık vermeye çalışıyordu.

Nasır, 1956’da İsrail gemilerinin Tiran Boğazı ve Süveyş Kanalı'ndan geçişini engelledi. İsrail’in hayat suyu kesilmişti ve bu ne olursa olsun kabul edilemezdi.

İngiltere başbakanın Eden, Nasır’a karşı şahsi bir kini de vardı. Ayrıca selefi Churchill’in gölgesinden de kurtulmak istiyordu. Bütün bu olaylar neticesinde İngiltere başbakanı Anthony Eden Paris'e gitti. Paris dışındaki Sevr'de toplanan Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Mısır'a askeri müdahale kararı aldı. Buna göre İsrail Mısır'a saldıracak, Birleşik Krallık ve Fransa ise savaşanları ayırmak bahanesiyle bölgeye asker çıkartıp kanalı işgal edeceklerdi. İki ülke arasındaki çatışmalar durdurulduktan sonra ise, “daha başka çatışmaları önlemek ve dünya ticaretinin bölge savaşlarından etkilenmemesini sağlamak” amacıyla bölgede kalıcı bir Britanya-Fransız birliği konuşlandırılacaktı. Esasında bir başka hedefleri de Nasır’ı ortadan kaldırmaktı.

Anlaşmaya göre İsrail 29 Ekim 1956'da Sina yarımadasını işgale başladı. Derhal harekete geçen İngiltere ve Fransa, Mısır'a bölgeye asker yollayarak “savaşı durdurmayı” önerdi. Nasır'ın bunu reddedince İngiltere ve Fransa birçok uçak gemisinin katıldığı askerî harekâta başladı ve harekât hava saldırısı; sonrasında ise paraşütçü birliklerin indirilmesi şeklinde gerçekleşti. Kahire bombalandı.

Taktik açıdan harekât çok başarılı oldu. Britanyalı ve Fransız birlikleri, Mısır birliklerini yenip kolayca kanalı ele geçirdi ve bölgeye hâkim oldular. Ancak ne Fransa ne İngiltere ne de İsrail ABD, Sovyetler ve Birleşmiş Milletlerin tepkilerini hesaba katmamışlardı. ABD ile ağız birliği yapan Sovyetler, Mısır'dan çekilmemeleri durumunda Paris ve Londra'ya nükleer saldırı yapma tehdidinde bulundu. İngiltere ve Fransa ateşkes ilan edip geri çekilmek zorunda kaldı. Kasım'da başlayan geri çekilme aralık ayında tamamlandı.

Savaş’ın sonlanmasıyla, Kanada Dışişleri Bakanı Lester Pearson, Birleşmiş Milletler Barış Gücü kurularak Gazze Şeridi’ne ve Sina Yarımadası’na yerleştirilmesini önerdi. Birçok ülkenin katılımıyla oluşturulan bu gücün “barış sağlanıncaya kadar Mısır ve İsrail'in savaşmasını engellemek” sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyordu.

Birleşmiş Milletlerin barış gücü bölgeye yerleşince İsrail Sina yarımadasından geri çekildi.

1967 yılında Nasır barış gücünü kovdu ve 6 gün savaşı sonrasında İsrail bütün bölgeye hâkim oldu.

Kanal savaşının neticelerine gelinecek olursa Mısır kanalı millileştirdi ve Mısır’daki İngiliz etkilerini yok ederek tamamıyla bağımsız olabilmeyi başardı. Nasır ise halkının gözünde bir kahraman olarak statüsünü koruyabildi.

ABD ve diğer dünya ülkeleri Süveyş kanalını rahat bir şekilde kullanabilmeyi başardılar.

Fransızlar ABD gölgesinde yaşamayı kabul etmeyerek NATO’dan çekildiler ve bağımsız tarafsız bir siyaset izlediler. Tabi bu arada kanal için harcadıkları paralar boşa gitmiş oldu.

İngilizler bütün dünya önünde madara oldular. Taa ki, Falkland savaşına kadar ABD’nin onay vermediği hiçbir askeri harekata girişemediler. Kanal için ödedikleri paralar da boşa gitti.

En kazançlı çıkan ülkelerden biri de İsrail oldu. En önemli kazançları Gazze üzerinden gelen Filistin terörü Barış Gücü tarafından durduruldu. İsrail’in güneyi rahat etti. Süveyş kanalı İsrail gemilerine açıldı.

İsrail bu savaşta ne yazık ki 231 evladını kaybetti. Onlar bu memleketin bekası için hayatlarını verdiler. Mekanları cennet olsun. Ruhları şad olsun.  

 

Aaron Baruch (Ankaralı)