28 Eylül 2018 Cuma

İNANILMAZ BİR MOSSAD OPERASYONU…








Değerli dostlarım;

Bu hafta sizlere tartışmasız dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerinin başında gelen İsrael gizli servisi MOSSAD’ın inanılmaz operasyonlarından çok bilinmeyen birisini anlatacağım. Yani dilim döndüğü kadar…

13 Aralık 1949’da Ben Gurion, Reuven Shiloach’a devlet istihbarat kurumlarını koordine edecek bir “teşkilat”  oluşturması talimatını verdi. O teşkilat kuruldu. İsmine de İbranice teşkilat dendi. “MOSSAD”

Mossad’ı benzersiz kılan ne adıydı ne de düsturu. Reuven Shiloach bu teşkilata istisnai bir vasıf katmaya kararlıydı. Mossad yalnız İsrael’in değil, bütün Yahudi halkının, dünyanın neresinde olursa olsun, yardımına koşmaya hazır bir teşkilat olacaktı.

Ramsad   “Mossad başkanı”   kurduğu teşkilatın ilk personel toplantısında tarihe geçen konuşmasını şöyle bitirdi:

“Gizli teşkilatımızın bütün diğer işlevlerinin yanı sıra önemli bir görevi daha var; dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, Yahudileri korumak ve onların İsrael’e göçlerini organize etmek…”

Değerli Yahudi kardeşlerim, dünyanın neresinde yaşıyorsanız yaşayın, arkanıza baktığınızda birisinin sizi kolladığından emin olun, İsrael var oldukça korkmayın, yeter ki Yahudi olduğunuzu unutmayın…

Ellili yıllarda, Ortadoğu’daki Arap ülkelerinden ve Fas’tan tehdit altındaki on binlerce Yahudi’yi İsrael’e taşıyan Mossad olmuştu.

Yıllar sonra seksenlerde Humeyni’nin İran’ında kapana kısılan Yahudileri Mossad kurtarmıştı.

Etiyopya’daki Yahudiler’in kitleler halinde kaçırılmasını da Mossad organize etmişti.

Irakta da Mossad iş başındaydı. Ancak bu sefer işler yolunda gitmedi. İşte size bu hikâyeyi anlatacağım.

Bağdat’ın en görkemli semtlerimden biri olan Rashid Caddesi’ndeki büyük Ouruzdi Bek alış veriş mağazasında kravat reyonuna Esad adında bir genç bakmaktaydı. Esad’ın evi esasında Acre (Akko) şehrindeydi. Ancak İsrael ordusu burayı ele geçirince evini terk edip Bağdat’a yerleşmişti.

Esad İsrael’i terk etmeden evvel Acre’de bir kafede çalışmıştı. Kafe İsrael subaylarının sıklıkla gelip gittiği bir yerdi. Burada gördüğü genç İsrael subaylarının bazıları hafızasında yer etmişti.

Bağdat’ta çalıştığı kravat reyonunda o gün de, (22 Mayıs 1951) mağazaya giren müşterilere bakarken aralarında tanıdık bir yüz gördü. Bu adamı tanıyordu. Adam bir İsrael subayı idi. Bağdat’ın ortasında bir İsrael subayı imkânsız gibi görünüyordu. Fakat Acre’de onu defalarca çalıştığı kafede İsrael subay üniformasıyla görmüştü. Esad bu adamın İsrael subayı olduğundan emindi. Derhal polise gitti ve durumu anlattı.

Polis hemen harekete geçti ve Avrupai görünüşlü bu adamı ve yanındaki Iraklıyı yakalayıp merkeze götürdü.

İsrael’li subay olduğu iddia edilen adam, adının İsmail Salhun olduğunu iddia ediyordu. İran vatandaşı olduğunu tekrarlayıp duruyordu. Oysa bir kelime bile farsça bilmiyordu. İşkence başladı. Adam çözülmüyordu. En sonunda onu Esad ile yüzleştirdiler. Sonradan “Esad’ı gördüğüm zaman kanım dondu” diye anlatacaktı. Daha fazla inkâr edemedi. Çözüldü. Evet, İsrael ordusuna mensup bir subaydı, adı Yehuda Taggar idi. Yüzbaşıydı. Dedektifler Yahuda’nın evini didik didik aradılar ve masasının altına yapıştırdığı evraklarını buldular. Yalnız Yehuda Taggar değil bütün Irak Yahudi Cemaati’ni etkileyen kâbus böylece başlamış oldu.

Bağdat’ta birkaç Yahudi ve İsraelli teşkilat faaliyet göstermekteydi. Bağdat civarında silah ve belgelerin saklandığı depolar vardı. Bu şebekeler birbirlerinden ayrılmamıştı. Birisi çökerse diğerlerini de peşinden sürükleyebilirdi. Iraklı Yahudiler barut fıçısının üzerinde oturuyorlardı. Yehuda Taggar, bu birimleri birbirinden ayırmak ve güvenli bir hale getirmek üzere görevlendirilmişti.

Yahuda’nın yanında yakalanan adam ise Irak Yahudilerinin esrarlı genel komutanı Zaki Haviv idi. Nissim Moshe adında bir kimlik taşıyordu. Irak doğumluydu. İsrael’in kurtuluş savaşına katılmıştı. Kendisinden Bağdat’a dönmesi istendiğinde bunu hiç istememişti. Orduda tanıdığı bir kıza çılgınca âşıktı ve onunla evlenmek istiyordu. Polise verdiği ifadede Yahuda Taggart ile bir iki gün evvel konserde tanıştığını söylemişti. Ona mağazaları filan gösteriyordu. Iraklılar Nissim Moshe’yi acımasız bir sorguya tabi tuttular. Ellerinden sonra, ayaklarından astılar. Öldürmekle tehdit ettiler. Bir sürü işkence yaptılar ama Nissim Moshe çözülmedi ve baştaki hikâyesine sadık kaldı. Sonunda bu adamın bir şey bilmediğini düşünen Irak polisi onu serbest bıraktı.

Yahuda Taggart ve Zaki Haviv’in tutuklanmasının ardından bütün gizli teşkilat darmadağın oldu. Çok sayıda Yahudi tutuklandı. Bazıları işkencede çözüldü. Silah depoları ve belgeler ele geçti. (*)

Irak polisi sorgular sırasında sık sık aynı isme rastlıyordu. Zaki Haviv. Kimdi bu Zaki Haviv? Sonunda anladılar. Zaki Haviv, Irak’lı Yahudileri organize eden liderdi ve serbest bıraktıkları Nissim Moshe’den başkası olamazdı. Derhal evine baskına gittiler. Fakat Moshe Nissim ya da nam-ı diğer Zaki Haviv ortalarda yoktu.

Şehirde tam bir av başladı. Polis, asker her yeri darmadağın ediyor Zaki Haviv’i arıyordu. Zaki sanki yer yarılmış içine girmişti. Her yere bakmışlardı. Tek bir yer hariç. Hapishane…

Zaki Haviv serbest bırakıldıktan iki gün sonra gece vakti kapının gümbür gümbür çalınmasıyla uyandı.

-Açın kapıyı, polis.

Zaki buraya kadarmış diye düşündü. Arka çıkış filan yoktu. Mecburi neredeyse kırılacak olan kapıyı açtı. Kapının önünde iki polis memuru vardı.

-Tutuklusunuz dedi polislerden biri.
-Suçum ne?
-Önemli değil. Araba kazası yalnızca. Lütfen çabuk giyinin ve bizimle gelin.

Zaki Haviv kulaklarına inanamıyordu. Bir iki hafta evvel yaptığı bir trafik kazası yüzünden gelen celpleri ciddiye almamıştı. Şimdi Irak adaleti onu mahkemeye çıkartıyordu. Bir saat süren mahkemeden sonra iki hafta hapis cezasına çarptırıldı.

İki hafta sonra salıverilmeden önce merkeze gidip parmak izi alınması ve fotoğrafının çekilmesi gerekiyordu. Zaki arpacı kumrusu gibi ne yapacağını düşünüyordu. Merkezde her şey anlaşılacak ve idama kadar gidecek olan süreç başlayacaktı. Kurtulmalıydı ama nasıl?

İki polisin arasında merkeze götürülürken doğru anı bekleyen Zaki birden polisleri itip pazar kalabalığının içine daldı. Deli gibi koşuyor izini kaybettirmeye çalışıyordu. Polisler arkasından koşmadılar bile. Zaten adam bir saat sonra serbest bırakılacaktı.

Polisler hadiseyi rapor edince yer yerinden oynadı. Gazeteler kıyameti koparıyor, muhalefet iktidara yüklendikçe yükleniyordu. Polis, avucunun içindeki Zaki Haviv’i  elinden kaçırmıştı. Gazeteler kendi kendilerine soruyorlar, kendi kendilerine cevap veriyorlardı.

-Zaki Haviv nerede?
-Zaki Haviv Tel Aviv’de…

Tel Aviv’deki Mossad karargâhı devamlı toplantı halindeydi. Zaki’yi Bağdat’tan çıkartmalıydılar. Ama nasıl? Sonunda çok cüretkâr bir planı devreye koydular.

O günlerde Irak’ta yaşayan yüz bine yakın Yahudi cemaati neredeyse her akşam havalanan uçaklarla Irak’ı terk ediyordu. O gece de (12 Haziran 1951) yine böyle bir büyük uçak Kıbrıs üzerinden İsrael’e gitmek üzere havalanacaktı.

O gece arkadaşının evinde saklanan Zaki Haviv en güzel kıyafetlerini giyip bir taksi çağırdı. Arkadaşları üstünü başını arak   (rakı)   ile ıslattılar. Sarhoş taklidi yapan ve leş gibi alkol kokan Zaki Haviv, zar zor bindiği taksinin arka koltuğunda güya sızdı. Taksi şoförü sarhoş zannettiği müşterisini Bağdat Havaalanı’na yakın bir arka sokakta arabadan inmesine yardım edip uzaklaştı. Zaki tek başına kalınca alanın tel örgülerine doğru koşmaya başladı. Tel örgülerin hangi noktada kesildiğini biliyordu. O noktayı kolaylıkla bulup alanın içine süzüldü. O sırada pistteki dev bir uçak göçmenleri yüklemeyi yeni bitirmiş ve hareket etmişti. Uçak birden bire garip bir manevra ile ışıklarını kuleye yönlendirdi. Hava kontrolörleri geçici bir süre kör oldular. Uçak bu arada pistte hızlanmaya başlamıştı. Birden yerden üç metre yüksekte uçağın arka kapısı açıldı ve bir halat dışarı uzatıldı. Karanlığın içinden çıkan Zaki uçağa doğru fırladı ve halatı yakaladı, aynı anda uçağın içine çekildi ve uçak tam gaz vererek havalandı. Ne yolcular, ne yerdeki görevliler,  aksiyon filmlerindekine benzer kaçışı fark etmemişlerdi. Uçak, şehrin üzerinden geçerken ışıklarını üç defa kapatıp açtı. Havaalanı civarında bir evin çatısında üç arkadaş sevinçten birbirilerine sarılarak hora tepmeye başladılar…  Arkadaşları Tel Aviv’e doğru yola çıkmıştı. Gerçek adı Ben-Porat olan İsraelli Mossad ajanı güvendeydi…

Birkaç saat sonra Tel Aviv’e varan Ben-Porat sevdiği kadınla evlendi. İlerleyen yıllarda politikaya atıldı. Meclis üyesi hatta bakan oldu. Alıntılar yaptığım bu kitabın yazıldığı yıllarda İsrael’deki Irak Yahudi cemaatinin saygın bir lideriydi.

Geride kalanlar Ben-Porat kadar şanslı değildiler. Yehhuda Tagar ve çok sayıda Yahudi tutuklandı. Dövüldü. Ağır işkencelerden geçtiler. Bağdatlı iki ünlü Yahudi Salamon Slach ve Joseph Batzri patlayıcı madde ve silah bulundurmak suçuyla yargılandılar ve idam edildiler.

Yehuda Taggar mahkemesine az bir süre kala gece yarısı hücresine dolan polisler tarafından uyandırıldı.

-Kalk çabuk, bu gece asılarak idam edileceksin.
-Beni yargılamadan idam edemezsiniz.
-Öyle mi, hakkında her şeyi biliyoruz. İsraelli bir casussun. Başka bir şey bilmemize gerek yok.

Sakallı bir haham hücreye girerek Taggar’a Tora okumaya başladı. Ardından Taggar’ın saatini yüzüklerini çıkarttılar.  Taggar’a son arzusu soruldu. Taggar cesedinin İsrael’e gönderilmesini istedi. Cellat tarafından kapağın üstüne çıkartıldı. Kafasına siyah bir kukuleta geçirmek istediler. Taggar kabul etmedi. Boynuna halatı geçirirlerken doğduğu Yeruşalayim’i, ailesini düşündü. Cellat kapağı açarak kolu kavradı. Subaya bakıyordu. Birden subaylar odadan çıktı. Cellat yavaş yavaş boynundan halatı çıkarttı. Ayaklarına bağlanan kum torbalarını çözdü. Taggar anlamıştı. Bütün hepsi onu konuşturmak için bir oyundu. Onu en azından bu gece öldürmeyeceklerdi.

Daha sonradan mahkeme tarafından yargılanan Taggar idama mahkûm edildi fakat cezası müebbet hapse çevrildi. Sadist gardiyanlar arasında uzun yıllar hapis yattı ama inancını kaybetmedi. İsrael onu oradan kurtaracaktı. Emindi. Ama bunun için tam dokuz yıl beklemesi gerekti.

1958 senesinde General Abdül Kerim Kassem, Irak’ta başbakanı ve kraliyet ailesini öldürerek iktidarı ele geçirdi. Ancak bundan iki sene sonra yardımcıları onu öldürmek için bir plan yaptılar. Esasında mükemmel bir plandı. Fakat tek kusurları Mossad’ı hesaba katmamışlardı.

Planı öğrenen Mossad derhal General Abdül Kerim yandaşlarıyla temasa geçti. Mossad komplocuları ve planı bildirecek karşılığında da Taggar’ı alacaktı. Taggar’ı Bağdat’a saraya götürdüler. Giydirdiler ve ilk uçakla Tel Aviv’e gönderdiler.

Arkadaşları hava alanında yıkılmış bir Taggar bekliyorlardı. Oysa uçaktan gülümseyen aslan gibi bir adam indi. “Akıl sağlığını umudunu yitirmemeyi nasıl başardın?” diye sorduklarında Taggar   beni kurtaracağınızdan emindim” diye cevap verdi.

İsrael devleti vatandaşının ölüsünü de dirisini de geride bırakmaz. Yurduna, topraklarına getirir.

Esen kalın dostlar.

Aaron Baruch  (Ankaralı)

Kaynakça : MOSSAD  -  Michael Bar-Zohar  -  Nissim Mishal

(*) Irak’lı Yahudiler Mossad’ın yardımlarıyla örgütleniyorlardı. Çünkü 1941 yılında korkunç bir pogrom yaşanmıştı. 179 Yahudi bıçaklarla satırlarla doğranarak öldürülmüş, 2118 Yahudi yaralanmıştı. Yüzlerce kıza, kadına tecavüz edilmişti. Onun için her zaman kendilerini savunmak için hazırlıklı olmak zorundaydılar. 1941 yılında yaşanan bu pogroma AL FARHUD dendi.


1 yorum:

  1. Şahane bir hikaye, Amerikan filmlerine malzeme olmalı. Helal olsun bu kahramanlara

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.