31 Aralık 2018 Pazartesi

YENİ YIL SANA MUTLULUKLAR GETİRSİN…












Yeni yıl mesajı canım kızım Aylin Kashani’den, sevgiyle kalın...

Tüketmek lazım bazen.  Taa en sonuna kadar. Durmak isteyeceğimiz güne kadar. Tüketmek gerçeği getirecek, yolunu bulmana yardımcı olacak. Ölçüt acı.

Eğer tüketirken acıyorsa canın dikkatli ol.  Yanlış yerdesin. Bekle, farkına var ve yavaş yavaş çekil oradan. Zamanla olsun her adımın. Bekle ve gör neredesin? İçine sor nasılım bugün, mutlu muyum?

Devam o zaman... Aynen kal olduğun yerde ta ki o duygu birgün bitene kadar.

Mutsuz musun? Sor kendine niye, acaba istemediğin bir şeyi mi yaşıyorsun? Yoksa kalbin mi kırıldı, biri seni hor gördü diye mi?

Değerini orada bilmek gerekiyor. Ben buna layık mıyım? Bu mu benim istediğim? Yok değil! O zaman farkına var ve evrene söyle.  

“Fark ettim evren, yeni adıma hazırım, bana yardımcı ol. Ben değişmek istiyorum, bu yol benim yolum değil... Göster bana... Al beni buradan ve doğru yoluma konumlandır...

Doğru yol dediğin, esasında, hayattaki amacının gerçekleşmesi için gereken yoldur.  Ve tabii ki ancak adım adım yaklaşılabilir oraya... Korku bile hissetsek bazen karnımızdaki o küçük ses bir “korkma” dokunuşu yapıyor...

Zaten sen istesene o, senin doğru yolunu değiştirmene izin vermiyor. Çünkü doğru yoldasın ama anlamak biraz zaman alacak. Onu anlaman da çok uzun sürmüyor,  çünkü evren sindirmeni istiyor. Sakin olup esasında o farkındalığa varmanı istiyor. O noktaya vardın mı vahiy de geliyor bir anda... Artık açtın gökleri mesajlar yağıyor her adımında. Sen bağlantıda kalmak için çabalıyorsun o anda. Çabalama, zorlama… Çabaladığın için yok olur bir anda o mesaj... Çünkü kendiliğinden gelmeli. Hayat sana akıtmalı... Senin çekiştirmene gerek yok...

Var bir sebebi o yaşadıklarının, var bir sebebi o duygularının... Hem de mükemmel bir sebebi var... Ondandır ki hiç bir şey gözüktüğü gibi değildir...  

O içindeki sese kulak ver ama boynunu sıkma, bırak kendi söylesin. Bağlantıdaysan zaten korkacak bir şey yok...  Bağlantıda değilsen o zaman da korkacak bir şey yok.  Çünkü her şey olduğu şekliyle mükemmel... Sen mükemmelsin... Hayat amacını bilerek geldin ve bunu da yaşıyorsun... Duygusunu sana bıraktım. Sen seç bunu nasıl yasamak istediğini...
Ama söz sana, her zaman yolunda olacaksın…

Yeni yıl sana sağlık, mutluluk, neşe, getirsin.  

Esen kal…

Aylin Kashani

28 Aralık 2018 Cuma

GÖÇ EDENİN ESKİSİ VE YENİSİ…











İsrael’e göç etmek çıkmaktır, yükselmektir. Yeni göç edenlere “ole hadaş” denir. Yani yeni çıkan, yeni yükselen manasına… İsrael’e göç edenlerin manevi anlamda yükseldiğine inanılır.

İsrael kurulmadan evvel gelenler tam bir savaşın ortasına düşüyordu. O tarihlerde İngiliz Mandası, Beyaz Kitap(1)  dolayısıyla o zamanki adıyla Filistin topraklarına Yahudi göçünü kısıtlamış, gemilerle gelen göçmenleri yakaladıklarında Kıbrıs’ta kurdukları kamplara koyuyorlardı. Yakalanmadan Filistin kıyılarına ulaşabilenler, sandallarla, ya da doğrudan denize atlayarak kıyıya ulaşıyor ve kendilerine yardım eden Yahudi gönüllüler tarafından içerilere kaçırılıyorlardı.

O yıllardaki Türk balıkçılarına ve denizcilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Türkiye’nin özellikle güneyinden balıkçı motorları, ya da küçük teknelerle pek çok Türk Yahudi’si bu topraklara ulaştı. Mazot fıçısında, balıkların konulduğu varillerde saklanarak İngiliz gümrükçülerden kurtulan Yahudiler biliyorum. Türk denizcileri, İngilizlere yakalanırlarsa tutuklanmaları söz konusuydu, buna rağmen  Yahudileri İngilizlere teslim etmediler. Araplar Türk balıkçılarına ve denizcilerine “Onları getirdiğinizde kandırıp burası Yahudilerin bölgesi diye bize teslim edin, aldığınızdan çok daha fazla parayı biz size verelim”  diyerek sürekli tekliflerde bulunuyorlardı. Hiçbir Türk denizcisi ya da balıkçısı Yahudileri Araplara satmadı. Bu gerçek kahramanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Allah sizden razı olsun.

Geldiklerinde göçmenlerin kimileri kibutzlara ya da moşavlara kapağı atıyor, hayatlarında hiç toprakla uğraşmadıkları halde çiftçilik yapıyor, ya da büyük yerleşim merkezlerinde amelelikten boyacılığa kadar her işte çalışarak hayatta kalmak mücadelesi veriyorlardı. Evde bulemas, borekas yapıp satanlar, terzilik ya da temizlik işleri yapanlar, fabrikalarda zor koşullarda çalışanlar, bu ülkeyi kurdular.

Gelenlere yetecek kadar ev yoktu. Kimileri ilk zamanlarda çadırlarda kaldılar. 1948 kuruluş savaşından sonra 1956'da Sina savaşını, 1967'de 6 günlük savaşı, peşinden Yom Kipur savaşını, Lübnan savaşlarını gördüler. 2 kez intifada çılgınlığını yaşadılar. Ölenler, yaralanalar, sakat kalanlar, yakınlarını kaybedenler… Çok zor ve acı günler.O günlerde İsrael’e göç ederek bu ülkenin ayakta kalmasına yardımcı olan herkese minnet borçluyuz.

İsrael kurulduğunda nüfusu 600-700 bin kadardı. İsrael devletinin kurulmasıyla çok kötü olan şartlar değişmeye başladı. Artık devlet, gelenlere sırayla ev veriyordu. Küçük de olsa muhacirler başlarını sokacak bir yuva buluyorlardı. Bir bakkal dükkânı, ya da nalbur mağazası açabilen birisi, ailesini geçindirebiliyordu. Marangozluk, elektrikçilik gibi meslek sahipleri çabucak bu bebek ülkeye uyum gösteriyor ve evine ekmek getirebiliyordu.  

Sonraları dünya değişti. Türkiye de değişti. 1960’dan sonra Yahudiler Türkiye’de ticaret yaparak varlık sahibi olmaya başladılar. Artık İsrael’e göç azalmaya başlamıştı. Okumak için öğrenciler geliyordu. Az sayıda, kızlarına dota (başlık) parası veremeyen, ekonomik zorluk içinde olan aileler göç ettiler. Milliyetçi hislerle gelenler de yok değildi. Çoğu İsrael’de kendilerine bir hayat kurdu, bazıları da beceremedi geri döndü. 

Türkiye’de AKP iktidarından sonra özellikle son on senede göç dalgası yeniden hızlandı. 2017’da tavan yaparak 400 civarında Türk Yahudisi yeni bir hayat kurmak üzere İsrael’e geldi. Bu sayı 2018 de yarı yarıya azalarak 200 kişi seviyesine düştü. 
  
Son yıllarda gelenlerin geliş sebebi büyük çapta çocuklarına eğitim verememeleri. Türkiye’de iyi eğitim özel okullarda ve çok pahalı. Bu parayı ailelerin çoğu ödeyemiyor. Ekonomi bozuldu. Yahudiler mevcut paralarını kaybettiler, artık eskisi gibi kazanamıyorlar. Kimse kazanamıyor. Üstelik karışık evlilikler neredeyse yarı yarıya. Türkiye Araplaşıyor, üstelik bir İslam ülkesi olma yolunda. Yahudi düşmanlığında Türkiye dünya rekortmeni. Çocuklarının istikbalini düşünen gençler çareyi göç etmekte buluyorlar.

Ancak bu günün İsrael’inde hayat yine çok kolay değil. Zorlukların en başında çok pahalı olan hayat geliyor. Bir evi geçindirmek, karı koca çalışsalar dahi çok güç. Ev almak ise hayal. Türkiye’de evi olanlar oradaki evlerini satsalar dahi burada o para ile bir yer almaları çok zor. Üstelik gelenlerin hepsi Ramat Aviv, hepsi Raanana istiyor.

Yeni oleler Türkiye’deki alışkanlıklarını İsrael’de de sürdürmek istiyorlar. Oysa buna olanak yok. İsrael zor bir ülkedir. Bu ülkede mutlu olmanın yolu İsrael’i sevmektir. Göçmen bürolarının bazılarında duvarda bir resim vardır. Bir çöl resmi ve dikenli çalılar. Altında şu yazar:

WE DON’T PROMISE YOU A ROSE GARDEN…(Size gül bahçesi vaat etmiyoruz...)

Hastanede sıra bekledin diye, evde hizmetçi yok diye, sabah saat 6’da kalkıyorsun diye, çalıştığın iş yerinde hamallık yapıyorsun diye şikâyet etme.

Sıcaktan, her yere giren kumdan, Türkiye’deki yemekleri bulamamaktan, manikür pedikür yaptıramamaktan, ütüsüz kıyafet giymekten, aradığında sana bir türlü gelmeyen ustadan şikâyet etme.  

Kusurlarıyla, kabahatleriyle, zorluklarıyla seveceksin bu ülkeyi. Yoksa mutlu olamazsın.

Bu ülke şımarıklara göre değil.

Şunu da belirtmeliyim ki her aliya (göç)  kıymetlidir. Hem de çok kıymetlidir. Bunu siyahı, beyazı, zengini, fakiri, okumuşu, cahili, yenisi, eskisi fark etmez. Her aliya çok ama çok kıymetlidir ve aynı değerdedir. 

Uzun yıllar evvel bu memlekete göç etmiş eski oleler, yeni olelere askerlik tabiriyle kıdem koşamazlar. Her fırsatta ben otuz sene evvel geldim, kırk sene evvel geldim diye üstünlük taslayamazlar. Bu yanlıştır, hatta ayıptır. İsrael kimsenin malı değil. Her Yahudi’nin bu memlekette yeri var ve hepsi eşittir. Eğer ben eskiden geldim diye kendini üstün sayan biri varsa bu hayatı boşuna yaşamış burada, hiçbir şey öğrenememiş demektir, yükselememiş demektir.

Bu memlekete yıllarca evvel gelmiş, artık İsraelli olmuş eski göçmenler yenilere yardımcı olmalı, yol yordam göstermeli, bu ülkeyi öğretmeliler. Eski olelerden yenilerin beklediği bu abiliktir, ablalıktır, yardımseverliktir ve yurttaşlıktır. Ve bu büyük bir oranda da yaşanmaktadır.

Elini yardım etmek için uzatan herkese en derin saygılarımla…

Aaron Baruch  (Ankaralı)   

(1)  Beyaz Kitap  :  http://ankarali7.blogspot.com/2015/06/beyaz-kitap.html

30 Kasım 2018 Cuma

KAREL VALANSİ'YE CEVABIMDIR...













21 Kasım 2018 tarihli Şalom Gazetesi’nde yayınlanan Karel Valansi’nin ATEŞKES NEDEN ÖNEMLİ başlıklı yazısına cevabımdır.

Değerli yazarın köşe yazısındaki ikinci paragrafı aynen kopyalıyorum.

Olayların fitilini ateşleyen gizli operasyonun hangi amaçla veya ne kadar süredir yapılmakta olduğunu bilmemize şu an için imkân yok. Ancak Gazze’nin içinde yürütülen bu istihbarat çalışmalarının artık daha zor yapılabileceğini söylemek mümkün. Ama asıl soru, tam da Mısır aracılığıyla Hamas ile ateşkes görüşmelerinde ilerleme kaydedilmişken, Hamas yedi aydır süren gösterilerde sınıra yaklaşılmasını engellemişken, Katar daha yeni Gazze’deki memur maaşlarının ödenmesi için İsrail’in izni ile Hamas’a 15 milyon dolar yardımı teslim etmişken bu operasyon ertelenemez miydi? Görüşülmekte olan ateşkesin amacı tam da geçtiğimiz hafta yaşanan çatışmaları engellemek değil miydi?

Değerli Karel’in yazısından “yahu, tam işleri düzeltmişken ne diye bu işi yaptınız, yani şimdi zamanı mıydı?” diye bir anlam çıkarıyorum. Haksız mıyım?

Operasyonun hangi amaçla yapıldığını bilmiyoruz. İsrael’de de bilen insanların sayısı iki elin parmaklarından fazla değildir. Şimdi ben de sana sorayım değerli Karel:

-Ne için yapıldığını bilmediğin bu operasyonun ertelenip ertelenmemesi hakkında fikir yürütmen saçma değil mi?

Belki çok gerekliydi.

Belki şimdi yapılmazsa hiçbir önemi kalmayacaktı.

İsrael’in düşünen beyinleri 7 adet elit askerini Gazze cehenneminin içine operasyon yapmak için gönderirken senin düşündüklerini düşünemediklerini mi varsayıyorsun? İşlerin ters gidebileceği, askerlerimizi kaybetme riski olduğu düşünülmedi mi sence? Her bir İsraellinin hele hele bir İsrael askerinin bu devlet, ve hatta bu millet için ne kadar değerli olduğunu bilmiyor musun?

İsrael’in siyasileri, askerleri, istihbaratçıları her türlü olasılığı hesap etmemişler midir? Böyle mi düşünüyorsun?

Bak değerli Karel, Gazze halkını zorla ve cebren yöneten Hamas’ın politikası “savaş şahane, operasyon bahanedir.”

Bu adamlara daha yeni yeni jeneratörleri için yakıt verdik. Kerem Şalom kapısından her gün 700 kamyon malzeme İsrael’den Gazze’ye geçiyor. Yaranabiliyor muyuz? Yok, olaylar yine devam.

Sen de yazdın, uğursuz Katar’ın 15 milyon dolarını kendi elimizle Hamas’a teslim ettik. Güya memur maaşları içinmiş. Sen onu benim külahıma anlat. Herifler birkaç saat içinde Ashkelon’a, Ashdod’a fırlattıkları 400’den fazla roketi üretecek parayı nereden buluyorlar? Parayı verdik de bir şey mi değişti? Yok, olaylar yine devam.

Yahu, İsrael barış için elindeki Gazze’yi olduğu gibi bu heriflere verdi be… Ne oldu, barış geldi mi? Yok yine savaş, yine savaş…

Yazında anlamadığım bir husus da  Hamas yedi aydır süren gösterilerde sınıra yaklaşılmasını engellemişken…” demen.

Değerli Karel, sen de biliyorsun, ben de biliyorum, bütün herkes de biliyor. Bu gösterileri Hamas yaptırıyor. Hamas düzenliyor. İnsanları oraya zorla getiriyorlar. Gelenlere, yaralananlara, ölenlerin ailelerine para veriyorlar. İşsizliğin, parasızlığın had safhada olan Gazze’de, zavallı insanlar mecburi İsrael sınırına gösteriye gidiyorlar. Yoksa daha altı bağlanan bebelerin orada ne işi var? Hamas’ın amacı dünyanın ilgisini Gazze’ye çekip para toplamak. Yani Hamas gösterileri engellemek üzereydi de bu operasyon yüzünden mi işler bozuldu? Bırak Allah aşkına…

Düsturu, (haz ve şalom, haz ve halila) İsrael’i yok etmek olan Hamas ile barış olmaz, Hamas’ın tabiatına aykırı… Dedim ya “savaş şahane, operasyon bahane…”

İsrael, İsrael’de yaşamayanlar tarafından anlaşılması zor bir ülkedir. Bunu bütün iyi niyetli yazarların unutmaması dileğiyle…


Aaron Baruch   (Ankaralı)


Karel Valansi’nin yazısının tamamı.

Anadolu ajansı – İsrael – Gazze sınır kapısı (Keren Şalom) yazısı

24 Kasım 2018 Cumartesi

YOSSELE NEREDE?












Değerli dostlarım,

Bu gün size Mossad’ın çok az bilinen bir operasyonunu anlatmaya çalışacağım. Bu öyle bir konu ki neredeyse İsrael’i ikiye bölecekti. Mossad bu operasyonda düşmanla, ya da başka haber alma örgütleriyle değil, doğrudan İsrael vatandaşları ile mücadele edecek ve ülkeyi belki de parçalanmaktan kurtaracaktı.

Olayın başkahramanlarından biri olan yaşlı Nahman (Shtarkes) sakallı, sıska, gözlüklü, acayip inatçı, sert bir adamdı ve fanatik bir Hassid’di. Ne KGB, ne de Sibirya’daki Sovyet toplama kampları, bir gözünü ve buz ısırığından üç ayak parmağını kaybetmesine rağmen onun direncini kıramamıştı. İhtiyarın bir oğlu, eşkıyalar tarafından öldürülünce, geriye kalan iki oğlu, Shalom, Ovadia ve kızı İda ile teselli bulmaya çalışıyordu. İda bir terzi olan Alter ile evliydi.

İda ve kocası Alter, maddi imkânsızlıklar yüzünden bir müddet Nahman’ın evinde yaşadılar. 1953 yılında kızları Zina’dan sonra ikinci bir çocukları oldu. Bu mavi gözlü, sarı saçlı, beyaz tenli süper güzel bir bebekti. Adını YOSSELE koydular.

Dört yıl sonra önce ihtiyar Nahman ile oğlu Shalom, birkaç ay sonrada İda ve kocası Alter İsrael’e Aliya (Göç) yaptılar. Nahman, Yeruşalayim’in ultra- Ortodoks kesimi olan Mea Shearim’deki Breslau Hassidim tarikatına bağlıydı. Burası uzun siyah paltolu ya da ipek kaftanlı, siyah kürk şapkalı, favorileri uzun ve lüleli erklerle, başları perukla ya da başörtüsüyle kapatılmış kadınların yaşadığı bambaşka bir dünya idi.  Yeşiva’ların, (Yahudi din okulu) sinagogların, ünlü hahamların hüküm sürdüğü bir dünya…

İda ve terzi kocası Alter bir müddet sonra bir ev satın alarak Nahman’ların evinden ayrıldılar, fakat borç altında ezilmekteydiler. Kızları Zina’yı bir din kuruluşuna, oğulları Yossele’i de Nahman’lara emanet ettiler. Buna rağmen İda ile Alter’in iki yakası bir araya gelemiyordu. Nahman, tesadüfen genç çiftin Rusya’daki eski arkadaşlarına yazdıkları mektuplardan bazıları okumuş ve kızı ile damadının Rusya’ya geri dönmek niyetinde olduğu anlamını çıkartmıştı. Nahman son derece sinirlenmiş ve Yossele’i annesi ile babasına geri vermemeyi kafasına koymuştu.

Ne var ki İda ve terzi kocası Alter 1959 yılında sorunlarını çözdüler ve oğullarını büyükbabadan geri almaya karar verdiler. Aralık ayında İda oğlunu almak için babasının evine gitti. Fakat Nahman ve Yossele evde değildi. Annesi İda’ya “sen şimdi git, ağabeyin Shalom Yossel’i sana yarın getirir” dedi.  Ertesi gün Shalom İda’nın evine yalnız geldi ve babası Nahman’ın çocuğu geri vermeyeceğini söyledi.

Bunun üzerine İda kocası ile Yeruşalayim’e babasının evine koşar. Yossele evdedir. Oğullarını alıp geri dönmek isterler. Gece geç vakit olmuştur. Çocuk uyuya kalmıştır. İda’nın annesi, “evinize gidin, onu yarın size kendi ellerimle getireceğim” der. Anne ve baba razı olurlar, çocuklarını öperler ve giderler. Ancak bir daha çocukları Yossel’i öpebilmeleri için yıllar geçecektir.

Ertesi gün çocukları gelmez. Tekrar, tekrar Nahman’ın evine giderler. Çocuk artık evde değildir. Nahman, çocuğun yerini söylemeyeceğini ve onu geri vermeyeceğini söyler. İda ve kocası sonunda polise gider. Artık hukuki süreç başlar.

Mahkemeler, tutuklamalar başlar. Nahman ne mahkemeye boyun eğer ne de polise. Hapse atılır. Nuh der peygamber demez. Aylarca hapis yatar. Salıverilir sonra bir üst mahkeme tarafından yeniden tutuklanır. Ancak inatçı ihtiyar çözülmez. Bu arada polis her yerden eli boş dönmektedir. Sonunda polis mahkemeden aramalara son verilmesi için izin ister. Mahkeme kabul etmez. Polis tam bir çıkmaza girmiş, adalet tıkanmış, olay ülke boyutlarında kargaşaya dönmüştür. Devlet çocuğu bulamamaktadır.

1960 Mayısında konu Knesset’e geldi. Dinci milletvekilleri bu çocuğun kaçırılmasının İsrael’de bir din savaşı başlatabileceğini ön görmekteydi. Basın da olayı devamlı kurcalıyordu,  polis de alay konusu haline gelmişti. Yoldan geçen yeşiva öğrencileri laik gençler tarafından dövülmeye başlanmıştı. Bu gençler Ortodoks Yahudileri her yerde sıkıştırmakta ve “Yossele nerede” diye bağırmaktaydılar. Ülke laik kesim ile dinciler arasında bölünmek üzereydi. İsrael tam da bu durumdayken başka çaresi kalmayan başbakan Bengurion,  ramsad  (Mossad başkanlarına ramsad denir) Isser’i aradı.

Bengurion ve Isser buluştuklarında bir müddet havadan ve sudan konuştular. Sonra Bengurion birden konuyu açtı:
-Çocuğu bulabilir misin Isser, söyle bana?
-Benden istediğin buysa, dedi Isser, bulmaya çalışırım.

Isser ofisine dönünce yeni bir dosya açtı ve adını “kaplan yavrusu operasyonu” koydu. Hayatının en karmaşık harekâtlarının birini başlattığından haberi yoktu.

Isser ve arkadaşları yaklaşık kırk kişiden oluşan bir görev timi kurdular. Timde en iyi Şabak dedektiflerinden, gönüllülerden, din ajanlarından insanlar vardı. Ajanlar beceriksizce ultra Ortodoksların kalelerine girmeye çalıştılar, her seferinde tam bir başarısızlıkla geri döndüler. Sonradan ajanlardan biri, girmeye çalıştıkları dünyayı, “sanki Marstaki yeşil adamların içinde göze batmamaya çalışıyordum” diye tarif edecekti.

Tekrar tekrar dosyaları inceleyen Isser mayıs ayında İsviçreli bir gurubun ölen ve Yeruşalayim’e gömülecek hahamlarının tabutuna eşlik etmek için İsrael’e geldiklerini fark etti. Şüphelendi. Bu tören çocuğun kaçırılması için yapılan düzmece bir tören miydi acaba? Gelenleri izlemek üzere bir ekip kuruldu ve İsviçre’ye gönderildi. Günlerce aylarca takip sonuçsuz kaldı. Çocuk ortalıkta yoktu.

Isser kafaya koymuştu. Çocuğu bulacaktı. Karargâhını Avrupa’ya, Paris’e taşıdı. Adamlarını dünyanın dört bir tarafına, İtalya, Belçika, İngiltere, Güney Amerika’ya gönderdi. Yeruşalayim’den gelen ajanlar Ortodokslar'ın ünlü Yeşivalar’a katıldılar. Hatta Eichmann’ın kaçırılmasında görev yapan ajanlar bile çocuğu arıyorlardı. Çıt çıkmıyordu. En ufak bir iz bile yoktu

Isser gece gündüz çalışıyordu. Arkadaşları ona bir yatak getirmişlerdi. Yatağa “Yossel yatağı” ismini takmışlardı. Yorulduğunda orada kestiriyordu. Bütün çalışmalar neticesiz kalıyordu. Sonunda en yakın destekçileri bile artık aramayı bırakmasını tavsiye etmeye başladılar.

Derken bir Nisan sabahı ilginç bir bilgi geldi. Mossad ajanı Meir, Antwerp’te yaşayan yaşlı bir hahamın elmas tüccarı yandaşları arasına sızmayı başarmıştı. Haham çok saygındı, hatta iş dünyasındaki anlaşmazlıkları ki çoğu zaman bunlar milyon dolarlık davalar oluyordu, mahkemeler yerine hahamın önüne geliyor ve onun sözü kanun sayılıyordu. Elmas tüccarları Meir’e, sarışın mavi gözlü Katolik bir Fransız kadından bahsetmişlerdi. Bu kadın savaş sırasında aralarına katılmış ve pek çok Yahudi’yi kurtarmıştı. Yaşlı haham Itsıkel’den çok etkilenmiş ve din değiştirip Yahudi olmuştu. İlk evliliğinden olan oğlu da din değiştirmiş, Yahudi olmuştu ve Yeruşalayim’de bir Talmud okulundaydı. Fransız pasaportu, doğal zekâsı, iradesi her kapıyı açan sihirli bir formüldü sanki. Şu anda topluluk için paha biçilmez değerdeydi. Gizli örgütte geçirdiği yıllarda çok şey öğrenmişti. Akıllıydı, cesurdu, kılık değiştirme konusunda neredeyse bir uzmandı. İzini kapatmayı biliyor, güzelliğini, çekiciliğini silah olarak gayet iyi kullanabiliyordu. Antwerp’li Yahudiler, ajan Meir’e bu kadın için “o kutsaldır” bile demişlerdi. Ancak Madeleine isimli bu kadının yerini kimse bilmiyordu. Haham Itsıkel bile…

Isser’in içgüdüleri “kadını takip et” diyordu. Görünüşte yakından uzaktan hiçbir bağ yoktu. Ancak Isser’in nazarında bu kadın sınırsız potansiyele sahip bin bir suratlı bir kişilikti. Ortodokslar Yossel’i kaçırmak için bundan iyisini bulamazlardı. Kadının oğlu bildiği kadarı ile Yeruşalayim’deydi ve ismi Ariel’di. Isser ajanlarına “Ariel’i bulun ” diye emir verdi.

Birkaç gün sonra İsrael’den cevap geldi. Madeleine’nin oğlu Ariel gerçekten İsrael’deydi ama o da annesinin yerini bilmiyordu. Kayıtlar incelenmeye başlandı. Son senelerde Madeleine’nin  İsrael’e  birkaç kez geldiğini buldular. Son sefer geldiğinde pasaportuna kızı olarak işlettiği küçük bir kız çocuğuyla Alitalia uçağına binerek Zürich’e doğru yola çıktığını tespit ettiler. Kimdi bu kız? Madeleine’nin kızı yoktu. “Bulun bu kadını” dedi Isser adamlarına. “Ve çabuk olun .”

Sonunda Madeline’nin oğluna yazdığı mektupları ele geçiren Mossad izi buldu. Hatta mektuplarda Yoselle ile ilgili imalı ifadelere bile rastlandı. Şaşırtıcı bir şekilde Fransız gizli servisinin de yardımıyla kadının Fransa’da bulunan evini satışa çıkarttığı ve bazı alıcılar ile temasta olduğu öğrenildi. Belirtilen posta kutusuna Mossad ajanları çok iyi bir fiyata ev alabileceğini bildirdiler. Paris’te büyük otellerden birisinde 1962 Haziranında randevu verildi. Randevuya gelen kadını ajanlar güya avukatın bürosuna gidileceği gibi bir gerekçe ile kandırıp arabaya aldılar ve sorgu için evvelden hazırlanmış bir eve götürdüler.

Kadın eve girince bir tuhaflık olduğunu anlamıştı.
-Neler oluyor burada?
Mossad ajanı Yaakov Caroz son derece kibar bir şekilde:
-Madame, sizinle Yossel hakında konuşmak istiyoruz.
-Beni tuzağa düşürdünüz.
-Madame, Israel istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın elindesiniz ve tamamen emniyettesiniz. Bize yardımcı olacağınızı umuyoruz.

Aynı anda Yeruşalayim’de Ariel’de gözaltına alınır. Çapraz sorgu başlar. Ariel bütün bildiklerini anlatır. Fakat buna rağmen ne yaparlarsa yapsınlar kadın çözülmez. Günler geçmektedir. Evin kadının bulunduğu bölümüne erkekler girmez. Yahudi bir kadın ajan Madeleine’ye  koşer yemekler pişirir ve ihtiyaçlarını görmekte yardımcı olur.

Isser kadının entelektüel, çok zeki ve bilgili bir kadın olduğunun farkındaydı. Onunla bu şekilde konuşulmalıydı. Sorgu tıkanmıştı. Kadın direniyordu ve tehditlere pabuç bırakacak biri değildi. Feleğin çemberinden yüz kere geçmişti.

Sonunda Isser sorguya kendisinin girmesinin iyi olacağına karar verdi.

-Madame, sizin karşınızda şu anda İsrael devletini temsil ediyorum. Ben İsrael gizli teşkilatını başkanı Isser Harel’im. Oğlun bize bilmemiz gereken her şeyi anlattı ve senin hakkında neredeyse her şeyi biliyoruz. Yahudi dinine geçtin ve İsrael olmadan Yahudiliğin ayakta kalması mümkün değil. Kaçırılmasında rol oynadığın çocuk İsrael’de laik kesimle dinciler arasında bir savaşa sebep olmak üzere. Lütfen bize yardımcı ol ve çocuğun yerini söyle. Sen de bir kadınsın, bir annesin, birisinin sırf çocuğunu yetiştirme tarzını beğenmediği için senden alıp kaçırırsa ne hissedersin? Seni temin ederim ki ne senin ne oğlunun ne de bu olaya karışan her hangi birisinin hakkında dava açılmayacak.

Odadaki tek eşya olan masa ve iki iskemlede Madeleine ve Isser Harel karşılıklı oturmaktaydılar. Isser’in arkasında iki ajan ayakta kıpırdamadan duruyorlardı ve Isser’in  kişiliğini açıklaması dolayısıyla hayretten dillerini yutmak üzereydiler. Sorgunun en kritik yerine gelinmişti. Sessizce beklediler. Kadının yüzünde yaşamakta olduğu içsel çatışma ayan beyan okunuyordu.

Sonunda ilk konuşan Madeleine oldu:
-Söylediğin kişi olduğuna neden inanayım?

Isser cebinden hakiki pasaportunu çıkartıp kadına verdi. Kadın pasaportu bir uzman gibi inceledi. Defalarca Isser’in resmine ve Israel devletinin mührüne baktı, sonunda:

-Tamam, daha fazla dayanamayacağım, Yossele,  Gertner ailesinin yanında, 126 Pen Sokağı Broklyn, New York. Adı Yankele olarak değiştirildi.  

Yossel’in Amerika’dan alınıp İsrael’e getirilmesi hiç kolay olmadı. FBI çocuğu vermek istemedi. Sonunda olay Amerika adalet bakanı Robert Kenndy’nin önüne geldi ve ancak o zaman çözülebildi.

Yossele’i taşıyan uçak 4 Temmuz 1962 günü Lod havaalanına indi ve ailesine teslim edildi. İsrael’de gazeteler uzun uzun bu hikâyeyi yazdılar. Halk devletin gizli teşkilatı olan MOSSAD’a bir kere daha hayran oldu.

Size çocuğun kaçırılmasının detaylarını uzun uzun ahlatmayacağım. Sadece ihtiyar Nahman haham Itzıkel’den yardım istemişti. Haham da Madeleine’yi çağırmış ve onu görevlendirmişti. Bu noktada Ultra-ortodoks Yahudilerin dünyasının ne kadar karmaşık ve kapalı olduğunu söylemekle yetineceğim. O kadar ki MOSSAD bile bu dünyaya sızması son derece zor olabilmiştir.

Operasyondan sonra Paris’teki karargâhta küçük bir kutlama yapıldı. Bütün ajanlar Yossel’in yatağını da alıp İsrael’e döndüler. Isser Madeleine’ye MOSSAD’da çalışmasını önerdi ama kadın kabul etmedi. Daha sonra fanatik Naturei -Karta tarikatını hahamı Amram Bloy ile evlendi.

Isser Harel ve Yossel dokuz yıl sonra bir partide tanıştılar. Yossele o sırada bir tank birliğinde askerdi ve Isser’e “sayende buradayım, sen olmasaydın burada olamazdım” diyerek teşekkür etti.

Esen kalın.

Aaron Baruch   (Ankaralı)

Kaynakça : MOSSAD - Mıchael Bar-Zohar - Nıssım Mıshal
Detayları merak edenler varsa bana yazabilirler, elimden geldiğince cevaplarım…