2 Aralık 2017 Cumartesi

IRAK YAHUDİLERİ - AL FARHUD



İlk tapınağın ve Yaruşalayim’in yıkılmasından sonra Babil asırlarca Yahudiliğin merkezi haline gelmişti. MÖ.586 yılında gerçekleşen Babil sürgünü belgelenmiştir. Babil’de iki Yahudi akademisi kurulmuştu. Çift liderli Babil Akademileri uzun yıllar boyunca uyum içerisinde var olması Babil Yahudiliğini şekillendirmiştir. Babil Talmudu bu dönemde yazıldı. Düzenlenmesi 250 sene boyunca devam etti.
Irak Yahudileri bu uzun zaman içerisinde iyi günleri olduğu gibi zaman zaman da zor günler yaşadılar. Osmanlı 1638 de Irak’ı Persler'in elinden aldı. O günü Yahudiler  “yom nes” yani “mucize günü” adıyla bayram olarak kutlandılar. Bazı kaynaklar Irak’ın fethi sırasında Osmanlı Ordusunun % 10unu Yahudilerin oluştuğunu yazar. 1900lü yıllarda Bağdat’ın nüfusu 200.000 kişi idi ve bunun 50.000i Yahudi’ydi.
Birinci dünya savaşının ardından orta doğu İngiliz Mandasının yönetimine girmişti. O yıllarda Irakta Yahudi karşıtlığı yoktu. Yahudiler kendilerini Yahudi dinine bağlı Iraklılar olarak görüyorlardı. Hatta bu yüzden Avrupa’da esen Siyon rüzgârları o topraklarda hiç rağbet görmemekteydi. Filistin’deki Arap Yahudi kavgası, ya da bağımsız Yahudi devleti kurma çabaları Iraklı Yahudileri pek ilgilendirmiyordu.
1932 de Irak’ın bağımsızlığa kavuşmasında Yahudiler önemli roller üstlenmişlerdi. Hukuk ve posta sistemini kurdular. Finans ve ticaretin temellerini attılar. Bağdat Ticaret Borsas'na kayıtlı 19 şirketten 10u Yahudiler'e aitti. Irak’ın ilk maliye bakanı Yahudi Sassoon Eskell idi. O yıllarda çoğu Bağdat’ta olmak üzere Irak’ta 120 binden fazla Yahudi yaşamaktaydı ve mutlu bir hayat sürüyorlardı. Bağdat’ta 28 Yahudi eğitim Enstitüsü vardı. Bunların 16sı cemaate bağlıyken geriye kalanları özel kuruluşlardı. Bu okullara giden öğrencilerin sayısı 12.000 civarındaydı. Diğer öğrenciler ise yabancı veya devlet okullarında eğitim görüyorlardı. Yaklaşık 400 öğrenci tıp, hukuk, ekonomi eczacılık veya mühendislik okuyordu. Yahudilerin körlere hizmet veren bir okulu vardı ve bu okul Bağdat’ta türünün tek örneğiydi. Yahudilerin Bağdat’ta iki hastanesi vardı, fakirler bedava tedavi ediliyordu. Başka hayır kurumları da vardı. 1950deki 60 sinagogdan ancak 7 tanesi 1970i gördü. Bu gün belki onlarda tarih olmuşlardır. Ya hükümet tarafından komik paralarla satın alındılar ya da el konuldular.
Yahudiler için zor günler Nazilerin Almanya’da iktidarı ele geçirmesi ile başladı. Bütün dünyada Nasyonal Sosyalizm yükseliyordu. Buna paralel olarak Irakta da Yahudi düşmanlığı hızla artıyordu.
Bu arada İkinci Dünya savaşı başlamış,  İngilizler ile Almanlar Irak’ta, petrol yüzünden kıyasıya savaşıyorlardı.
KALLEŞ İNGİLİZLER
1941 yılına gelindiğinde savaş İngilizler için iyi gitmiyordu. Tam bu dönemde İngilizler beklenmedik bir çıkış yaptılar. Filistin’de kendilerine karşı mücadele eden Yahudi  İrgun gurubuna yanaştılar. Hapiste tuttukları sabotaj konularında uzman İrgun lideri Raziel’den, Irak petrol altyapısını yok etmesini istediler. Almanların Petrolden yararlanmaması gerekiyordu.  Raziel bir şart karşılığında teklifi kabul etti. Bu operasyon karşılığında İngilizler,  Irak’ta bulunan Nazi’den fazla Nazi yanlısı, azılı Yahudi düşmanı Müftü Emin El -Hüseyni’yi Filistin’de Yahudilere teslim edeceklerdi. Anlaşma olmuştu.
17 Mayıs 1941de Raziel üç arkadaşıyla Irak’a indirildi. Ancak yolda İngilizlerin planı değişmişti. Almanlar kara savaşını kaybetmeye başlamışlardı. Geri çekiliyorlardı. İngilizler fikir değiştirdiler. Petrol ve alt yapısı sağlam kalmalıydı, çünkü İngilizlerin buna ihtiyacı vardı. Raziel üç arkadaşı ile birlikte İngilizler ’in verdiği araçla Bağdat yolunda ilerlerken nereden geldiği belli olmayan bir uçak arabayı vurdu. Raziel ve arkadaşları kurtulamadı.
SAVAŞI İNGİLİZLER KAZANIYOR
30 Mayıs 1941de İngilizler Bağdat kapılarına gelmişler, Almanlar Irak’ta savaşı kaybetmişlerdi. Ertesi gün savaş sırasında Irak’tan kaçan eki Irak kralı,  Bağdat’a doğru yola çıktı. Yahudiler sevinç içindeydiler. Almanlar gitmişti ve kral geri geliyordu. Her şey yoluna giriyordu.
Ne yazık ki durum gerçekte hiç de öyle değildi. Müftü Emin El-Hüseyni bir haftadan beri Iraklıları kışkırtıyor, her kötülüğün arkasında Yahudilerin olduğunu etrafa yayıyor ve katledilmeleri gerektiğini söylüyordu. Iraklılar içerindeki kıskançlığı harekete geçiren bu adama inanıyor ve katliama hazırlanıyorlardı.
AL FARHUD
1941 yılının Şavuot bayramı 1 Haziran gününe denk geliyordu. Kralı karşılamaya giden Yahudi heyeti geri dönerken Al Kuhr köprüsüne geldiklerinde çeteler arabaları durdurdular. Yahudileri araçlardan indirdiler ve dövmeye başladılar. Peşinden çoğunu vahşice linç ederek öldürüldüler. Saldırılar kısa sürede tüm Bağdat’a yayıldı. Gözü dönmüş saldırganlar ele geçirdikleri Yahudileri Sokak ortasında öldürüyorlardı. Bütün şehir “muat al Yahud – Yahudilere ölüm” çığlıklarıyla inliyordu. Yahudiler ’in evleri sembolik “hamsa” figürü ile işaretlendi. Peşinden saldırganlar evlere girmeye başladılar. Kızlara ve kadınlara tecavüz ve yağma başladı. Ellerinde kılıç, hançer, satır ve balta ile saldırıyorlardı. Ailelerini korumak isteyenler vahşice öldürülüyorlardı. Ufak çocuklar ailelerinin gözleri önlerinde katledildi. Yahudileri işkence ile öldürüyorlar, sonra da cesetleri parçalıyorlardı. Bazı Müslüman Iraklı Araplar Yahudi komşularını korumak için hayatlarını bile tehlikeye atıyorlardı. İçlerinden ölenler oldu.
Evlerden sonra, Şavuot bayramı dolayısıyla kapalı olan Yahudilerin iş yerleri yağma edilmeye başlandı. Sinagoglara girildi. Toralar parçalandı ve yakıldı. Cinayetler, ateşe vermeler bütün gün ve gece devam etti. Olaylar başka kentlere de yayıldı.
Tarihçi Tony Rocca, Anılar – Off Eden kitabında İngiltere’nin Bağdat Büyükelçisi Sir Kinahan Cornwallis’in kendi nedenleri ile Sir Winston Chuchill’den gelen “kenti ele geçirme ve güvenliği sağlama” emirleri bekleterek o gece mum ışığında yemek yiyip daha sonra da “briç” oynadığını yazmıştır.
Ertesi gün katliam aynen devam ediyordu. Nihayet öğleden sonra İngilizler kente girdi ve saldırganlara ateş açmaya başladılar. Bazı Yahudiler İngilizlere sıktıkları her mermi için para ödemeye başladı. Saat 17.00 de sokağa çıkma yasağı konuldu. Saat 19.00a doğru olayların önü alınmıştı. Iraklı Yahudiler için geri dönüşü olmaya bir süreç başlamıştı.
Bu olay aynen Almanya’daki Crystal Night gibiydi ve tarihe Al Farhud adıyla geçti. Resmi kayıtlara göre 180 ya da 200 Yahudi öldürülmüş 2000 den fazlası yaralanmıştı. Yüzlerce kıza ya da kadına tecavüz edilmişti. Iraklı Yahudilere göre ölü sayısı 1000den fazlaydı. Yahudilere ait binlerce bina,  yakılmış ve tahrip edilmişti. Bu olaydan sonra Yahudiler bir daha asla rahat yüzü görmediler. Her fırsatta saldırıya uğradılar, aşağılandılar ya da boykot edildiler. 125 bin kişilik Irak Yahudi cemaati için Irak’ta hayat bitmişti. Kurtulmalıydılar ama nasıl?
IRAKLI YAHUDİLERİN ZOR GÜNLERİ
1948 yılında Irak çıkardığı kanunlarla Yahudilerin hayatı zorlaştırılırken diğer Arap ülkeleri gibi İsrael’in güçlenmesini önlemek için Yahudi göçünü yasakladı. Eylül ayında ger türlü Siyonist faaliyet yasaklandı. Ülkenin Yahudi ileri gelen zenginleri tutuklandı ve varlıklarına el kondu. Bunların arasında Şefik Ades’de vardı ve ilginç olarak kendisi Siyonizim karşıtlığı ile tanınıyordu. Ades tutuklandıktan kısa bir süre sonra idam edildi. Yahudiler şoktaydılar.
1948 yılında Yahudilerin bankacılık ve döviz işlemleri yapmaları ve finans sektöründe çalışmaları yasaklandı. Posta işleri demiryollarında ve kamuda çalışmaları engellendi. Yahudi okullarında tora dersi ve İbranice yasaklandı. Yahudi iş yerlerine boykotlar başladı. 1930larda Almanya’da ne oluyorsa Irakta da aynısı olmaya başlanmıştı. Ancak bir fark vardı. Artık İsrael kurulmuştu.
KAÇIYORLAR
1949 yılında Iraklı Yahudiler İsrael’in gönderdiği ajanların yardımıyla örgütlenmeye başladılar. Hillel bu örgütlenmeyi organize ediyordu. (Daha sonraları İsrael’de çok önemli bir siyasetçi olacak ve Irakta yaşadıklarını kitaplaştıracaktı.) 1000 kadar Yahudiyi İsrael’e kaçırmayı başardılar. Irak hükümeti Yahudilerin mal varlıklarının kaçırılmasını önlemek için 1 yıllık geçici bir kanun çıkarttı. Irak vatandaşlığından çıkma ve mal varlığını bırakma karşılığında göç etmelerine izin verildi.
Ancak Irak’lı Yahudiler hala kararsızdılar. Gitsinler mi, kalsınlar mı? 1950 Nisanında Pesah bayramının son gününde Masuda Şemtov sinagoguna bir bomba konuldu. 3 ya da 5 kişi öldü. Daha sonra cemaate ait yerlere başka bombalar da konuldu. Bu olay tarihe Bağdat Bombalamaları diye geçti. Bombalar, göçü kuvvetlendirmek için korku yaratmak amacıyla Siyonistler tarafından mı konuldu,  yoksa Yahudi karşıtı Iraklı Araplar mı koydu, bu gün hala tam olarak aydınlatılmış değildir.
Sonuçta göç yasası çıkınca kayıtlar başladı. Iraklı yetkililer ilk etapta 8000 bin kişinin kayıt edileceğini düşünüyorlardı. Ancak 50.000 kişi kayıt oldu. Bağdat bombalamalarının peşinden kayıt olanların sayısı 80.000 e çıktı. Bu arada Siyonistler “eyy Siyon, Babil’in kızından kaç, İsrael sizi çağırıyor, Babil’den çıkın” yazılı bildiriler dağıtıyorlardı. 
İsrael de şoktaydı. Yüz binden fazla Yahudi’nin bir anda ülkeye gelmesi söz konusuydu. Üstelik İsrael Kuzay Afraka’da sıkışmış Yahudiler ile Avrupa’da soykırımdan kurtulan soydaşlarını vatana getirmek için elinden geleni yapmaktaydı. Daha kurulalı bir iki yıl olmuştu. Kaynaklar çok kısıtlıydı.  Fakat şoku kısa zamanda üzerlerinden attılar. Ma baa, baruh aba (kim geliyorsa hoş geldi.)
Ve operasyon başlatıldı. Hava köprüsü kuruldu.
EZRA VE NEHEMİAH OPERASYONU.
1950 ile 1951 yılları arasında 121.623 Yahudi Irak’ı terk etti. Kurulan hava köprüsü ile önceleri Kıbrıs üzerinden, daha sonra doğrudan LOD hava alanına getirildiler. Arkalarında 2500 yıllık bir tarih ve muazzam bir servet bıraktılar. 15.000 Yahudi Irak’ta kalmayı seçti. 1952 de yeniden göç yasaklandı. Yahudilerin üzerindeki baskı her geçen gün artarak devam etti. 1970 de uluslararası baskıya dayanamayan Irak yeniden göçe izin verdi. Bu gün Irak’ta 10 kişiden az sayıda Yahudi yaşamaktadır.
İsrael, dünya Yahudilerinin anasıdır ve bu topraklarda her Yahudi’ye yer vardır.
Bu hafta da bu kadar sevgili dostlarım. Esen kalın.
Aaron Baruch  (Ankaralı)
Kaynakça : Değerli Facebook arkadaşım Sarp Obay’ın FARHAD yazısı. (Teşekkürlerimle)
Değerli gruptaşım M.Gormezin temin ettiği Philippe Boukara’nın yazısı. (Teşekkürlerimle)
Vikipedia
Şalom gazetesi Arşivleri Dellevi – Almaleh yazısı

1 yorum:

  1. Dunyanın Geçmiş tarihi en acı yaşamı! Umarım bundan sonraki tarimiz geçmişteki yaşananları yaradanimiz iyiye sevk eder, inaniyorumki hak eden hakkını bulur, hak etmeyipte zorbalik ve can alan bu dünyada yeri olmasın.
    Sayın Aaron Baruh,
    saygılar.

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.